İBB'ye yönelik 'Yolsuzluk' davasında 68'inci duruşma
İBB'ye yönelik 'Yolsuzluk' davasında 68'inci duruşma
(DHA) - İBB’ye yönelik ‘Yolsuzluk’ davasında, aralarında görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 53’ü tutuklu 414 sanık, 68'inci duruşmada hakim karşısına çıktı. Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısında bulunan yeni duruşma salonunda görülen davada, tutuksuz sanıklar savunma yaptı. Son olarak tutuksuz sanık Aziz İhsan Aktaş savunmasını yaparken, duruşma 25 Ağustos Salı günü saat 10.00’a ertelendi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen ‘Yolsuzluk’ soruşturması tamamlanarak 11 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlandı. İddianamede 'Örgüt lideri’ olarak adı geçen Ekrem İmamoğlu’nun; ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Rüşvet’, ‘Suç gelirlerinin aklanması’, ‘Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘Kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘Kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘Suç delillerini gizleme’, ‘Haberleşmenin engellenmesi’, ‘Kamu malına zarar verme’, ‘Rüşvet alma’, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘İrtikap’, ‘Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘İhaleye fesat karıştırma’, ‘Çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Vergi usul kanununa muhalefet’, ‘Orman kanununa muhalefet’ ve ‘Maden kanununa muhalefet’ suçlarını işlediği iddia edildi. İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
8 MİLYON KARŞILIĞINDA DESTEK İDDİASI
Tutuksuz sanık iş insanı Hamit Demir, “AK Parti Belediye Başkan Yardımcısı Ali Bey’e, ‘Bir plancıya ihtiyacım var, bana destek olur musun?’ dedim. O da, ‘Murat Çalık diye bir arkadaş var, biz de çalışıyoruz. Onunla görüşebilirsin’ dedi. Ben Murat Bey ile görüştüm, bize ön çalışma sundu. Belediye seçimlerinden sonra Murat Bey ile yolları ayırdık, başka bir arkadaşla çalışmaya başladık. 2014’te burayı aldıktan sonra burası sorunlu bir parseldi; 45 dönüm bir araziydi. Çok hacizler, davalar vardı. Murat Çalık Bey’e, ‘Burayı alacağım, bana bu konuda ne diyorsun?’ dedim. Çalık, ‘Burası çok sorunlu, senin kararın’ dedi. Ben de görüşmelere başladım. Belirli bir süre sonra satın almalar başladı. Sonraki süreçte Ekrem Başkan’dan bir randevu istedim. 2015 yılında Başkan’la görüştüm. Dedim ki: ‘Başkanım, bu arazileri alıyorum, biraz sıkıntılı süreç ama bu konuda ruhsatlama konusunda da destek olmanızı istiyorum’ O da dedi ki: ‘Ne demek, tabii ki yardımcı oluruz’ Biz sonraki süreçte belediye sürecini devam ettirdik. 2017’de ruhsatlarımızı çıkarma esnasında Belediye Gelirler Müdürlüğü’ne gittiğimde dediler ki: ‘Belediyeye bir ödeme yapacaksınız’ Ben de, ‘Ne kadar?’ dedim. ‘8 milyon bize bir ödeme yaparsanız bu konuda size destek oluruz’ dedi. Baktım ki yapmak zorundayım; çünkü işim var, işimi yapıyorum. Yapmazsam sıkıntı yaşayacağım. Ben de dedim ki: ‘Ya benim şu an mevcut param yok. Bu konuda nasıl destek olursunuz?’ Sonraki süreçlerde de konuşarak kısmi daire, kısmi para olmak kaydıyla verdim ve ruhsatlarımı aldım, inşaatımı yapıp bitirdim. Mutabakat sağladıktan sonra süreci şirketteki yöneticilere bıraktım. Daire devirleri, çekler ve ödemeler onlar vasıtasıyla oldu” dedi.
‘BİR İLETİŞİM CİHAZINA ANLAM YÜKLENDİĞİNİ DUYUNCA HAYRETE DÜŞTÜM’
Tutuksuz sanık İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, “Özel kalemde kullandığımız sıradan bir iletişim cihazına olağanüstü bir anlam yüklendiğini okuduğumda hayrete düştüğüm meşhur hat ve cihazdan söz etmek istiyorum. Sayın İmamoğlu’na ait hat ve cihaz; kendisinin mensubu olduğu partinin ilçe başkanlığı döneminden beri kullandığını bildiğim, çok fazla çağrı alan, özellikle sahada, seçim çalışmalarında, vatandaş taleplerinde kullanılan, nöbetçi arkadaşımız tarafından kullanılan bir telefon hattıdır. 2025’in ilk günlerinden itibaren hayatımızdan çıkmıştır. Hatta hayatımızdan o kadar çıkmıştır ki ben bu telefonla ilgili konuyu, tutuklanmadan önce bir arkadaşım beni telefonla arayıp ‘Televizyonu açsana’ dediği uyarıyla öğrendim. Haberin dış sesi de şöyle: ‘İmamoğlu’nun kayıp telefonu bulundu.’ Bizde o tarihte olmayan telefon bize niye sorulsun, o da ayrı bir mesele. Gözaltına alındım. Avukatlarımla nezarethanede ‘Acaba neden buradayım?’ kritiği yapıyoruz. Avukatlarım dedi ki: ‘Kadriye Hanım, siz gözaltına alındıktan sonra sosyal medyada bir telefon dolaşımı var, acaba konu bu olabilir mi?’ Tereddütsüz konunun kesinlikle bu olmayacağını, bunu ben bir hafta önce televizyonda izlediğimi, bunun bir soruşturma konusu olmayacağını söyledim. Avukatlarıma bunu söyledikten sonra bu cümle, avukatlarıma tutuklanmadan önce kurduğum son cümle olmuş oldu” dedi.
‘SUÇUN İŞLENDİĞİ İDDİA EDİLEN TARİHTE DEPREM BÖLGESİNDEYDİM’
Tutuksuz sanık İBB Genel Sekreter Yardımcısı Erdal Celal Aksoy, “İddianamede gösterilen eylem tarihinde, 6 Şubat depremi nedeniyle deprem bölgesindeydim. Hatay bölgesinde, İBB’nin afet koordinasyon işlerinde ben görevliydim. 7-8 ay zaten İstanbul’a gelmedim. Yani suçun işlendiği iddia edilen tarihte ben Hatay’da 3 bin kişinin başında afet işlerinde, yüz binlerce kişinin, depremzedelerin yardımıyla meşguldüm” dedi.
‘PROJE EKİBİNDE HİÇ YER ALMADIM’
Tutuksuz sanık eski İBB personeli Şehide Zehra Keleş, soruşturma kapsamında “ İBB Hanem” projesiyle ilgili gözaltına alındığını ancak proje ekibinde hiç yer almadığını söyleyerek, “Bizler İBB çalışanıydık, Ekrem Başkan da bizim belediye başkanımızdı. Kendisiyle birkaç kez iftarlarda bulunmuşluğum var sadece. Ayrıca, örgüt şeması denilen şey bu ise öncelikle ben yerleştirildiğim yere itiraz ediyorum. Çünkü ben bir sürü bilgi işlem çalışanı ile teknolojiden sorumlu olduğu iddia edilen Hüseyin Gün’ün altındayım. Burada pek çok insan şu itirazı yaptı: ‘Bu örgüt şeması değildir, bu organizasyon şemamızdır bizim, bu bizim çalışma akışımızdır’ Yani ben en azından kendi mesai arkadaşlarımla birlikte, kendi organizasyon şemam, kendi iş akışım içerisine yerleştirildiğim bir örgüt şemasında yer almayı umardım. Hiç tanımadığım, hiçbir birlikte çalışmadığım insanlarla ve yine hiç tanımadığım birine bağlı bir şekilde orada yer alıyorum. Bu kişilerin hiçbiriyle tek bir telefon görüşmem, mesajlaşmam. Rehberimde telefonları dahi kayıtlı değildir” dedi.
‘İTİRAZ ETME ŞANSIM YOK’
Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak tahliye edilen iş insanı Adem Kameroğlu, "Ben özellikle mülki işlerde, devlet işleriyle, bürokrasi işleriyle önüme çıktığı zaman hemen ‘Olsun, verelim, gitsin. Yeter ki işi bitirelim’ zihniyetiyle mücadelenin içinde oldum. Geldiğimiz noktada baktım ki bir süre sonra kuralıyla oynamazsam burada ben oyunu kaybederim. Konu Pelican Hill villalarıdır. 2013’te villalara başladık. 2016’da da bu villaların inşaatı başlayınca ikisi birlikte yoğun bir trafik başladı. 2017’de ne oldu? Biz ne oldu da bu villayı verdik? Ben savcılıkta verdiğim ifadelerin hepsinin arkasındayım. Ekrem Bey ve ailesi projeyi ziyaret ettiler. Benim o gün haberim yoktu. Sonraki süreçte onların genel müdürü Tuncay Yılmaz ile trafiğimiz başlamıştı. Onun talebi doğrultusunda, ‘Biz bu evi Ekrem Başkan’a almak istiyoruz. Biz ama ilk etapta her türlü indirimi yap bize, gerekiyorsa maliyetine.’ Ben de ‘Gerekirse yapayım, ne yapayım?’ Başka itiraz etme şansım var mı? Yok. Güzel bir yer seçtiler. Ben maliyete yakın çıkarttım, 1,5 milyon lira. ‘Ama biz bu parayı hemen ödeyemeyiz. Ne yapacağız? Bize 2-3 seneye yayılan bir vade süreci olsun.’ Peki. 2017 ile 2019 yılları arasında oluşan 1,5 milyon lirayı parça parça, yani 12 tane 100 bin liralık senet, bir tane 300 bin liralık çek olarak anlaşma yapıldı. Ödeme safhası gelmeye başladığında bize bir haber geldi, ‘Biz bu villaların ödemesini yapmak istemiyoruz. Bunlar kayıttan çıksın, biz bunları yedireceğiz. Siz bize sonra tekrar bunları iade edeceksiniz.’ Peki dedik, yapacak bir şey yok. Zaten biz bunu maliyetine veriyorduk. Bana söylenen bir şeye benim itiraz etme şansım var mı? Yok" dedi.
‘GELİP BENİM ÖNÜMÜ KESERLERSE KALIRIZ’
Kameroğlu, “Daha sonra dediler ki, ‘Bu mobilya şirketi faturasını Kameroğlu İnşaat ödeyecek.’ ‘Peki’ dedik, diyecek bir şeyim yok. Benim Beylikdüzü’nde muazzam, devasa bir inşaatım var. Oranın idaresiyle, belediyesiyle karşı karşıya en ufak bir şey söyleme şansımız var mı? Yok. Biz mobilya şirketinin faturasını ödedik. Yaklaşık olarak o günkü parayla 400 küsur bin lira. Yaklaşık 200 küsur bin lira civarında da peyzaj, havuzla ilgili işler ödendi. Pelican Hill’deki 155 no’lu villanın hadisesi budur. Ben bu villayı Sayın Ekrem İmamoğlu’na verdim” dedi. Kameroğlu, Metro Home projesinin iskan süreci ile ilgili ise kendisine, 'Necati Özkan’a 2 milyon karşılığı para ver' diye söylendiğini belirterek, Necati Özkan’la alakalı 2 milyon veremeyeceğimi ancak istiyorlarsa onun karşılığında mal vereceğimi söyledim. Bu benim canımın istediği bir şey değil. Bu 2 milyon da benim aslında yapacağım şey değil ama benim gözüm o an daire de görmüyor. Vereyim gitsin. Çünkü yarın bir gün bir işim olduğu zaman gelip benim önümü keserlerse kalırız" dedi.
‘SİZİN TEHDİDİNİZ SÖZ KONUSU DEĞİL’
Soru sormak için söz alan İmamoğlu, "Buluşmalarımızda zorda kaldığınızı veya tehdide maruz kaldığınızı ve ödediğiniz bu paraları geri vermek zorunda kaldığınızı niçin bana bir kez bile anlatmadınız?” diye sordu.
Kameroğlu, "Siz olmasanız dahi sizin yanınızda veya sizin etrafınızda olan insanların talimatı, bizim için her zaman için başkanın talimatı yerine geçti. Nihayetinde ben bu 155 no’lu villa için Kameroğlu İnşaat’ın kasasına 1 kuruş dahi almadım. Orada satışta gözüken 1 milyon 500 bin TL’yi de defaten söyledim, tekrar söyleyeceğim. Biz iade ettik. Tuncay Bey sizin genel müdürünüz efendim. Sizin genel müdürünüz sizin adınıza konuşur” dedi.
İmamoğlu daha sonra Kameroğlu’na, "Neyle tehdit edildiniz?” diye sordu. Kameroğlu ise cevaben, “Sizin direkt tehdidiniz söz konusu değil. Fakat işlerimize engel olunmaması, işlerimizin sekteye vurulmaması, işlerin ağırdan alınmaması için iyi geçinmek, bunları yapmak zorundaydık. Sizler bize baskı yaptınız demedim ben, orayı düzeltelim isterseniz. Biz bunu yapmak zorunda olduğumuzu hissettik” dedi.
‘SİSTEM’ İSİMLİ YAPI İDDİASI
Tutuksuz sanık Aziz İhsan Aktaş, “Bazılarının beyan ettiği üzere yanımdaki kişiler bir koruma ordusu değildir. Planlanan suikast girişimi nedeniyle devletin tahsis ettiği resmi korumalardır. İBB’de sistem adı verilen yapının nasıl işlediğini anlatacağım. Benim karşıma çıkan yapı, Ekrem İmamoğlu liderliğinde kurulmuş bir yapıdır. İmamoğlu’nun talimatları ve para talepleri, İBB iştiraklerden sorumlu başkan danışmanı Ertan Yıldız, başkan danışmanı İbrahim Bülbüllü, İstanbul Milletvekili ve CHP eski Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat ve diğer aracılar üzerinden iletilmekteydi. Belediyeden doğan mevcut alacakları ve hak ediş ödemelerini temel baskı aracı yapan, ayrıca belediyelerle mevcut iş ilişkisini ceza ve fesih gibi yöntemlerle sona erdirme tehdidini kullanan, imar ve ruhsat süreçlerinde kendilerine pay talep eden bir düzendir. İmamoğlu’nun siyasi hayatını finanse edebilmek amacıyla iş insanları üzerinde baskı kurulması yalnızca hukuka aykırı bir eylem değil, aynı zamanda vicdani değerler bakımından da kabul edilemez bir durumdur. Ertan Yıldız’ın ifadesinde, Ali Sukas’ın işleri organize edip temin edilen paraları Fatih Keleş’in yönettiği sisteme aktardığı belirtilmiştir. İSFALT Genel Müdürü Burak Korzay ifadesinde, ‘Ertan Yıldız, 'Sistem denilen bir yapı var. Oraya 30 milyon TL, yani karşılığı 970 bin dolar göndermeden parasını ödemezler' dedi. Ben de; bu nasıl iş? şeklinde tepki verdim. 2024 yerel seçim döneminde CHP mali işlerden sorumlu eski genel başkan yardımcısı ve İstanbul milletvekili Özgür Karabat beni aradı. İstanbul’da CHP’li belediyelerde ihale alan şirketlerin seçim için para vermesi gerektiğini, para vermeyenlerin sonraki dönemde olmayacağını ve ödemelerinin yapılmayacağını belirtip bunların Ekrem İmamoğlu’nun talimatı olduğunu söyledi. Özgür Karabat bu görüşmede İmamoğlu’nun talimatlı olduğunu, 5 milyon TL para vermem gerektiğini belirtti. Bu ödemeyi yapmadığım takdirde bana ve yakınlarıma ait şirketlerin hak edişlerinin ödenmeyeceğini söyledi. Karabat tarafından iletilen talebi karşılamamamız halinde şirketlerin nakit akışı bozulacak, banka kredilerinin ödemeleri aksayacak ve ticari olarak zor duruma düşecektik. Bu sebeple talepleri kabul etmek zorunda kaldım’ dedi.
'BERAATİMİ TALEP EDİYORUM’
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde şoför olarak görev yapan tutuksuz sanık Emre Manav, "Görevim, memur arkadaşı almak, sonrasında görev yerine gitmek, görev yerlerinden sonra da işimiz bittiğinde evine bırakmaktır. Olay günü de adı geçen otele gitmişizdir. Başkan Bey gelmiştir. Geldikten sonrasında da ben ekip araçlarını beklerken, çalıştığım memur arkadaşım Özgür Türkmen arayarak başkan beyin kıyafetlerini istemiştir. Ben de kıyafetlerini yukarıya getirmişimdir. Başkan beyin küçük bir yemeği vardı, onu gördüm. Birde lavaboyu kullandığını gördüm. Sonrasında tekrar araç yerine geri döndüm. Çok kısa bir süre sonra da başkan bey ekip olarak çıkmış, gitmiştir. Memur arkadaş da yanıma gelmiştir. Biz de beraberce ayrılmışızdır. Konuyla alakalı bütün durumum budur, beraatimi talep ediyorum” dedi.
'SUÇ DELİLLERİNİ DEĞİŞTİRME GİBİ LÜKSÜ OLAN BİR DURUMDA DEĞİLİM'
Tutuksuz sanık Özgür Türkmen, “Suç delillerini gizleme veya değiştirme tarafıma isnat ediliyor. Ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlık makamında görev alan bir devlet memuruyum. İddia edildiği gibi suç işleme lüksü olan, suç delillerini gizleme gibi, değiştirme gibi lüksü olan bir durumda değilim. Ben KPSS ile memur oldum, hak ederek kazandım ve bir memur maaşıyla İstanbul’da hayatta kalmaya çalışıyorum. Kamera bantlama gerekçesi olarak ben o gün oraya Ekrem Başkan’ın kıyafetlerini değiştirmek için kullanacağı otele gittim. Otelin giriş-çıkış görüntüleri şayet varsa eğer takım elbisesinin girdiğini, Ekrem Başkan’ın oraya yalnız girip çıktığını ve 15 dakika süre kaldığı tespit edilebilir” dedi.
DURUŞMA SAVCISINDAN ‘KAMERA BANTLAMA’ SORUSU
Duruşma savcısının 'Bu kamera bantlama işini sık sık yapar mısınız, Bu bantlama eylemini size birileri talimat mı verdi sorusuna; Türkmen, “Yok, bir kere yaptım kasıtsız. 2022 yılı aralık ayında göreve katıldım. Ben geldiğimde bu uygulama hep yapılıyordu. Gerekçe olarak da daha önce Ekrem Başkan’ın görüntülerinin medyaya servis edilmesinden kaynaklı. O zamanki ekibin almış olduğu kararda belirtiliyordu. Sadece bu duruma şahit oluyordum. Ekrem Başkan’ın sürekli bütün gittiği yerlerdeki kıyafet değişikliği, bu artık zaruri bir şey. Bu artık standart hale gelmiş tüm projelerde ekip arasında" dedi.
‘TELEFONLA İLGİLİ SAVCILIKTA VERDİĞİM İFADELERİN AYNISINI SÖYLÜYORUM’
Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan tutuksuz sanık eski İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı Naim Erol Özgüner savunmasında, "Hüseyin Gün’le hiçbir emir talimat ilişkimiz olmadı. Bir hiyerarşi yapısı içinde bulunmadım. Hüseyin Gün’ün altında bir örgüt üyesi olarak konumlanma pozisyonunu reddediyorum. 11 Mayıs gibi avukatımı savcı bey arıyor ve ‘Bir ihbar var, Erol Özgüner'de Ekrem Bey’in telefonu varmış’ diyor. Avukatım Silivri’ye geldi. ‘Abi, sende böyle bir telefon var mı’ dedi. ‘Var’ dedim. Zaten o gün polisler arama yapsa bulacaklardı evimde. Dolayısıyla telefon var. Ben 15 gündür cezaevindeyim ve ailem evin içine girdi, bir şeylerin yerini değiştirdi mi, bilmediğim için bu konuda bir şey söyleyemem. ‘Ailemle konuşun, eğer ellemedilerse yatak odasında’ diye söyledim. 12 Mayıs günü yaklaşık 20 kişilik bir polis ekibiyle evimde arama yapılıyor. Telefon bulunuyor. 14 Mayıs’ta da ben mevcutlu olarak Silivri’den Çağlayan’a götürüldüm ve bu olayı aynen böyle sayın savcımıza anlattım. Sayın savcımız ‘Burcu Hanım kimdir’ diye sordu. Ben de ‘Özel Kalem asistanıdır’ dedim. ‘Kadriye Hanım’a mı bağlıydı’ dedi. ‘Evet’ dedim. ‘Kadriye Hanım bu konuyu biliyor mu’ dedi. Telefonu bana verme konusunu değil, çünkü Melih Geçek’e veriliyordu telefon. Dolayısıyla bana dair bir yönlendirme olduğunu düşünmüyorum. ‘Peki, sana verildiğini biliyor mudur’ dedi. ‘Bildiğim kadarıyla biliyordur’ dedim. 19 Mart günü bir telefon asistan tarafından verilirse herhalde müdürüne bu bilgi iletilmiştir. Dolayısıyla ‘Bildiğim kadarıyla’ diye bir ifade kullandım orada. ‘Kadriye Hanım’a kim vermiştir’ dedi. ‘Onu bilmiyorum efendim’ dedim. Burcu Hanım’dan sonrası bende yok. Dolayısıyla ‘Onu bilmiyorum’ dedim. Dolayısıyla bu telefonla ilgili konuda aslında savcılıkta verdiğim ifadelerimin tamamen aynısını söylüyorum. Olay böyle oldu" dedi.
İMAMOĞLU SORU YÖNELTTİ
İmamoğlu, Özgüner’e soru sormak için söz alarak, 'Telefonu evinde de niye sakladın?' diye sordu.
Özgüner ise, "19 Mart günü yoğun bir gün yaşandı. Anlattığım gibi telefon bana verildi. Ben sizin telefonunuz olduğu için evimde saklamadım, muhafaza ettim diyelim buna çünkü siz o akşam da çıkabilirdiniz, iki gün sonra da çıkabilirdiniz” dedi. İmamoğlu ise, “Size verirken demediler mi ‘Bu 4-5 sene önceki telefon” diye sordu. Özgüner, “Yok, hayır, denmedi” dedi. (DHA)
‘SUÇ TEŞKİL EDEN HERHANGİ BİR İŞLEME BİLEREK KATKIDA BULUNMADIM’
Tutuksuz sanık İBB Veri Tabanı Yöneticisi İdris Yıldırım, “Herhangi bir kimseyle kişisel verinin hukuka aykırı kaydedilmesi ya da paylaşılması konusunda ortak karar almadım. Böyle bir amaçla talimat vermedim, talimat almadım ve suç teşkil eden herhangi bir işleme bilerek katkıda bulunmadım. Hakkımda ortak suç işleme kararı veya fiil üzerinde ortak hakimiyet bulunduğunu gösteren bir mesaj, bir toplantı kaydı, teknik bir log veya başka bir somut delil yok” dedi.
‘MEHMET PEHLİVAN’IN BENİ GÖREVLENDİRMESİ MÜMKÜN DEĞİL’
Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan inşaat firması sahibi Adem Soytekin’in eski avukatı, tutuksuz sanık Onur Büyükhatipoğlu savunmasında, “Adem Soytekin kendisini ziyaret eden başka avukatlarla görüşmeler yapmış. Ben bunların hiçbirisini görmedim, hiçbirisini bilmiyorum. Medyada etkin pişmanlığa dair beyanda bulunduğunu öğrendikten sonra cezaevine yanına gittim. En son 17 Haziran’da gittim. 17 Haziran’da gitmemin nedeni de etkin pişmanlıkta bulunduğunu bilmiyorum, medyaya yansımamış. O gün adliyede tutukluluk kararına ben itiraz ettim. Meğerse ben Adem Bey’in tutukluluk kararına itiraz ederken benim haberim olmaksızın başka bir meslektaşımıza etkin pişmanlığa dair beyanda bulunmuş. Kötü niyetli olduğunu düşünmüyorum; kastını aşar şekilde cezaevi psikolojisiyle farklı beyanlarda bulunmuş. Adem Bey hakkımda asılsız iddialarda bulunduktan sonra da beni birçok kez cezaevine çağırdı. Gitmek istemedim. Buna rağmen çağırdı. İtirafçı olduğunu düşündükten sonra yine avukatlığını yapmamı istedi ama gitmedim. Niye gideyim? Benim hakkımda beyanlarda bulunmuş. Tek bir cezaevi kaydı bulamazsınız. Soytekin’den talimat almak da gerçekten kolay değildir. Soytekin’e ‘Bana bir konuda talimat ver’ derseniz, ‘Bana güvenmiyor musun? Benim sözüm senettir’ der. Halen de güveniyorum kendisine. Ancak bazı konularda iyi ki talimatlar almışım. Soytekin bu dosyada ilginç şekilde 8 kez ifadeye gitmiş ve hakkımda 3 kez beyanda bulunmuş. İlki; YT Hukuk’taki akşam olduğunu iddia ettiği ama baz kayıtlarına göre akşam olmayan bir gizli toplantı yaptığımız. Bu toplantı gizli değil. Aleni, açık hukuk ofisi. Hukuk ofisi dışında müvekkilimizle nerede buluşabiliriz? Telefonlarımız yanımızda, ofisimizde kamera var. Soytekin 7 Mart ile 19 Mart tarihi arasında her gece ofiste gizli toplantı yaptığımızı iddia etmiş. 19 Mart’a kadar bu toplantılar devam etmiş; çok ilginç, hiçbirisinde baz kaydı yok. Mehmet Pehlivan’ın olduğunu iddia etmiş. Orada Mehmet Pehlivan yok. Benim o gün Mehmet Pehlivan’la baz kaydım da yok. Mehmet Pehlivan’ı tanıyor muyum? Evet. Kendisi 2023 yılından beri tanıdığım arkadaşımdır. Ancak şunu da belirtmem gerekir: Pehlivan Hukuk Fakültesi’nde öğrenciyken ben bu koridorlarda hakim, savcı, avukat olarak dolaşıyordum. Pehlivan’ın beni birine görevlendirebilmesi mümkün değil. Pehlivan beni bu dosyada hiçbir kimseye görevlendirmedi, görevlendiremez de. Ayrıca bu kadar sanık var. Soytekin dışında benim hakkımda iddiada bulunan bir kişi var mı? ‘Onur Büyükhatipoğlu geldi, bana baskı yaptı, bana şunu getirdi, bunu götürdü’ iddiası var mı?” dedi.
DURUŞMA SALI GÜNÜNE ERTELENDİ
Duruşma 25 Ağustos Salı günü saat 10.00’a ertelendi.
(DHA)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

