TBMM Okul Olaylarını Araştırma Komisyonu toplandı

POLİTİKA (TURK360) - TURK360TR | 17.06.2026 - 22:02, Güncelleme: 17.06.2026 - 22:02 81 kez okundu.
 

TBMM Okul Olaylarını Araştırma Komisyonu toplandı

(DHA)- TBMM Şanlıurfa ve Kahramanmaraş Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu toplandı. CHP, DEM Parti ve İYİ Parti'nin yanı sıra Eğitim-Sen ve Birleşik Kamu-İş, özel sektör öğretmenlerinin TBMM Çankaya kapısı önünde uğradıkları polis müdahalesini eleştirerek komisyon toplantısını terk etti.
TBMM Şanlıurfa ve Kahramanmaraş Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı. Komisyon toplantısının açılışında konuşan Beyazıt, komisyonun Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta gerçekleştirdiği inceleme ziyaretlerine ilişkin bilgiler vererek, "İncelemenin devamında menfur saldırıda gözünü kaybeden Sevilay öğretmenimiz evinde ziyaret edilmiş, geçmiş olsun dileklerinde bulunulmuş, talepleri dinlenmiştir. İnceleme kapsamında, yaralı öğrencilerimiz ve aileleri ile yaralanan öğretmenlerimiz, yararlanan okul kantincisi ve polisimizle görüşme gerçekleştirilmiş, sağlık durumları hakkında bilgi alınmış, talepleri dinlenilmiş, Siverek'teki öğrencilerimizin sağlık durumunun iyi olması ayrıca bizi mutlu etmiştir. Kıymetli arkadaşlar, aileler çocukların dijital mecralarda maruz kaldıkları içerikleri yakından takip etmeli, öğretmenlerin de içine kapanık ve davranışlarında değişiklikler gözlenen öğrencileri rehberlik servislerine yönlendirmelerinin gerekli olduğunun da önemini bir kez daha vurgulamak isterim" ifadelerini kullandı.   'DİJİTAL PLATFORMLARIN ÇOCUK GÜVENLİĞİ KONUSUNDAKİ SORUMLULUĞU ARTIRILMALI'   Ardından CHP Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, DEM Parti Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun ve İYİ Parti Manisa Milletvekili Şenol Sunat, polisin özel sektör öğretmenlerine TBMM Çankaya Kapısı önünde yaptığı müdahaleyi eleştirdi ve kınadı. Ardından Eğitim Bir-Sen Genel Başkan Yardımcısı Ali Deniz, milletvekillerine sunum yaptı. Deniz, okul saldırılarına neden olan etkenlerin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirtti ve 'Eğitim Ekosisteminde Şiddet: Kurumlar Arası Koordinasyon ve Sorumluklar' başlıklı çalıştay düzenlediklerini söyledi.   Deniz, "Bugünün çocuk güvenliği meselesi dijital dünyadan bağımsız düşünülemez. Şiddet içeriklerinin kontrolsüz biçimde paylaşılması, okul içi olaylara ait görüntülerin dijital ortama sızdırılması ve medyada etkileşim odaklı yayıncılığın etik ilkelerin önüne geçmesi çocuklar üzerinde modelleme ve taklit etkisi oluşturabilmektedir. Bir okulda yaşanan olay kısa sürede yayılmakta, çocuklar bu görüntülere tekrar tekrar maruz kalmakta ve bazı riskli davranışlar dijital ortamda görünürlük kazanarak normalleşebilmektedir. Siber zorbalık, çevrim içi oyunlar, kapalı dijital ağlar, mahremiyet ihlalleri ve yaşa uygun olmayan içerikler artık eğitim ekosistemini doğrudan etkileyen unsurlar haline gelmiştir. Bu nedenle medya dili ve dijital paylaşım sorumluluğu mutlaka yeniden ele alınmalıdır. Dijital platformların çocuk güvenliği konusundaki sorumluluğu artırılmalı, zararlı içeriklerin kaldırılması hızlı ve etkili hale getirilmelidir. Dijital okuryazarlık yalnızca öğrencilere yönelik bir konu olarak görülmemelidir, öğretmenler de dijital riskleri tanıyarak çocukları doğru yönlendirecek ve gerektiğinde müdahale edebilecek şekilde desteklenmelidir" diye konuştu.   'OKUL GÜVENLİĞİ STANDART VE RİSK TEMELLİ BİR MODELE KAVUŞTURULMALIDIR'   Deniz, yaşanan okul saldırılarına ilişkin çözüm önerilerini şu şekilde sıraladı;   "Önleyici ve erken müdahaleyi hedefleyen sistemler kurulmalıdır. Riskli öğrenciler yalnızca bireysel gözlemlerle değil, devamsızlık, disiplin, akademik performans ve davranış verileri üzerinden sistematik analizlerle tespit edilmelidir. Risk tespiti sonrasında standart ve zorunlu müdahale protokolleri oluşturulmalıdır. Aile odaklı politikalar güçlendirilmelidir. Yani ailelere yönelik zorunlu eğitim ve rehberlik programları yaygınlaştırılmalı, aile sorumluluğu hukuki çerçevede daha net tanımlanmalıdır. Ailelerin dijital riskler, çocuk gelişimi ve davranış yönetimi konularında sürekli desteklenmeleri sağlanmalıdır. Eğitim sistemi sosyal, duygusal ve davranışsal gelişimi de merkeze alacak şekilde güçlendirilmelidir. Disiplin sistemi caydırıcı, tutarlı ve uygulanabilir hale getirilmeli. Okul güvenliği standart ve risk temelli bir modele kavuşturulmalıdır. Yani okulun güvenlik görevlisi sürekli çalışmalı, her öğrenciyi mümkünse tanıyacak sürede okulda bulundurulmalıdır. Okul çevresi güvenliğinde yerel yönetimler, Emniyet ve ilgili kurumlarla koordineli bir şekilde iletişim sağlanmalı, güvenlik, rehberlik ve okul yönetimi arasında sürekli bilgi paylaşımı kurulmalıdır. Hukuki ve kurumsal düzenlemeler sahada işler hale getirilmelidir. Kurumlar arası koordinasyon yalnızca protokol düzeyinde kalmamalı, zorunlu ve işleyen bir sisteme dönüştürülmelidir. Eğitim, sosyal hizmetler, emniyet ve adli birimler arasında çocuk mahremiyeti gözetilerek takip zinciri kurulmalıdır. Medya ve dijital alan düzenlemeleri mutlaka güçlendirilmelidir. Şiddet içeriklerinin paylaşımına yönelik hızlı ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı, zararlı içeriklere karşı anlık müdahale ve içerik kaldırma süreçleri hızlandırılmalıdır. Toplumsal ve kültürel politikalar mutlaka güçlendirilmelidir. Dayanışma, empati, merhamet ve sorumluluk gibi değerleri merkeze alan eğitim anlayışı yaygınlaştırılmalıdır. Yani akademik eğitimi ön planda tutan bir eğitim sistemi değil aynı zamanda çocukları test ile tost arasına sıkıştıran bir anlayış değil aile, okul ve toplum arasındaki bağları güçlendiren çok paydaşlı sosyal projeler geliştirilmelidir. Raporumuzda mesele yalnızca tespit düzeyinde bırakılmamış; kısa, orta ve uzun vadeli bir eylem planı da ortaya konulmuştur. Kısa vadede yani ilk yıl içerisinde okullarda risk haritaları oluşturulmalı, medya ve dijital içeriklere yönelik denetim ve müdahale süreçleri hızlandırılmalı, rehberlik ve psikososyal destek hizmetlerinin kapasitesi artırılmalıdır."   'CHP GRUPU OLARAK BU TOPLANTIYI TERK EDİYORUZ'   Sunumun ardından CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş söz aldı. Özçağdaş, özel sektör öğretmenleri ile ilgili yaşanan olayları hatırlattı ve öğretmenlerin yaşadıkları problemleri paylaştı. Özçağdaş, "Öğretmenler Meclis'in önüne gelmişler, dayak, sopa, yerlerde sürükleme, gözaltına alındılar. Biz 3 vekil arabadaydık, indik, 'Yapmayın, etmeyin, bırakın, bari Meclis’e alalım', yok. İçeride 6 tane sendika dinleyeceksiniz, 7'nciyi dışarıda sopalayacaksınız. 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde' gibi; burada çok kibar, dışarıda polisle sopa. CHP grubu olarak bu toplantıya devamda bir yarar görmüyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’ni çok açık olarak da uyarıyoruz. Siz o iktidarın bir parçasısınız. Siz o iktidardan bağımsız, nazik insanlar değilsiniz. Geçen sene yine muhalefet partilerinin tamamı Meclis İçtüzüğü'ne uygun olarak Milli Eğitim Komisyonunun toplanması teklifini verdik. Ayşen Gürcan İç Tüzüğe aykırı bir şekilde toplamadı. Dolayısıyla bir tiyatro oynamayacağız. CHP grubu olarak bu toplantıyı terk ediyoruz. Özel sektör öğretmenlerine, mülakat mağduru öğretmenlere yapılan şiddeti nefretle kınıyoruz" dedi.   'BEN DE BU KARARA KATILIYORUM'   İYİ Parti Manisa Milletvekili Şenol Sunat, "Bu şartlarda bugün gelen, dinleyemediğimiz sendika yöneticisi arkadaşlarımızdan özür dileyerek ben de bu kararın doğru olduğuna inanıyorum. Bir tepki koymak zorundayız artık, bu tepkiyi hep birlikte koymalıyız. Ben de bu karara katılıyorum ve kalkıyorum" değerlendirmesinde bulundu.   'ÇALIŞMAYI BAŞKA BİR GÜNE KOYMANIZI TALEP EDİYORUM'   DEM Parti Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun ise öğretmenlerin fiziki müdahaleye maruz kaldığını vurgulayarak, "Bir ara talep ediyorum ya da başka bir güne çalışma koymanızı talep ediyorum. Yani bu komisyonun amacı şiddeti önleme ama şu anda öğretmenlerimiz polis şiddetine uğruyor. O nedenle, bizler de bir ara talep edelim, konuyu değerlendirelim başka bir güne alma açısından. Sendika Başkanları da burada, onlar da görüşlerini ilave etsinler. Özel sektör öğretmenlerinin de sorunlarını anlatması için, eğitim bakış açılarını ilave etmeleri için buraya gelirler. Aynı şekilde de bence komisyon olarak şu anda gidip yerinde öğretmenleri ziyaret edelim, durum nedir, orada görelim" ifadelerini kullandı.   'EĞİTİM-SEN OLARAK TOPLANTIYA DEVAM ETMEYECEĞİZ'   Daha sonra CHP, İYİ Parti ve DEM Partili milletvekilleri komisyon toplantısını terk etti. Komisyon Başkanı Beyazıt, toplantıya ara verdi. Ara sonrasında komisyon yeniden toplandı. Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş, sunum yaptı. Güneş, toplantının başka bir güne ertelenmesini talep ederek, "Bu şiddet hali bu toplantının bu koşullarda sağlıklı bir şekilde yürütülemeyeceğini hepimize gösteriyor. Milletvekillerinin toplantının ertelenmesine ilişkin önerileri vardı, biz de bu öneriyi destekliyoruz çünkü önceki gün Genel Başkanımız ters kelepçeyle gözaltına alındı. Yine, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının Başkanı Eren Edebali aynı şekilde gözaltına alındı ve şu an gözaltında. Şiddet sadece okulda yaşanmıyor, eğitim emekçilerine yönelik şiddeti toplumun her alanında görebiliyoruz. Bugün Ankara sokaklarında öğretmenlere yönelik polis şiddeti de aynı zamanda bu şiddeti körükleyen bir noktadadır. Biz de Eğitim-Sen olarak bu toplantının ertelenmesini, ertelenmeyecekse de Eğitim-Sen olarak toplantıya devam etmeyeceğiz" diye konuştu.   'TOPLANTIDAN AYRILMAK İSTİYORUZ'   Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım da söz alarak özel sektör öğretmenlerinin yaşadıklarını paylaşarak, şöyle devam etti;   "Dışarıda bu derece bir şiddet dalgası halihazırda yaşanıyor. Bu şiddetin bir parçası öğretmenlerin gerek resmi kurumlarda gerek özel kurumlardaki sağlıklı yaşam ve çalışma koşulları da bu şiddeti etkileyen ana koşullardan bir tanesi olduğunu biliyoruz. Dışarıda şiddet devam ederken bizim burada, 'Okullarda şiddeti nasıl önleriz?' söylemini bugün için konuşmanın gerçekten doğru olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü dışarıda bir başkası şiddete maruz kalırken burada dışarıya göre daha konforlu bir alanda bunu konuşmayı çok doğru görmüyorum. O yüzden de müsaadenizle diğer arkadaşlarımıza da saygısızlık olmadan ve her birinize teşekkür ederek biz de müsaadenizle toplantıdan ayrılmak istiyoruz."    'EĞİTİM ÇALIŞANLARINA YÖNELİK ŞİDDET 'TÜRK CEZA KANUNU'NDA AYRI BİR SUÇ OLARAK DÜZENLENMELİ'   Türk Eğitim-Sen Genel Başkan Yardımcısı Selahattin Dolgun, milletvekillerine sunum yaptı. Dolgun, okullardaki şiddetin önlenmesi için yasal tedbirlerin güçlendirilmesi gerektiğini ve caydırıcı tedbirlerin alınması amacıyla 'Öğretmenlik Meslek Kanunu'nda düzenleme yapılması için yoğun girişimlerde bulunduklarını belirtti. Dolgun, "Okul güvenliğin sağlanmasına ve şiddetin önlenmesine yönelik yasal tedbirlerin güçlendirilmesi zorunluluk haline gelmiştir. Bu kapsamda, eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin 'Türk Ceza Kanunu'nda ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmesi caydırıcılığın artırılması açıdan önemli bir adım olacaktır. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti asla hoşgörü gösterilmeyeceği, aksine, şiddet suçlarında mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin yerleştirilmesi ve kamu sağlığını bozduğu için de ayrıca cezalandırılacağı düşüncesinde oluşturulması önleyicilik açısından önemli bir adım olacaktır. Ayrıca, eğitim hizmetinin niteliğini ve kamu yararını olumsuz etkilemesi nedeniyle bu tür eylemlerin daha ağır yaptırımlarla karşılanması gerekmektedir. Öncelikle her okula güvenlik görevlisi tahsis edilmelidir. Şiddetin önlenmesine yönelik güvenlik tedbirlerinin eksiksiz biçimde hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Okullara girişlerin güvenli bir şekilde yapılabilmesi için velilerin ve öğrencilerin kontrollü giriş sistemlerine geçirilmesi, okul girişlerinde metal dedektörler ve kimlik kartıyla geçiş sistemlerinin kurulması önem arz etmektedir. Ayrıca, acil kod uygulaması okullarda devreye alınmalıdır ki benzeri olaylarda hızlı ve etkili müdahale sağlanabilsin" ifadelerini kullandı.   'ÖĞRETMENLERİ İTİBARSIZLAŞTIRMAMIZ LAZIM'   Disiplin ve sınıf geçme yönetmeliklerinin gözden geçirilmesini ve okul idareli ile öğretmenlerin eğitim süreçlerindeki rollerinin güçlendirilerek yetki verilmesini söyleyen Dolgun, ilgili bakanlığın okullarda yaşanan her türlü saldırının sıkı takipçisi olması gerektiğini ekledi. Dolgun, "Herkes bilmelidir ki öğretmenin itibarı aslında devletimizin ve milletimizin itibarıdır. Bu itibarın sarsılması, toplumumuzun temel değerlerinin yerle yeksan olması anlamına gelir. Biz çocuklarımızı öğretmenlere teslim ederken 'Eti sizin, kemiği bizim' derdik. Şimdi, öğretmenlerimiz çocuklarımızın başını okşasa, 'Evladım dersini yaptım mı?' diye soru sorsa 'Psikolojisi bozuldu' diye maalesef velilerimiz CİMER'e şikayette bulunuyorlar. Bu sorunun önüne geçmek zorundayız. Öğretmenlerimize yetki vermek zorundayız. Ben 50 yaşındayım, bu bayramda memlekete gittiğimde öğretmenimi gördüm, ceketimi ilikleyip koşarak yanına gittim. Şimdi, öğretmenleri gören öğrenciler elini omuzlarına atıyor, 'Ne haber hoca?' diyor, bırak ellerini öpmelerini. Bizim bunları çözmemiz lazım, öğretmenleri itibarsızlaştırmamız lazım, saygınlıklarını sağlamamız lazım. Önüne gelen herkes CİMER uygulamasıyla eğitim çalışanlarını, öğretmenleri, okul idaresini şikayet etmektedir. Bu kapsamda CİMER başvurularına ilişkin mevcut uygulamanın gözden geçirilmesi ve gerekli düzenlemenin yapılması elzemdir. Bu çok önemli bir maddedir. Eğitim çalışanları hakkında yapılan başvurularda şikayetçinin adı, soyadı, imza ve adres bilgilerini içermeyen, somut bilgi ve belgelere dayanmayan, açık bir olaya işaret etmeyen ihbar ve şikayet dilekçelerinin işleme alınmaması sağlanmalıdır. Ayrıca, asılsız olduğu açıkça tespit edilen ihbar ve şikayetler hakkında caydırıcı düzenlemeler muhakkak getirilmelidir" diye konuştu.   'ÖĞRENCİLERİN SOSYAL MEDYADAKİ FAALİYETLERİ FİZİKSEL ŞİDDETE DÖNÜŞÜYOR'   Hürriyetçi Eğitim-Sen Genel Sekreteri Ömer Özyavuz ise okullara ve öğretmenlere yönelik saldırılar nedeniyle komisyonun daha erken kurulup tedbir alınması gerektiğini kaydetti ve okul güvenliği politikaları, risk analizleri ve önleyici mekanizmaların yeniden gözden geçirilmesi önerisinde bulundu. Özyavuz, "Günümüzde okul şiddetini yalnızca fiziksel ortamlarla sınırlı değerlendirmek de mümkün değildir. Teknolojinin ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte dijital şiddet de eğitim ortamlarını doğrudan etkileyen önemli bir sorun haline gelmiştir. Dijital şiddet sosyal medya platformları, mesajlaşma uygulamaları ve çevrim içi oyunlar gibi dijital teknolojiler kullanılarak bireylerin hedef alınması, tehdit edilmesi, manipüle edilmesi, aşağılanması veya taciz edilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Fiziksel sınırları aşan bu şiddet türü öğrenciler, öğretmenler ve hatta veliler üzerinde ciddi psikolojik, sosyal ve ekonomik sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle öğrenciler arasında sosyal medya üzerinden yürütülen akran zorbalığı, dışlama, ifşa, hakaret ve tehdit içerikli paylaşımlar okul ortamındaki çatışmaların büyümesine ve zaman zaman fiziksel şiddete dönüşmesine neden olmaktadır" dedi.   'OKULLARDA GÜVENLİK GÖREVLİLELİRİNİN BULUNMAMASI ŞİDDETİN BAŞ SEBEPLERİNDEN'   Eğitim ve Bilim Gücü Sendikası Genel Sekreteri Sinem Akşemsettinoğlu ise komisyonda şiddetin ele alınırken Meclis kapısı önünde özel sektör öğretmenlerinin şiddete maruz kalmasının acı ve üzücü olduğunu dile getirdi. Akşemsettinoğlu, "Okullarda güvenlik görevlilerinin bulunmaması şiddet sorunun baş sebeplerinden biri. Sendika olarak şiddet saldırısının bulunduğu okullarımızı ziyaret ettik. Aslında müdahalede kolluk kuvvetlerimiz gecikmemiş, 5 dakika içinde kolluk kuvvetlerimiz müdahalede bulunmuş ancak okullardaki vaka bahçede başlamış ve bahçeden girene kadar herhangi bir güvenlik tedbiri olmadığı için, engellenemediği için maalesef çok acı sonuçlar doğurmuş. Bizim güvenlik görevlilerine baktığımız zaman; 60 bine yakın Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okulumuzda Bakanlık tarafından görevlendirilen kadrolu güvenlik personelimiz bulunmuyor. Nerelerde bulunuyor? PIKTES gibi projelerle bütçesi karşılanan okullarımızda güvenlik personellerimiz var, okul aile bütçesinden yeterli geliri olan okulların gene kendi bütçesiyle sağladığı okullarda güvenlik personelimiz var. Bu da tabii ki fırsat eşitsizliğini ön plana çıkarıyor. Çocuklar çantalarına istedikleri zarar verici unsuru sokabiliyorlar ve bizler aslında öğretmenler olarak buna müdahale etme hakkına sahip değiliz. Örneğin, öğretmen olarak bir öğrencinin çantasında herhangi zarar verici bir şey olduğundan şüpheleniyorsunuz, dikkatinizi çekti, çocuğun davranışlarında gariplik var. Çocuğun çantasını açıp kontrol etme hakkına hukuken sahip değil öğretmenlerimiz. Bizler bunu diğer öğrencilerimizi korumak, okulu korumak ya da öğretmenlerimizi korumak adına aslında yasa dışı yapıyoruz" dedi. Akşemsettinoğlu ayrıca okullara x ray cihazı kurulmasını, ziyaretçilerin kartlı sistemlerle içeri girmesi gerektiğini de ekledi.   '4+4+4 SİSTEMİNİN TEKRAR DEĞERLENDİRİLMESİ LAZIM'   Ardından milletvekilleri sendika temsilcilerine sorular yöneltti. Türk Eğitim-Sen Genel Başkan Yardımcısı Selahattin Dolgun, öğretmenler olarak önceliklerinin güvenlik olduğunu aktararak, "İlk önceliğimiz güvenlik. Maaşımızı falan düşünmez olduk, canımızı kurtarıp eve nasıl akşam döneriz onun derdine düştük. Bunun da çözümü zorunlu eğitim, bunu not alırsanız sevinirim. Zorunlu eğitimin tekrar değerlendirilmesi lazım, 4+4+4 sisteminin Milli Eğitim Bakanlığımız ve Parlamentomuzda, Meclisimizde tekrar değerlendirilmesi lazım. Bir çocuk, 'Ben okumayacağım' diyorsa bunu zorla okutmayalım, MESEM'lere, meslek liselerine, atölyelere yönlendirelim. Zorunlu eğitimin tekrar gözden geçirilmesi lazımdır. Daha doğrusunu söyleyeyim, 4+4+4'ten önceki sistemimiz en makul sistemdir, ona geçilmesi lazım. Anaokulu zorunlu olsun, 5+3, liseyi de çocuk okumazsa gitsin bir meslek öğrensin, herkesin okuyacağı diye bir kaygısı olmasın" değerlendirmesinde bulundu. (DHA)
(DHA)- TBMM Şanlıurfa ve Kahramanmaraş Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu toplandı. CHP, DEM Parti ve İYİ Parti'nin yanı sıra Eğitim-Sen ve Birleşik Kamu-İş, özel sektör öğretmenlerinin TBMM Çankaya kapısı önünde uğradıkları polis müdahalesini eleştirerek komisyon toplantısını terk etti.

TBMM Şanlıurfa ve Kahramanmaraş Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı. Komisyon toplantısının açılışında konuşan Beyazıt, komisyonun Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta gerçekleştirdiği inceleme ziyaretlerine ilişkin bilgiler vererek, "İncelemenin devamında menfur saldırıda gözünü kaybeden Sevilay öğretmenimiz evinde ziyaret edilmiş, geçmiş olsun dileklerinde bulunulmuş, talepleri dinlenmiştir. İnceleme kapsamında, yaralı öğrencilerimiz ve aileleri ile yaralanan öğretmenlerimiz, yararlanan okul kantincisi ve polisimizle görüşme gerçekleştirilmiş, sağlık durumları hakkında bilgi alınmış, talepleri dinlenilmiş, Siverek'teki öğrencilerimizin sağlık durumunun iyi olması ayrıca bizi mutlu etmiştir. Kıymetli arkadaşlar, aileler çocukların dijital mecralarda maruz kaldıkları içerikleri yakından takip etmeli, öğretmenlerin de içine kapanık ve davranışlarında değişiklikler gözlenen öğrencileri rehberlik servislerine yönlendirmelerinin gerekli olduğunun da önemini bir kez daha vurgulamak isterim" ifadelerini kullandı.

 

'DİJİTAL PLATFORMLARIN ÇOCUK GÜVENLİĞİ KONUSUNDAKİ SORUMLULUĞU ARTIRILMALI'

 

Ardından CHP Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, DEM Parti Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun ve İYİ Parti Manisa Milletvekili Şenol Sunat, polisin özel sektör öğretmenlerine TBMM Çankaya Kapısı önünde yaptığı müdahaleyi eleştirdi ve kınadı. Ardından Eğitim Bir-Sen Genel Başkan Yardımcısı Ali Deniz, milletvekillerine sunum yaptı. Deniz, okul saldırılarına neden olan etkenlerin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirtti ve 'Eğitim Ekosisteminde Şiddet: Kurumlar Arası Koordinasyon ve Sorumluklar' başlıklı çalıştay düzenlediklerini söyledi.

 

Deniz, "Bugünün çocuk güvenliği meselesi dijital dünyadan bağımsız düşünülemez. Şiddet içeriklerinin kontrolsüz biçimde paylaşılması, okul içi olaylara ait görüntülerin dijital ortama sızdırılması ve medyada etkileşim odaklı yayıncılığın etik ilkelerin önüne geçmesi çocuklar üzerinde modelleme ve taklit etkisi oluşturabilmektedir. Bir okulda yaşanan olay kısa sürede yayılmakta, çocuklar bu görüntülere tekrar tekrar maruz kalmakta ve bazı riskli davranışlar dijital ortamda görünürlük kazanarak normalleşebilmektedir. Siber zorbalık, çevrim içi oyunlar, kapalı dijital ağlar, mahremiyet ihlalleri ve yaşa uygun olmayan içerikler artık eğitim ekosistemini doğrudan etkileyen unsurlar haline gelmiştir. Bu nedenle medya dili ve dijital paylaşım sorumluluğu mutlaka yeniden ele alınmalıdır. Dijital platformların çocuk güvenliği konusundaki sorumluluğu artırılmalı, zararlı içeriklerin kaldırılması hızlı ve etkili hale getirilmelidir. Dijital okuryazarlık yalnızca öğrencilere yönelik bir konu olarak görülmemelidir, öğretmenler de dijital riskleri tanıyarak çocukları doğru yönlendirecek ve gerektiğinde müdahale edebilecek şekilde desteklenmelidir" diye konuştu.

 

'OKUL GÜVENLİĞİ STANDART VE RİSK TEMELLİ BİR MODELE KAVUŞTURULMALIDIR'

 

Deniz, yaşanan okul saldırılarına ilişkin çözüm önerilerini şu şekilde sıraladı;

 

"Önleyici ve erken müdahaleyi hedefleyen sistemler kurulmalıdır. Riskli öğrenciler yalnızca bireysel gözlemlerle değil, devamsızlık, disiplin, akademik performans ve davranış verileri üzerinden sistematik analizlerle tespit edilmelidir. Risk tespiti sonrasında standart ve zorunlu müdahale protokolleri oluşturulmalıdır. Aile odaklı politikalar güçlendirilmelidir. Yani ailelere yönelik zorunlu eğitim ve rehberlik programları yaygınlaştırılmalı, aile sorumluluğu hukuki çerçevede daha net tanımlanmalıdır. Ailelerin dijital riskler, çocuk gelişimi ve davranış yönetimi konularında sürekli desteklenmeleri sağlanmalıdır. Eğitim sistemi sosyal, duygusal ve davranışsal gelişimi de merkeze alacak şekilde güçlendirilmelidir. Disiplin sistemi caydırıcı, tutarlı ve uygulanabilir hale getirilmeli. Okul güvenliği standart ve risk temelli bir modele kavuşturulmalıdır. Yani okulun güvenlik görevlisi sürekli çalışmalı, her öğrenciyi mümkünse tanıyacak sürede okulda bulundurulmalıdır. Okul çevresi güvenliğinde yerel yönetimler, Emniyet ve ilgili kurumlarla koordineli bir şekilde iletişim sağlanmalı, güvenlik, rehberlik ve okul yönetimi arasında sürekli bilgi paylaşımı kurulmalıdır. Hukuki ve kurumsal düzenlemeler sahada işler hale getirilmelidir. Kurumlar arası koordinasyon yalnızca protokol düzeyinde kalmamalı, zorunlu ve işleyen bir sisteme dönüştürülmelidir. Eğitim, sosyal hizmetler, emniyet ve adli birimler arasında çocuk mahremiyeti gözetilerek takip zinciri kurulmalıdır. Medya ve dijital alan düzenlemeleri mutlaka güçlendirilmelidir. Şiddet içeriklerinin paylaşımına yönelik hızlı ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı, zararlı içeriklere karşı anlık müdahale ve içerik kaldırma süreçleri hızlandırılmalıdır. Toplumsal ve kültürel politikalar mutlaka güçlendirilmelidir. Dayanışma, empati, merhamet ve sorumluluk gibi değerleri merkeze alan eğitim anlayışı yaygınlaştırılmalıdır. Yani akademik eğitimi ön planda tutan bir eğitim sistemi değil aynı zamanda çocukları test ile tost arasına sıkıştıran bir anlayış değil aile, okul ve toplum arasındaki bağları güçlendiren çok paydaşlı sosyal projeler geliştirilmelidir. Raporumuzda mesele yalnızca tespit düzeyinde bırakılmamış; kısa, orta ve uzun vadeli bir eylem planı da ortaya konulmuştur. Kısa vadede yani ilk yıl içerisinde okullarda risk haritaları oluşturulmalı, medya ve dijital içeriklere yönelik denetim ve müdahale süreçleri hızlandırılmalı, rehberlik ve psikososyal destek hizmetlerinin kapasitesi artırılmalıdır."

 

'CHP GRUPU OLARAK BU TOPLANTIYI TERK EDİYORUZ'

 

Sunumun ardından CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş söz aldı. Özçağdaş, özel sektör öğretmenleri ile ilgili yaşanan olayları hatırlattı ve öğretmenlerin yaşadıkları problemleri paylaştı. Özçağdaş, "Öğretmenler Meclis'in önüne gelmişler, dayak, sopa, yerlerde sürükleme, gözaltına alındılar. Biz 3 vekil arabadaydık, indik, 'Yapmayın, etmeyin, bırakın, bari Meclis’e alalım', yok. İçeride 6 tane sendika dinleyeceksiniz, 7'nciyi dışarıda sopalayacaksınız. 'Dr. Jekyll ve Mr. Hyde' gibi; burada çok kibar, dışarıda polisle sopa. CHP grubu olarak bu toplantıya devamda bir yarar görmüyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi’ni çok açık olarak da uyarıyoruz. Siz o iktidarın bir parçasısınız. Siz o iktidardan bağımsız, nazik insanlar değilsiniz. Geçen sene yine muhalefet partilerinin tamamı Meclis İçtüzüğü'ne uygun olarak Milli Eğitim Komisyonunun toplanması teklifini verdik. Ayşen Gürcan İç Tüzüğe aykırı bir şekilde toplamadı. Dolayısıyla bir tiyatro oynamayacağız. CHP grubu olarak bu toplantıyı terk ediyoruz. Özel sektör öğretmenlerine, mülakat mağduru öğretmenlere yapılan şiddeti nefretle kınıyoruz" dedi.

 

'BEN DE BU KARARA KATILIYORUM'

 

İYİ Parti Manisa Milletvekili Şenol Sunat, "Bu şartlarda bugün gelen, dinleyemediğimiz sendika yöneticisi arkadaşlarımızdan özür dileyerek ben de bu kararın doğru olduğuna inanıyorum. Bir tepki koymak zorundayız artık, bu tepkiyi hep birlikte koymalıyız. Ben de bu karara katılıyorum ve kalkıyorum" değerlendirmesinde bulundu.

 

'ÇALIŞMAYI BAŞKA BİR GÜNE KOYMANIZI TALEP EDİYORUM'

 

DEM Parti Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun ise öğretmenlerin fiziki müdahaleye maruz kaldığını vurgulayarak, "Bir ara talep ediyorum ya da başka bir güne çalışma koymanızı talep ediyorum. Yani bu komisyonun amacı şiddeti önleme ama şu anda öğretmenlerimiz polis şiddetine uğruyor. O nedenle, bizler de bir ara talep edelim, konuyu değerlendirelim başka bir güne alma açısından. Sendika Başkanları da burada, onlar da görüşlerini ilave etsinler. Özel sektör öğretmenlerinin de sorunlarını anlatması için, eğitim bakış açılarını ilave etmeleri için buraya gelirler. Aynı şekilde de bence komisyon olarak şu anda gidip yerinde öğretmenleri ziyaret edelim, durum nedir, orada görelim" ifadelerini kullandı.

 

'EĞİTİM-SEN OLARAK TOPLANTIYA DEVAM ETMEYECEĞİZ'

 

Daha sonra CHP, İYİ Parti ve DEM Partili milletvekilleri komisyon toplantısını terk etti. Komisyon Başkanı Beyazıt, toplantıya ara verdi. Ara sonrasında komisyon yeniden toplandı. Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş, sunum yaptı. Güneş, toplantının başka bir güne ertelenmesini talep ederek, "Bu şiddet hali bu toplantının bu koşullarda sağlıklı bir şekilde yürütülemeyeceğini hepimize gösteriyor. Milletvekillerinin toplantının ertelenmesine ilişkin önerileri vardı, biz de bu öneriyi destekliyoruz çünkü önceki gün Genel Başkanımız ters kelepçeyle gözaltına alındı. Yine, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının Başkanı Eren Edebali aynı şekilde gözaltına alındı ve şu an gözaltında. Şiddet sadece okulda yaşanmıyor, eğitim emekçilerine yönelik şiddeti toplumun her alanında görebiliyoruz. Bugün Ankara sokaklarında öğretmenlere yönelik polis şiddeti de aynı zamanda bu şiddeti körükleyen bir noktadadır. Biz de Eğitim-Sen olarak bu toplantının ertelenmesini, ertelenmeyecekse de Eğitim-Sen olarak toplantıya devam etmeyeceğiz" diye konuştu.

 

'TOPLANTIDAN AYRILMAK İSTİYORUZ'

 

Birleşik Kamu-İş Genel Başkanı Orhan Yıldırım da söz alarak özel sektör öğretmenlerinin yaşadıklarını paylaşarak, şöyle devam etti;

 

"Dışarıda bu derece bir şiddet dalgası halihazırda yaşanıyor. Bu şiddetin bir parçası öğretmenlerin gerek resmi kurumlarda gerek özel kurumlardaki sağlıklı yaşam ve çalışma koşulları da bu şiddeti etkileyen ana koşullardan bir tanesi olduğunu biliyoruz. Dışarıda şiddet devam ederken bizim burada, 'Okullarda şiddeti nasıl önleriz?' söylemini bugün için konuşmanın gerçekten doğru olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü dışarıda bir başkası şiddete maruz kalırken burada dışarıya göre daha konforlu bir alanda bunu konuşmayı çok doğru görmüyorum. O yüzden de müsaadenizle diğer arkadaşlarımıza da saygısızlık olmadan ve her birinize teşekkür ederek biz de müsaadenizle toplantıdan ayrılmak istiyoruz." 

 

'EĞİTİM ÇALIŞANLARINA YÖNELİK ŞİDDET 'TÜRK CEZA KANUNU'NDA AYRI BİR SUÇ OLARAK DÜZENLENMELİ'

 

Türk Eğitim-Sen Genel Başkan Yardımcısı Selahattin Dolgun, milletvekillerine sunum yaptı. Dolgun, okullardaki şiddetin önlenmesi için yasal tedbirlerin güçlendirilmesi gerektiğini ve caydırıcı tedbirlerin alınması amacıyla 'Öğretmenlik Meslek Kanunu'nda düzenleme yapılması için yoğun girişimlerde bulunduklarını belirtti. Dolgun, "Okul güvenliğin sağlanmasına ve şiddetin önlenmesine yönelik yasal tedbirlerin güçlendirilmesi zorunluluk haline gelmiştir. Bu kapsamda, eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin 'Türk Ceza Kanunu'nda ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmesi caydırıcılığın artırılması açıdan önemli bir adım olacaktır. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti asla hoşgörü gösterilmeyeceği, aksine, şiddet suçlarında mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin yerleştirilmesi ve kamu sağlığını bozduğu için de ayrıca cezalandırılacağı düşüncesinde oluşturulması önleyicilik açısından önemli bir adım olacaktır. Ayrıca, eğitim hizmetinin niteliğini ve kamu yararını olumsuz etkilemesi nedeniyle bu tür eylemlerin daha ağır yaptırımlarla karşılanması gerekmektedir. Öncelikle her okula güvenlik görevlisi tahsis edilmelidir. Şiddetin önlenmesine yönelik güvenlik tedbirlerinin eksiksiz biçimde hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Okullara girişlerin güvenli bir şekilde yapılabilmesi için velilerin ve öğrencilerin kontrollü giriş sistemlerine geçirilmesi, okul girişlerinde metal dedektörler ve kimlik kartıyla geçiş sistemlerinin kurulması önem arz etmektedir. Ayrıca, acil kod uygulaması okullarda devreye alınmalıdır ki benzeri olaylarda hızlı ve etkili müdahale sağlanabilsin" ifadelerini kullandı.

 

'ÖĞRETMENLERİ İTİBARSIZLAŞTIRMAMIZ LAZIM'

 

Disiplin ve sınıf geçme yönetmeliklerinin gözden geçirilmesini ve okul idareli ile öğretmenlerin eğitim süreçlerindeki rollerinin güçlendirilerek yetki verilmesini söyleyen Dolgun, ilgili bakanlığın okullarda yaşanan her türlü saldırının sıkı takipçisi olması gerektiğini ekledi. Dolgun, "Herkes bilmelidir ki öğretmenin itibarı aslında devletimizin ve milletimizin itibarıdır. Bu itibarın sarsılması, toplumumuzun temel değerlerinin yerle yeksan olması anlamına gelir. Biz çocuklarımızı öğretmenlere teslim ederken 'Eti sizin, kemiği bizim' derdik. Şimdi, öğretmenlerimiz çocuklarımızın başını okşasa, 'Evladım dersini yaptım mı?' diye soru sorsa 'Psikolojisi bozuldu' diye maalesef velilerimiz CİMER'e şikayette bulunuyorlar. Bu sorunun önüne geçmek zorundayız. Öğretmenlerimize yetki vermek zorundayız. Ben 50 yaşındayım, bu bayramda memlekete gittiğimde öğretmenimi gördüm, ceketimi ilikleyip koşarak yanına gittim. Şimdi, öğretmenleri gören öğrenciler elini omuzlarına atıyor, 'Ne haber hoca?' diyor, bırak ellerini öpmelerini. Bizim bunları çözmemiz lazım, öğretmenleri itibarsızlaştırmamız lazım, saygınlıklarını sağlamamız lazım. Önüne gelen herkes CİMER uygulamasıyla eğitim çalışanlarını, öğretmenleri, okul idaresini şikayet etmektedir. Bu kapsamda CİMER başvurularına ilişkin mevcut uygulamanın gözden geçirilmesi ve gerekli düzenlemenin yapılması elzemdir. Bu çok önemli bir maddedir. Eğitim çalışanları hakkında yapılan başvurularda şikayetçinin adı, soyadı, imza ve adres bilgilerini içermeyen, somut bilgi ve belgelere dayanmayan, açık bir olaya işaret etmeyen ihbar ve şikayet dilekçelerinin işleme alınmaması sağlanmalıdır. Ayrıca, asılsız olduğu açıkça tespit edilen ihbar ve şikayetler hakkında caydırıcı düzenlemeler muhakkak getirilmelidir" diye konuştu.

 

'ÖĞRENCİLERİN SOSYAL MEDYADAKİ FAALİYETLERİ FİZİKSEL ŞİDDETE DÖNÜŞÜYOR'

 

Hürriyetçi Eğitim-Sen Genel Sekreteri Ömer Özyavuz ise okullara ve öğretmenlere yönelik saldırılar nedeniyle komisyonun daha erken kurulup tedbir alınması gerektiğini kaydetti ve okul güvenliği politikaları, risk analizleri ve önleyici mekanizmaların yeniden gözden geçirilmesi önerisinde bulundu. Özyavuz, "Günümüzde okul şiddetini yalnızca fiziksel ortamlarla sınırlı değerlendirmek de mümkün değildir. Teknolojinin ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte dijital şiddet de eğitim ortamlarını doğrudan etkileyen önemli bir sorun haline gelmiştir. Dijital şiddet sosyal medya platformları, mesajlaşma uygulamaları ve çevrim içi oyunlar gibi dijital teknolojiler kullanılarak bireylerin hedef alınması, tehdit edilmesi, manipüle edilmesi, aşağılanması veya taciz edilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Fiziksel sınırları aşan bu şiddet türü öğrenciler, öğretmenler ve hatta veliler üzerinde ciddi psikolojik, sosyal ve ekonomik sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle öğrenciler arasında sosyal medya üzerinden yürütülen akran zorbalığı, dışlama, ifşa, hakaret ve tehdit içerikli paylaşımlar okul ortamındaki çatışmaların büyümesine ve zaman zaman fiziksel şiddete dönüşmesine neden olmaktadır" dedi.

 

'OKULLARDA GÜVENLİK GÖREVLİLELİRİNİN BULUNMAMASI ŞİDDETİN BAŞ SEBEPLERİNDEN'

 

Eğitim ve Bilim Gücü Sendikası Genel Sekreteri Sinem Akşemsettinoğlu ise komisyonda şiddetin ele alınırken Meclis kapısı önünde özel sektör öğretmenlerinin şiddete maruz kalmasının acı ve üzücü olduğunu dile getirdi. Akşemsettinoğlu, "Okullarda güvenlik görevlilerinin bulunmaması şiddet sorunun baş sebeplerinden biri. Sendika olarak şiddet saldırısının bulunduğu okullarımızı ziyaret ettik. Aslında müdahalede kolluk kuvvetlerimiz gecikmemiş, 5 dakika içinde kolluk kuvvetlerimiz müdahalede bulunmuş ancak okullardaki vaka bahçede başlamış ve bahçeden girene kadar herhangi bir güvenlik tedbiri olmadığı için, engellenemediği için maalesef çok acı sonuçlar doğurmuş. Bizim güvenlik görevlilerine baktığımız zaman; 60 bine yakın Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okulumuzda Bakanlık tarafından görevlendirilen kadrolu güvenlik personelimiz bulunmuyor. Nerelerde bulunuyor? PIKTES gibi projelerle bütçesi karşılanan okullarımızda güvenlik personellerimiz var, okul aile bütçesinden yeterli geliri olan okulların gene kendi bütçesiyle sağladığı okullarda güvenlik personelimiz var. Bu da tabii ki fırsat eşitsizliğini ön plana çıkarıyor. Çocuklar çantalarına istedikleri zarar verici unsuru sokabiliyorlar ve bizler aslında öğretmenler olarak buna müdahale etme hakkına sahip değiliz. Örneğin, öğretmen olarak bir öğrencinin çantasında herhangi zarar verici bir şey olduğundan şüpheleniyorsunuz, dikkatinizi çekti, çocuğun davranışlarında gariplik var. Çocuğun çantasını açıp kontrol etme hakkına hukuken sahip değil öğretmenlerimiz. Bizler bunu diğer öğrencilerimizi korumak, okulu korumak ya da öğretmenlerimizi korumak adına aslında yasa dışı yapıyoruz" dedi. Akşemsettinoğlu ayrıca okullara x ray cihazı kurulmasını, ziyaretçilerin kartlı sistemlerle içeri girmesi gerektiğini de ekledi.

 

'4+4+4 SİSTEMİNİN TEKRAR DEĞERLENDİRİLMESİ LAZIM'

 

Ardından milletvekilleri sendika temsilcilerine sorular yöneltti. Türk Eğitim-Sen Genel Başkan Yardımcısı Selahattin Dolgun, öğretmenler olarak önceliklerinin güvenlik olduğunu aktararak, "İlk önceliğimiz güvenlik. Maaşımızı falan düşünmez olduk, canımızı kurtarıp eve nasıl akşam döneriz onun derdine düştük. Bunun da çözümü zorunlu eğitim, bunu not alırsanız sevinirim. Zorunlu eğitimin tekrar değerlendirilmesi lazım, 4+4+4 sisteminin Milli Eğitim Bakanlığımız ve Parlamentomuzda, Meclisimizde tekrar değerlendirilmesi lazım. Bir çocuk, 'Ben okumayacağım' diyorsa bunu zorla okutmayalım, MESEM'lere, meslek liselerine, atölyelere yönlendirelim. Zorunlu eğitimin tekrar gözden geçirilmesi lazımdır. Daha doğrusunu söyleyeyim, 4+4+4'ten önceki sistemimiz en makul sistemdir, ona geçilmesi lazım. Anaokulu zorunlu olsun, 5+3, liseyi de çocuk okumazsa gitsin bir meslek öğrensin, herkesin okuyacağı diye bir kaygısı olmasın" değerlendirmesinde bulundu. (DHA)

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.