Aşkım TAN
Köşe Yazarı
Aşkım TAN
 

HAYAT PAYLAŞILIYOR DA YÜK NEDEN PAYLAŞILMIYOR?

BU BİR EV İŞİ YAZISI DEĞİLDİR. Bu bir çalışan kadın yazısı da değildir. Bu, bir toplumun adalet anlayışının neden evin kapısından içeri girince değiştiğini sorgulama yazısıdır. Karadeniz'de sırtına çay sepetini alan kadın... İç Anadolu'da tarlaya giden kadın... Bir fabrikada vardiyaya giren kadın... Bir atölyede üretim yapan kadın... Bir hastanede sabahlayan kadın... Bir okulda ders anlatan kadın... Bir markette kasaya geçen kadın... Evlere temizliğe giden kadın... Ya da yalnızca kendi evinin bütün yükünü taşıyan kadın... Hayatlar farklı. Meslekler farklı. Gelirler farklı. Ama... Omuzlarındaki yük çoğu zaman aynı. Akşam oluyor. Mesai bitiyor. Ama çoğu zaman yalnızca bir kişinin mesaisi gerçekten bitiyor. Diğerinin ikinci mesaisi başlıyor. Dahası, çoğu zaman buna kimse “emek” demiyor. Çünkü maaşı yok. Çünkü bordrosu yok. Çünkü yıllardır bunun zaten böyle olması gerektiğine inandırılmışız. Peki neden? Hayat paylaşılıyorsa... Yük neden paylaşılmıyor? Dün cepheye mermi taşıyan da kadındı. Tarlayı süren de... Yaralıya bakan da... Cumhuriyet'in kuruluşunda omuz omuza yürüyen de... Bu ülkenin yükünü omuzlayan da kadındı. Bugün fabrikada üreten de kadın. Hastanede nöbet tutan da... Atölyede çalışan da... Bilim üreten de... Evinde görünmeyen emeğini sürdüren de... Zaman değişti. Meslekler değişti. Yaşam biçimleri değişti. Kadının omzundaki görünmeyen yük ise yalnızca şekil değiştirdi. Belki de sorun kadınların çok çalışması değildir. Sorun, görünmeyen emeğin doğal kabul edilmesidir. Yıllardır kadın haklarını konuşuyoruz. Kadın cinayetlerini konuşuyoruz. Kadın istihdamını konuşuyoruz. Peki... Ev içindeki adaleti ne kadar konuşuyoruz? Ev işi neden hâlâ “kadının görevi” sayılıyor? Çocuk bakımı neden önce annenin sorumluluğu kabul ediliyor? Yaşlı bakımını neden doğal olarak kadın üstleniyor? Emeğin değeri yalnızca maaşla mı ölçülüyor? Bir evde adalet kurulmadan, bir ülkede adalet kurulabilir mi? Çünkü hiçbir çocuk dünyaya bulaşık yıkamayı ya da sofra kurmayı kadın işi sanarak gelmiyor. Biz öğretiyoruz. Kız çocuklarına sorumluluğu... Erkek çocuklarına hizmet görmeyi doğal saymayı... Sonra adına “gelenek” diyoruz. Oysa... Gelenek, adaletsizliğin mazereti olamaz. Dünyanın kimi ülkeleri, bakım emeğini artık yalnızca kadınların omzuna bırakmıyor. Çocuk bakımını... Yaşlı bakımını... Aile içindeki sorumluluk paylaşımını... Sosyal politikaların bir parçası olarak görüyor. Ücretsiz bakım emeği artık yalnızca vicdani bir mesele olarak değil, ekonomik ve sosyal bir gerçeklik olarak da kabul görüyor. Güçlü toplumlar yalnızca ekonomilerini değil, görünmeyen emeği de korumanın yollarını arıyor. Artık kadınlardan daha fazla fedakârlık beklemeyi değil... Yükü daha adil paylaşacak sosyal politikaları konuşmanın zamanı gelmedi mi? Güçlü aileler yalnızca sevgiyle değil... Adaletle de ayakta kalır. Bu köşede kadınları konuşacağız. Ama aslında kadınları değil... Kadın üzerinden toplumu okuyacağız. Bir toplumun vicdanı, kadınlarına nasıl yaşadığıyla değil; onları nasıl yaşattığıyla ölçülür. Bu yüzden kadın meselesi yalnızca kadın meselesi değildir. Bir toplum, yükü adil paylaşamıyorsa... Hiçbir başarı hikâyesiyle adil olduğunu kanıtlayamaz. Bir toplumun gerçek aynası, evinin içidir. Adalet evde başlar. Çünkü yük paylaşılmıyorsa, hayat da paylaşılmıyordur.
Ekleme Tarihi: 04 Temmuz 2026 -Cumartesi
Aşkım TAN

HAYAT PAYLAŞILIYOR DA YÜK NEDEN PAYLAŞILMIYOR?

BU BİR EV İŞİ YAZISI DEĞİLDİR.

Bu bir çalışan kadın yazısı da değildir.

Bu, bir toplumun adalet anlayışının neden evin kapısından içeri girince değiştiğini sorgulama yazısıdır.

Karadeniz'de sırtına çay sepetini alan kadın...

İç Anadolu'da tarlaya giden kadın...

Bir fabrikada vardiyaya giren kadın...

Bir atölyede üretim yapan kadın...

Bir hastanede sabahlayan kadın...

Bir okulda ders anlatan kadın...

Bir markette kasaya geçen kadın...

Evlere temizliğe giden kadın...

Ya da yalnızca kendi evinin bütün yükünü taşıyan kadın...

Hayatlar farklı.

Meslekler farklı.

Gelirler farklı.

Ama...

Omuzlarındaki yük çoğu zaman aynı.

Akşam oluyor.

Mesai bitiyor.

Ama çoğu zaman yalnızca bir kişinin mesaisi gerçekten bitiyor.

Diğerinin ikinci mesaisi başlıyor.

Dahası, çoğu zaman buna kimse “emek” demiyor.

Çünkü maaşı yok.

Çünkü bordrosu yok.

Çünkü yıllardır bunun zaten böyle olması gerektiğine inandırılmışız.

Peki neden?

Hayat paylaşılıyorsa...

Yük neden paylaşılmıyor?

Dün cepheye mermi taşıyan da kadındı.

Tarlayı süren de...

Yaralıya bakan da...

Cumhuriyet'in kuruluşunda omuz omuza yürüyen de...

Bu ülkenin yükünü omuzlayan da kadındı.

Bugün fabrikada üreten de kadın.

Hastanede nöbet tutan da...

Atölyede çalışan da...

Bilim üreten de...

Evinde görünmeyen emeğini sürdüren de...

Zaman değişti.

Meslekler değişti.

Yaşam biçimleri değişti.

Kadının omzundaki görünmeyen yük ise yalnızca şekil değiştirdi.

Belki de sorun kadınların çok çalışması değildir.

Sorun, görünmeyen emeğin doğal kabul edilmesidir.

Yıllardır kadın haklarını konuşuyoruz.

Kadın cinayetlerini konuşuyoruz.

Kadın istihdamını konuşuyoruz.

Peki...

Ev içindeki adaleti ne kadar konuşuyoruz?

Ev işi neden hâlâ “kadının görevi” sayılıyor?

Çocuk bakımı neden önce annenin sorumluluğu kabul ediliyor?

Yaşlı bakımını neden doğal olarak kadın üstleniyor?

Emeğin değeri yalnızca maaşla mı ölçülüyor?

Bir evde adalet kurulmadan, bir ülkede adalet kurulabilir mi?

Çünkü hiçbir çocuk dünyaya bulaşık yıkamayı ya da sofra kurmayı kadın işi sanarak gelmiyor.

Biz öğretiyoruz.

Kız çocuklarına sorumluluğu...

Erkek çocuklarına hizmet görmeyi doğal saymayı...

Sonra adına “gelenek” diyoruz.

Oysa...

Gelenek, adaletsizliğin mazereti olamaz.

Dünyanın kimi ülkeleri, bakım emeğini artık yalnızca kadınların omzuna bırakmıyor.

Çocuk bakımını...

Yaşlı bakımını...

Aile içindeki sorumluluk paylaşımını...

Sosyal politikaların bir parçası olarak görüyor.

Ücretsiz bakım emeği artık yalnızca vicdani bir mesele olarak değil, ekonomik ve sosyal bir gerçeklik olarak da kabul görüyor.

Güçlü toplumlar yalnızca ekonomilerini değil, görünmeyen emeği de korumanın yollarını arıyor.

Artık kadınlardan daha fazla fedakârlık beklemeyi değil...

Yükü daha adil paylaşacak sosyal politikaları konuşmanın zamanı gelmedi mi?

Güçlü aileler yalnızca sevgiyle değil...

Adaletle de ayakta kalır.

Bu köşede kadınları konuşacağız.

Ama aslında kadınları değil...

Kadın üzerinden toplumu okuyacağız.

Bir toplumun vicdanı, kadınlarına nasıl yaşadığıyla değil; onları nasıl yaşattığıyla ölçülür.

Bu yüzden kadın meselesi yalnızca kadın meselesi değildir.

Bir toplum, yükü adil paylaşamıyorsa...

Hiçbir başarı hikâyesiyle adil olduğunu kanıtlayamaz.

Bir toplumun gerçek aynası, evinin içidir.

Adalet evde başlar.

Çünkü yük paylaşılmıyorsa, hayat da paylaşılmıyordur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.