TBMM'de 'Gazze' için 'olağanüstü' toplantı

POLİTİKA (DHA) - DEMİRÖREN HABER AJANSI | 29.08.2025 - 19:00, Güncelleme: 29.08.2025 - 23:19
 

TBMM'de 'Gazze' için 'olağanüstü' toplantı

TBMM Genel Kurulu, muhalefet partilerinin, Gazze'deki insanlık dışı katliamı durdurmak ve insani yardımların ulaştırılmasının yolunu belirlemek için genel görüşme talebi üzerine TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında olağanüstü toplandı.
    CHP, DEM Parti, Yeni Yol Partisi, Yeniden Refah Partisi, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP) ve Demokrat Parti'den (DP) oluşan muhalefet partileri, Meclis'in Gazze'deki insanlık dışı katliamın durdurulması ve insani yardımların ulaştırılmasının yolunun belirlenmesi için TBMM Başkanlığı'na dilekçe sundu. Genel Kurul, muhalefet partilerinin talebi üzerine, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında toplandı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze'deki İsrail saldırıları, bölgede yaşanan kıtlık ve güncel duruma ilişkin Genel Kurul'u bilgilendirdi. Fidan'ın ardından siyasi parti gruplarına da söz verildi. 'KELİMELERİN YETERSİZ KALDIĞI BİR NOKTADAYIZ'   Açılış konuşmasını gerçekleştiren TBMM Başkanı Kurtulmuş, İsrail'in Filistin halkına karşı sürdürdüğü işgal, imha ve ilhak politikalarının son iki yıldır soykırım boyutlarını aştığını belirterek, "Esasında artık kelimelerin yetersiz kaldığı bir noktadayız. Siyonist İsrail'in yaptıklarının ne zulüm ne vahşet ne barbarlık ne katliam ne de soykırım sözcükleri tanımlamaya yeterli değildir. Şimdiye kadar büyük çoğunluğu kadın ve çocuk olan 70 bine yakın insan katledilmiştir. Sivil altyapı kasıtlı şekilde hedef alınmış, okullar, ibadethaneler ve hastaneler alçakça bombalanmıştır. Daha birkaç gün önce Gazze'nin güneyindeki Nasır Hastanesi'ne yönelik saldırı vardı. Hastalar, sağlık çalışanları ve uluslararası basın mensupları dahil olmak üzere, onlarca masum insan dünyanın gözü önünde katledilmiştir. Gazze'deki 36 hastaneden 33'ü ya tamamen yıkılmış ya çok ağır hasar almıştır. Yani fiilen Gazze'de sağlık hizmeti verilemez bir noktaya gelinmiştir. Açlık ve kıtlık aylardan beri masum insanlara karşı bir yok etme yöntemi olarak kullanılmaktadır. Öyle ki gıda yardım konvoyları bile Siyonist barbarlarca ölüm tuzaklarına dönüştürülmüştür. İsrail, Gazze'yi işgal harekatını genişletme kararı alarak, insanlık suçlarını sürdürmeye devam etmektedir. İsrail'in Gazze halkını bilerek ve isteyerek açlığa ve kıtlığa mahkum ettiği Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar tarafından da doğrulanmıştır" diye konuştu.   'GAZZE'NİN ACİLEN YENİDEN AYAĞA KALDIRILMASI SAĞLANMALIDIR'   İsrail'in ateşkesi kabul etmesi ve tüm silahlı birimlerini bölgeden çekmesi gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, "Hazırlanan uluslararası insani yardım ve imar planları temelinde Gazze'nin acilen yeniden ayağa kaldırılması sağlanmalıdır. Bölgenin yönetimi Filistinlilere ait olmalı, güvenliği ise Birleşmiş Milletler Barış Gücü tarafından teminat altına alınmalıdır. Hatta geçtiğimiz günlerde, İrlanda Cumhurbaşkanı'nın da ifade ettiği şekilde, Gazze'de insani yardım şartlarının sağlanması amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından bir güç gönderilmesi ivedilikle sağlanmalıdır. Değerli milletvekilleri, İsrail'in barbarlığı bildiğiniz gibi sadece Gazze ile sınırlı değildir. Kudüs ile Batı Şeria'da silahlı güçleri ve yerleşimcileri vasıtasıyla Filistinlilere uyguladığı şiddet, fütursuzca artırılmış toprak işgalini, yasa dışı yıkım ve yerleşim inşasını hızlandırmışlardır. Son olarak, oldukça hassas bir bölge olan E1 bölgesi olarak tanımlanan topraklarda da Kudüs'ün doğusunu Batı Şeria'dan ayırmayı amaçlayan yeni bir yasa dışı yerleşim yeri oluşturulma kararı, uluslararası camiada büyük bir infiale yol açmıştır. Diğer yandan İsrail parlamentosu da uluslararası hukuka aykırı bir şekilde Birleşmiş Milletler Filistinli Mülteciler Yardım ve İmar Ajansı'nın faaliyetlerini yasaklayan Gazze ve Batı Şeria'ya insani yardımların ulaşmasını engelleyen, Filistin topraklarına el koyan kanunları kabul etmekte, Filistin topraklarının ilhakı çağrısında bulunan kararlar almaktadır. İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki her eylemi uluslararası hukukun açık bir ihlalidir, savaş suçudur, soykırımdır. Soykırımcı Netanyahu çetesinin acımasız eylemlerine karşı dünyanın her köşesinde halkların tepkisi her geçen gün artmakta, büyümektedir" diye konuştu. 'İSRAİL'E VERİLEN DESTEK HER GEÇEN GÜN AZALMAKTADIR'   İsrail'e destek veren batılı ülke hükümetleri ve parlamentolarının dahi İsrail'e tepki göstermeye başladığını belirten Kurtulmuş, "Bazı batılı ülkeler, gelecek ay Filistin'i tanıma kararını almaya hazırlanmaktadır. Birçok Batılı ülke, İsrail'e karşı yetersiz de olsa yaptırım kararlarını almak üzeredir. Esasen, başta ülkemiz olmak üzere, Asya, Afrika ve Latin Amerika devletleri bu konuda öncü rol oynamaktadır. Dünya parlamentolarında İsrail'e daha etkin yaptırım uygulanması yönünde baskılar artmakta, sesler yükselmekte, hatta aksi tutumlar siyasi sorunlara dahi neden olmaktadır. Nitekim, bunun bir örneği olarak, Hollanda Dışişleri Bakanı ve partisinden yedi bakanın, Hollanda Parlamentosu'nun, İsrail'e ek yaptırım kararı almaması üzerine koalisyondan ayrılması, Hollanda'da siyasi bir krize yol açmıştır. ABD Kongresi'nde dahi, İsrail'in Gazze'de ateşkesi kabul etmesini ve insani yardımları engelleme politikasına son vermesini isteyen üyelerin sayısı artmaktadır. İsrail'e Amerikan kabuğuyla verilen destek de her geçen gün azalmaktadır. İsrail'in soykırım ve ilhak politikalarına karşı koymak ve insanlık cephesine destek olmak amacıyla, parlamenter alan dahil çok boyutlu ve çok yönlü çabalarımızı artırarak sürdürmek zorundayız. Soykırımcı Netanyahu ve çetesinin uluslararası daha fazla alanda, daha fazla tecrit edilmesi için elimizden gelen her türlü çabayı ortaya koymalıyız. Bu amaçla Gazi Meclisimizin attığı önemli adımlar olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi oy birliğiyle aldığı kararlarla İsrail'in katliamlarını ve bölgedeki saldırılarını güçlü şekilde defaetle kınamıştır" ifadelerini kullandı.   'YAŞANANLAR, TÜM İNSANLIĞIN VİCDANINI DERİNDEN YARALAMAKTADIR'   TBMM'de konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, geçen yıl Meclis’te yaptığı konuşmasında İsrail'in izlediği stratejinin yalnızca Gazze'yle sınırlı kalmayacağını, bölgede yayılacak bir ateş dalgası yaratacağını ifade ettiğini söyledi. Nüfus yoğunluklu bölgelerde planlanan askeri operasyonların yeni toplu katliamlara kapı araladığını belirten Fidan, "İsrail, iki devletli çözüm vizyonunu tümüyle ortadan kaldırmak için fırsat olarak kullanmaktadır. Ülkemizin de yoğun çalışmaları sayesinde BM Genel Kurulu, dünya kamuoyunun vicdanını yansıtan bazı kararlar alabildiyse de bunların bağlayıcı gücü olmaması, sahadaki durumu İsrail'in ve destekçilerinin insafına bırakmıştır. Neredeyse bütün dünya İsrail'i soykırımı nedeniyle yalnız bırakmıştır. Sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan ABD’nin kayıtsız şartsız desteğiyle, İsrail mevcut savaş suçlarına devam etmektedir. Şunu en baştan açıkça ifade etmek gerekiyor. Gazze'de yaşanan bu dramın arkasındaki asıl mesele, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzenin artık günümüz sınamalarına cevap vermemesidir. Yani iflas etmesidir. İşte biz buna uluslararası sistemin meşruiyet krizi diyoruz. Gazze'deki genel tablo son derece vahimdir. Türkiye olarak Filistin halkının hangi şekilde ve isim altında olursa olsun Gazze'den tehcirini öngören planlara karşıyız. Kim tarafından sunulursa sunulsun böyle bir plan bizim nezdimizde hükümsüzdür. Tüm süreç boyunca sizlerin de takip ettiği üzere kalıcı bir ateşkese ulaşılmasını teminen Katar ve Mısır ile temaslarımız devam etmekte ve Katar ve Mısır ara buluculuğunda müzakereler yürütülmekte" dedi.   'İSRAİL'İN DEVLET TERÖRÜ SÜRMEKTEDİR'   Esas meselenin Gazze'nin geleceği olduğunu ifade eden Fidan, "İsrail, Gazze'de meşru hiçbir Filistin yönetimi istememekte, bölgedeki işgal ve istilasını sürdürmektedir. Uluslararası kamuoyu, Birleşmiş Milletler ve yerel sivil toplum kuruluşlarının yardım dağıtımını üstlenmesi konusunda hemfikirdir. İsrail ise yardımların dağıtımını engelleyerek, binlerce Filistinli kardeşimizin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Açlığı silah olarak kullanma stratejisini benimsemiştir. İsrail'in süregelen ablukası sonucunda, Birleşmiş Milletler Gazze'de kıtlık felaketinin baş gösterdiğini ilan etmiştir. Bu bir doğal afet değildir, bu açlığı silah haline getiren kasıtlı ve zalim bir politikanın sonucudur. Amaç belli, Filistinlerin toplanacağı kampların dışındaki alanların moloz yığını hale getirilmesi, Filistinlilerin Gazze'den göç etmeleri için zorlayıcı bir ortam tesis edilmesi. İsrail mevcut savaş ve istikrarsızlık ortamından istifadeyle Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de saldırılarını artırmıştır. İsrail'in devlet terörü sürmektedir. İsrail ordusu korumasındaki yerleşimciler Filistin halkına, geçim kaynaklarına ve mülklerine saldırmaktadır. Aynı zamanda Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınlar da devam etmektedir. Mescid-i Aksa'nın mekansal ve zamansal bölünmesine yönelik İsrail adımları kesintisiz sürmektedir. Özellikle İsrailli aşırıcı bakanlar, beraberlerinde yerleşimciler ve güvenlik güçleri eşliğinde, Mescid-i Aksa'nın kutsiyetini ve buradaki tarihi statükoyu ihlal etmeye devam etmektedirler" diye konuştu.   'SURİYE'NİN KADİM TOPLULUKLARININ İSTİSMAR EDİLMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ'   Son dönemde bazı ülkelerin Filistin'i tanıma kararı almasına misilleme olarak, Netanyahu hükümetinin yeni yasa dışı yerleşim projeleri, sahadaki saldırıları ve Filistin yönetimini mali iflasa sürükleyecek girişimlerinin artığını belirten Fidan, "Topyekun saldırılar altında olan Filistin, var olma mücadelesi vermektedir. İsrail, bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyerek kendi güvenliğini sağlayabileceği gibi bir yanılgı ve gaflet içindedir. Bunu kendisine bir politika edinmiştir. İlk günden bu yana uyarmaktayız; İsrail'in Gazze başta olmak üzere, Filistin'de pervasız saldırılarına devam etmesine izin verilirse, bu sadece Filistinlilerle kalmaz, bütün bölgeyi ateşe atar. Bu değerlendirmemizin gerçekleştiğini maalesef geçtiğimiz süreç içerisinde gördük. İsrail, Lübnan'a yönelik hava saldırılarını karasal işgale dönüştürdü ve Lübnan'ın güneyini işgal etti. Lübnan'da konuşlu Birleşmiş Milletler gücü UNIFIL'e saldırmaktan da çekinmeyen İsrail tüm uluslararası hukuk kurallarını hiçe saydı. Lübnan içindeki 5 noktada ise İsrail askeri mevcudiyeti devam ediyor. İsrail geçiş sürecindeki Suriye'ye yönelik saldırılarını ve Suriye içinde işgalci varlığını da sürdürmektedir. Bu doğrultuda, Golan Tepeleri'ndeki işgalini genişletmiş; Suriye topraklarının içine kadar girmiş, Şam'ı vuracak kadar cüretkar bir hezeyan içine girmiştir. İsrail, Suriye'deki hassas noktaları kaşıyarak, istikrarlı, güçlü, milli birlik ve beraberliğini sağlamış ve toprak bütünlüğüne sahip bir Suriye istemediğini açıkça göstermiştir. Suriye'nin kadim ve değerli topluluklarının bu çarpık hedefler doğrultusunda istismar edilmesine asla izin vermeyeceğiz" dedi.   'TÜRKİYE'DEN DAHA İLERİ ADIM ATMIŞ BAŞKA ÜLKE YOK'   İsrail ve İran arasında devam eden gerilimin, tüm bölge için risk teşkil ettiğini vurgulayan Fidan, "İsrail'in yıl boyunca, Gazze, Lübnan, Yemen, Suriye ve İran'a gerçekleştirdiği saldırılar; uluslararası hukuku ve insani değerleri hiçe sayan, bölgesel istikrarı tehdit eden ve tüm coğrafyamızı kaosa sürükleyebilecek nitelikteki eylemlerdir. Bu pervasız tavır, devlet sorumluluğu taşımaktan uzak, uluslararası düzene meydan okuyan bir terör devleti zihniyetinin en açık göstergesidir. Türkiye olarak Filistinli kardeşlerimizin kendi topraklarında var olma mücadelesini her zaman destekledik. İsrail'in zulmünü her daim uluslararası gündemin ön sıralarında tuttuk. Başından beri bu konudaki gayretlerimizi daha önce de defalarca ifade ettik iki ana kulvar etrafında sürdürdük. Birincisi, mevcut savaşın ve soykırımın, savaşın bir an önce Gazze'de durdurulması, insani yardımların hemen içeriye girmesi, ikinci kulvarımız ise buna paralel, iki devletli çözümün gündemde tutulması ve dünya geneline kabul edilmesi. Bu doğrultuda, fikirdaş ülkelerle birlikte uluslararası toplumu harekete geçirmek ve İsrail üzerinde baskı kurmak için sizlerin de şahit olduğu gibi yoğun çaba sarf ettik. Bu süreçte milletimizden aldığımız güç, attığımız kararlı adımlarda dayanak noktamız oldu. Filistin davası, ülkemizde tüm kesimlerin savunduğu öncelikli bir meseledir. Yaptırımlar bağlamında dünyada Türkiye'den daha ileri adım atmış şu anda başka bir ülke yok. Çok sayıda diplomatik, hukuki ve ticari tedbiri hayata geçirdik. İsrail'le ticaretimizi tamamen kestik, İsrail gemilerine limanlarımızı kapattık, Türk gemilerinin İsrail limanlarına gitmesine izin vermiyoruz. İsrail'le ticaretini tamamen kesen başka ülke, altını çiziyorum bulunmamaktadır. İsrail'e silah ile mühimmat taşıyan konteyner gemilerinin ülkemiz limanlarına girmesine, uçakların ise hava sahamıza girmesine izin vermiyoruz. İlk günden itibaren, devletimizin imkan ve kabiliyetleri seferber edilerek, Gazze'ye kapsamlı insani yardımlar ulaştırılmıştır" ifadelerini kullandı.   'YARDIMLARIMIZ 100 BİN TONU GEÇMİŞTİR'   7 Ekim'den bu yana Türkiye'nin Gazze'ye ulaştırdığı ayni ve nakdi yardımlar bakımından en önde gelen ülkeler arasında olduğunu ifade eden Fidan, "Toplam yardımlarımız 100 bin tonu geçmiştir. Yardımlarımızın Gazze'ye ulaştırılmasında muazzam bir çaba gösteren AFAD ve Kızılay'a huzurlarınızda teşekkür ediyoruz. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı'na desteklerimiz çerçevesinde Gazze'nin bir yıllık ihtiyacını karşılayacak boyutta un yardımında bulunduk. Kızılay tarafından kurulan aşevleri her gün on binlerce kişiye sıcak yemek sağlamakta; AFAD'ın ve Kızılay'ın iş birliğiyle milyonlarca litre içme suyu halka ulaştırılmaktadır. Ayrıca Sağlık Bakanlığımızın desteğiyle yüzlerce Filistinli hasta ve refakatçi ülkemize tahliye edilmektedir. Diplomatik alanda da aynı şekilde ön saflardayız. Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda küresel ve bölgesel düzeyde yürüttüğü diplomasiyle meseleyi tüm muhataplarıyla ele almıştır ve ele almaya devam etmektedir. Geçtiğimiz yıl, hatırlayacaksınız, BM Genel Kurulu'nda Filistin üzerine yaptığı tarihi konuşma, insanlık vicdanını harekete geçiren bir manifesto niteliği taşımıştır. Türkiye olarak çok taraflı platformlarda sürdürdüğümüz yoğun diplomasi trafiğiyle farklı uluslararası yapılarda etkin bir rol üstlendik. Sayısız ziyaret, sayısız telefon görüşmeleri gerçekleştirdik" dedi.   'İSRAİL'İN SAHTE MEŞRUİYET ZEMİNİ ÇÖKTÜ'   İsrail'e silah transferinin durdurulmasının hayati öneminin belirgin hale geldiğini vurgulayan Fidan, "Bu çerçevede, İsrail'in savaş makinesini besleyen silah ve mühimmat tedarikinin durdurulması çağrısıyla, 52 ülkenin katılımıyla Birleşmiş Milletler nezdinde önemli bir uluslararası girişime imza attık. Tüm bu adımları atarken, devam eden ateşkes müzakerelerinde de gerek istihbarat diplomasisi gerek açık diplomasi olmak üzere önemli roller üstlendik. Taraflarla görüşmelerimizi sürdürerek, kalıcı barış yolunda bir an evvel ateşkesin tesis edilmesini kolaylaştıracak adımları atma gayreti içinde olduk. Gazze'deki acı tabloya rağmen, zulme karşı duruşumuz ve çabalarımız sayesinde, İsrail'e evvelce destek veren ülkeler dahi artık iki devletli çözüm fikrini benimsemeye başlamıştır. Öncülük ettiğimiz ve aktif olarak yer aldığımız bu girişimler, birçok ülkenin Filistin'i tanıma kararı almasında da önemli bir rol oynamıştır. Nitekim, İngiltere, Fransa, Kanada, Malta, Yeni Zelanda, Portekiz ve Avustralya'nın da aralarında bulunduğu ülkeler, Filistin devletini eylül ayında tanıma niyetlerini sizlerin de bildiği gibi duyurmuştur. Bu, Filistin meselesinde uluslararası diplomasi bakımından tarihi bir kırılmadır. Bu ülkelerin Gazze'deki insani felaketin artık son bulması taleplerini yüksek sesle dillendirmeye başlaması, geç kalınmış; fakat oldukça değerli bir adımdır. Kararlı diplomatik çabalarımızla, daha önce bu konuda net tavır alamayan ülkeleri dahi sürecin çok şükür paydaşları haline getirdik. Gayretlerimiz sayesinde, İsrail'in yıllardır zihinlerde inşa ettiği o sahte meşruiyet zemini artık çökmüş, kurduğu illüzyon perdesi nihayetinde inmiştir. Yaşanan vahşetin büyüklüğü karşısında maske düşmüş, Batı kamuoyları ilk kez gerçek bir vicdan muhasebesine mecbur kalmıştır" diye konuştu.   'İSRAİL'İN İŞLEDİĞİ SUÇLARIN CEZASIZ KALMAMASINA DA ÖNEM ATFEDİYORUZ'   Bugün itibarıyla, yaklaşık 150 ülkenin Filistin'i tanıdığını belirten Fidan, "İslam dünyasının yanı sıra, İspanya, İrlanda ve Slovenya gibi Avrupalı fikirdaş ülkelerle yakın temaslarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Üç gün önce Dublin'de AB Dönem Başkanlığı'nı devralacak İrlanda ile bu meseleleri etraflıca istişare ettik. İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi dönem başkanlığımız kapsamında, Filistin konusunu öne çıkardık. Dışişleri Bakanları Konseyi’ni 25 Ağustos’ta bildiğiniz gibi Cidde’de olağanüstü toplantıya çağırdık. Başkanlık ettiğimiz bu toplantıda, İslam dünyası olarak tek bir yürek halinde nasıl ortak bir duruş sergileyeceğimizi ve uluslararası toplumu nasıl acilen harekete geçirebileceğimizi detaylarıyla ele aldık. Şimdi önümüzdeki en büyük görev, Filistin’in tanınması yolunda oluşan bu tarihi ivmeyi sürdürmek ve daha da büyütmektedir. Diğer yandan, İsrail’in işlediği suçların cezasız kalmamasına da önem atfediyoruz. 8 Ağustos 2024 tarihinde, Güney Afrika'nın İsrail'e karşı açtığı soykırım davasına müdahil olmak için başvuruda bulunduk. Ülkemiz, Uluslararası Adalet Divanı'nda Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından açılan soykırım davasına müdahil olan sadece 13 ülkeden biridir. İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki uygulamalarına dair istişari görüş sürecine de aktif olarak katıldık. İsrail'in BM ve diğer uluslararası kuruluşlara karşı hukuki sorumluluklarıyla ilgili sürece önemli katkılar sağladık" açıklamasında bulundu.  'BÜYÜK İSRAİL HAYALİ, FELAKET REÇETESİDİR'   İsrail'in nihai hedefinin Gazze'yi yaşanamaz hale getirmek olduğunu ifade eden Fidan, "Filistinlileri vatanlarından zorla söküp atmaktır. Son operasyon kararıyla birlikte, Kuzey Gazze’deki 1 milyon kişinin zorla güneye göç ettirilmesi, Gazzelilerin dar ve küçük bir bölgede sıkıştırılması ve nihayetinde bölgeden ayrılmalarının sağlanması hedeflenmektedir. Yasa dışı yerleşimcilerin daha şimdiden Gazze’deki topraklara yerleşmeye hazırlandığını görüyoruz. Batılı ülkelerde, İsrail’in soykırımına karşı büyüyen bir kamuoyu tepkisi bulunuyor. Artık hükümetler daha önce olduğu gibi bunu görmezden gelememektedir. İsrail uluslararası toplumda tecrit edilmeye başlamıştır. Bu tepkilerin daha da kolektif bir nitelik kazanması önem taşımaktadır. Bu çerçevede, İsrail’le ticaretin kesilmesi, İsrail’in BM Genel Kurul çalışmalarına katılımının tamamıyla askıya alınması, İsrail’e silah ve mühimmat sevkiyatının sona erdirilmesi, İsrail’in uluslararası toplumdan tecrit edilmesi konularında benzer düşünen ülkelerle beraber adımlar atmaya devam edeceğiz. Bütün diplomatik gayretlerimizi planlı ve sistemli şekilde bu çabalar etrafında yoğunlaştırıyoruz. İsrail, Filistin’de durdurulmaz, uluslararası hukuka riayet etmeyen tavrına devam ederse, bunun bölgesel ve küresel sonuçları olacağı açıktır. Bu nedenle, bölgemizde gerilimi düşürerek, barış çabalarını ilerletmek için önde gelen aktörlerle temaslarımızı sürdüreceğiz. Bizim asıl hedefimiz, bölgesel sorunlara bölgesel çözümler ilkesiyle hareket ederek, Orta Doğu’da barış ve istikrar havzası oluşturmaktır. Bölgemizde kimsenin burnunun kanamasını istemiyoruz. Maalesef İsrail, sınır tanımayan yayılmacılığı ile bu vizyonun önünde en büyük engel haline gelmiştir. Halbuki Gazze’de tesis edilecek bir ateşkes bölgedeki gerilimleri düşürecektir. Bu nedenle, buradan açıkça uyarıyoruz. Bugün karşımızda bölgeyi ateşe atmaya yemin etmiş bir İsrail var. 'Büyük İsrail' hayali, bölge için bir felaket reçetesidir. Netanyahu hükümeti dizginlenmediği takdirde, Orta Doğu huzur bulmayacaktır" dedi.   'NETANYAHU'YU KINAMAKLA YETİNMEK, ZULME ORTAK OLMAKTIR'   İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Gazze ve Filistin meselelerinin, diplomatik, siyasi, tarihi ve insani açıdan birçok katmana sahip bir mesele olduğunun altını çizerek, "Bugün dünyada pek az lider ve ülke dışında ki maalesef Türkiye bunlardan biri değildir Gazze meselesi ve İsrail ile ilgili olarak, neredeyse hiç kimsenin, gerçekten kapısının önünü süpürmediği bir dünya gerçekliğinde, İsrail'in ve Netanyahu'nun kınanmasının bir boş gösteren olduğunu haykırmak istiyorum. Çünkü tartışılmaz hakikat şudur; Netanyahu'yu sadece kınamakla yetinmek, onun zulmüne ortak olmaktır. Bugün, dünya siyasetinin, demokrasiden ve ortak vicdani değerlerden gün be gün uzaklaşan liderlik anlayışı, cam duvarlı saraylarda ikamet etmektedir. Bu camdan saraylar içerisinde, her bir lider, diğerini kollamaktadır. Bu sebepledir ki kimse Netanyahu'nun camına, o vicdan taşını atmamakta, atamamaktadır. Bu sebeple, milletlerin vicdanı en çok da Türk milletinin vicdanı o fanustan kurtulmadıkça, bu yaşanan katliamlar bitmeyecek, Gazze'nin, Filistin'in, Doğu Türkistan'ın, Kırım'ın, Türkmeneli'nin ve zulüm altında yaşayan nice milletin makus talihi değişmeyecektir. Kısaca, Gazze'de masum insanların hayatlarıyla bir oyuncak gibi oynayan Netanyahu'yu sadece kınamak, bu oyuna eşlik etmekten başka bir şey değildir" diye konuştu. 'TÜRKİYE, SOYKIRIMIN KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNU HAYKIRMAKTADIR'   MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın ise Filistin'de ve Gazze'de yaşanan insanlık dışı uygulamaların bugün artık sadece dünya kamuoyunda ve mahşeri vicdanlarda karşılık bulmakla kalmayıp, aynı zamanda İsrail müttefiki Batılı ülke yönetimlerince de yavaş yavaş dile getirilmekte olduğunu belirterek, "Ne Arap Ligi ne İslam İşbirliği Teşkilatı ve ne de diğer irili ufaklı uluslararası resmi kurum ve kuruluşlar bu nobran ve saldırgan tavrı durdurmaya yönelik yeterince etkin olamamaktadır. Üye sayısı yaklaşık 200'e yakın olan BM'in ve bağlı kuruluşlarının dahi İsrail'e karşı aldığı kararların uygulanması bir yana her türlü hizmet ve yardım sunmak üzere bölgede bulundurduğu personelini korumaktan dahi yoksun bir duruma düşmesi durumun vehametini ifade etmektedir. İşte bu nedenle kimsesizlerin kimsesi ve mazlumların sesi olma adına dünyanın 5'ten büyük olduğunu açıkça haykıran Türkiye Cumhuriyeti Devleti, milleti ve onun yegane kurumsal temsilcisi Meclis'i ile tek ses ve tek yürek halinde bu soykırımın kabul edilemez olduğunu ve bir an önce son bulmasını yüksek sesle dünya kamuoyuna her platformda haykırmaktadır" diye konuştu.   'DÜNYANIN VE BÖLGEMİZİN KANAYAN YARALARINDAN BİRİ'   DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de "Filistin sorunu dünyanın ve bölgemizin kanayan yaralarından biri. Son iki yılda bu sorun bambaşka bir boyut kazandı. Gazze’deki çocukların, kadınların, gençlerin, gıdaya ulaşamayan anne babaların, bir bütün olarak Gazze halkının acısını yüreğimizde yaşıyoruz" ifadelerini kullandı.  'EN BÜYÜK VEBAL BİZİM DEĞİLSE KİMİNDİR'   CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Genel Kurul'a hitaben yaptığı konuşmada Türkiye'nin Filistin'e havadan yardım yapmamasını eleştirdi. Özel, "Bu ülkelerin bir ortak özelliği var. Kanada, Singapur, Belçika, Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Almanya, İspanya, İtalya ve Endonezya. Bunların her birisi karadan yolladıkları insani yardım ulaşmayınca, Filistin'e havadan insani yardım ulaştırdılar. Türkiye yaptı mı, yapmadı. Silahlı Kuvvetler'de bu konudaki en yetkin isimlere sorduk. Dediler ki; 'Amerika Birleşik Devletleri'nden sonra hava indirmede en yetkin, bir talimatla onu en iyi yapabilecek ordulardan bir tanesi biziz. Türk Hava Kuvvetleri'dir. Bir talimatla biz Filistin'e gider, oradaki açlığı, susuzluğu, yokluğu gökyüzünden yağdıra yağdıra bitiririz.' Ama bu bir siyasi karar gerektirir. Bu siyasi kararı almaya cesaretiniz var mı? Ya da soruyorum Filistin'de 300 tane çocuk açlıktan ölüyorsa, bunda vebal bütün dünyanınsa, en büyük vebal bizim değilse kimindir? Bunu yapmayacaksak, bizim dünyanın öbür ucundan gelen Kanada'nın yaptığını, Birleşik Arap Emirlikleri'nin yaptığını, Mısır'ın cesaret ettiğini, Singapur'un yaptığını yapmamamızın sebebi nedir? Sayın bakanlarım, Sayın başkanlarım size soruyorum. Gözünüzün içine bakarak soruyorum. 74'te bütün dünya 'Yapma' derken, o kadar imkansızlıklarla o günün teknolojisiyle adaya, askerin dışında tanksavarları, her türlü mühimmatı, hastaneleri indiren Hava Kuvvetleri'ne bırakın, Filistin'deki açlığı bitirsin. Bu kararı vermek için bu Meclis çalışmaya devam etmelidir" dedi. 'KOZMETİK BİR OPERASYONDUR'   Özgür Özel'in sözlerine cevap veren Dışişleri Bakanı Fidan, "Bu havadan yardım gönderme ile ilgili hususunu gündeme getiriyorlar. Burada hükümetin aslında bir isteksizlik ve gaflet içerisinde olduğunu ima eden hususlar var. O konuda bir açıklık getirmek istiyorum. İki tane husus var bu konuyla ilgili. Biliyorsunuz bizim en hassas olduğumuz konu ve en iyi olduğumuz konu Filistinlilere yardım götürme meselesi. Dünyanın en iyi yardım kuruluşları bizde. AFAD ve Kızılay gece gündüz çalışıyor. Mısır'la iş birliği içerisinde bunu götürüyoruz. Fakat Gazze'deki savaş koşullarının ortaya çıkardığı durumlar içeriye yardım malzemesinin girmesini sağlamada bir numaralı konu. İkincisi biz bu kadar yardım götürmede karadan, denizden götürüyoruz. Havadan niye şey olalım? Bu konuda ortada iki tane husus var. Onu söylemek istiyorum. Bu konu bizim gündemimize geldi. Biz Ürdün ile bu konuda koordinasyonda bulunduk. Biz her ne kadar havadan yardım atma meselesinin İsrail'in uluslararası baskı altında kendisine yönelik bir kozmetik faaliyet olduğunu bilmemize rağmen; fakat yine de yardım yardımdır, bir gram yardım olsa da yardımdır. Teknik yardım örgütlerinin, uluslararası teknik yardım örgütlerinin hepsinin de itirazına rağmen; bakın, bugün bir 'The Guardian'ı açın okuyun, 14 yaşındaki Muhenned Eid havadan atılan kargonun altında ezildi. Bütün yardım örgütleri, uluslararası profesyonel yardım örgütleri, havadan yardım atılmasının ölüme sebep olduğunu ve kesinlikle yerini bulmadığını söylüyor. Buna rağmen, Cumhurbaşkanımıza durumu arz ettik. Yapılması konusunda onay verdi. Şimdi Silahlı Kuvvetlerimiz uçaklar, Ürdün hava sahası, Ürdünlüler rıza göstermediği sürece gitme şansımız yok. Ürdünlülere birkaç defa dedik. 'Biz buraya gelelim, ne uçak istiyorsanız vermeye hazırız' dedik. Muhtemelen onlar İsrail'le bu meseleyi çözemediler. İsrail'le koordinasyonunu iyi yapmış ülkelere Ürdünlüler izin veriyorlar, alıyorlar, götürüyorlar. 'Başka neye ihtiyacınız var' dedik, 'Bizim havadan kargo atan paraşüte ihtiyacımız var' dediler, Silahlı Kuvvetler bunları hemen gönderdi. Uçaklarımız hazır, hava sahasının açılmasıyla ilgili Ürdün bir koordinasyonda bize onay verdiği zaman hemen biz gidecek durumdayız, problem değil. Bu konu şu anda havadan yardım atma meselesi bir kozmetik bir operasyondur. Buna rağmen bir insana bir gram gıda gitse bile biz bunun için mutmain olacağımızdan 'Buna da varız' dedik. Uluslararası yardım kuruluşları buna da karşılar ama biz buna rağmen tamamlıyoruz. Ama bu konuda kozmetik olarak faaliyet gösteren diğer ülkelerin koordinasyonu bizi içermiyor" diye konuştu.   'İSRAİL SAVUNMASIZ FİLİSTİN HALKINI KATLETMEKTEDİR'   TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, Gazze'nin 7 Ekim 2023'ten itibaren dünya tarihinin en karanlık dönemlerinden birine tanıklık ettiğini ifade ederek, "21'inci yüzyılda tüm dünya Gazze'de kan donduran soykırıma şahitlik etmektedir. Siz Hamas'a 'Terör örgütü' demiştiniz. Bunu ne zaman demezseniz Netenyahu'nun uykusu o zaman kaçacaktır. Bakın Gazze'de yaşananlar yalnızca 7 Ekim 2023 sonrasındaki gelişmelerin bir sonucu değildir. Aynı zamanda İsrail'in Filistin'e karşı 75 yıllık politikalarının 56 yıllık işgalinin ve 16 yıllık ablukasının bir ürünüdür. 7 Ekim sonrasındaki İsrail şiddetini 1948'ten bu yana sergilediği tutum çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir. Yıllar süren saldırganlığından hesap sorulmaması, İsrail'i bu konuda daha cesaretlendirerek şiddete, katliama, soykırıma sevk etmiştir. Aslında İsrail kurulduğundan beri soykırım suçu işlemektedir. İsrail savunmasız Filistin halkını katletmektedir. Gazze'de yaşanan trajedi sadece silahlarla yürütülmemektedir. Açlık ve kıtlık da silah olarak kullanılmaktadır. Yardım kuyruğunda bekleyen küçücük çocuklar dahi İsrail askerlerinin kurşunlarının hedefi olmaktadır. Gazze'de çocuklar açlıktan ölürken hangi vicdan rahat uyuyabilir? Gazze'de anneler evlatlarını toprağa verirken hangi kalp sızlamaz? Gazze'deki açlık ve yıkım sadece bir halkı değil bütün insanlığın onurunu hedef almaktadır" ifadelerini kullandı.   'HALK NE YAZIK Kİ HER DEFASINDA YALNIZ KALIYOR'   Türkiye-Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı, AK Parti İstanbul Milletvekili Hasan Turan da Filistin konusunun yeni bir konu olmadığını vurgulayarak, "1897'de Basel'de tohumları atılan, Siyonist terör devletinin kurulduğu 1948'den bu yana bir halk, bir millet dünyanın gözünün önünde doğranıyor. Sürgüne yollanıyor, evlerine, yurtlarına, mülklerine el konuluyor, her gün onlarca masum katlediliyor ve sistematik bir soykırıma tabi tutuluyor. Bu halk ne yazık ki her defasında yalnız kalıyor. Ne Birleşmiş Milletler ne uluslararası toplum ne de üzülerek ifade ediyorum ki İslam ülkeleri bu hayasız ve alçak saldırıları durduramıyor. Durduramadığı gibi başta ABD ve kuyruğuna takılan ülkelerin çoğu maalesef destek veriyor. 365 kilometrekareye hapsedilen bir millet, yıllardır dünyadan izole bir şekilde ağır ambargo altında istiklal ve istikbal mücadelesi, aynı zamanda onur mücadelesi veriyor. Dünyanın en son teknolojik silahlarına havadan, karadan ve denizden kuşatılmasına rağmen direnen bu onurlu mücadeleyi veren yiğitleri aziz milletimizin huzurunda selamlıyorum. TBMM'de ilan ediyoruz ki Filistin halkını haklı mücadelesi direnişi ve davası bizim mücadelemiz ve davamızdır. Onlar sadece topraklarını savunmuyor. İnsanlıktan çıkmış merhametten yoksun Siyonist çetelere karşı direniyorlar" dedi. 'AZERBAYCAN PETROLÜ, BAKÜ-CEYHAN BORU HATTIYLA TÜRKİYE ÜZERİNDEN İSRAİL'E GİTMEYE DEVAM EDİYOR'   Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan da Genel Kurul'a hitap etti. Erbakan, "Gazze'de iki seneye yakın zamandır devam eden vahşet sık sık tekrar ettiğimiz; 'İnsanlığın çektiği sıkıntıların sebebi Siyonizm mikrobudur' sözümüzün doğruluğunu ispat etmektedir. Gazze'de yaşanan vahşi soykırım karşısında kınamanın, lanetlemenin, bildiri yayınlamanın, telefon diplomasisinin zamanı çoktan geçmiştir. Zaman uzun konuşmalar yapma zamanı da değildir. Zaman konuşma zamanı değil, yapma zamanıdır. Bu vahşet karşısında mutlaka somut adım atılmalı, yaptırım uygulanmalıdır. Gazze'deki katliama açıkça destek olan ABD'nin topraklarımızdaki İncirlik Üssü'nün derhal kapatılması gereklidir. Kürecik, Türkiye'deki NATO radar üssü doğrudan ABD'ye, dolaylı olarak İsrail'e hizmet ediyor. Kürecik Radar Üssü'nün son olarak İran'ın İsrail'e yönelik füze saldırılarında İsrail'in korunmasında aktif olarak rol oynadığı İsrail basınına da yansımıştır. Bu sebeple Kürecik Radar Üssü'nün derhal kapatılması gereklidir. Azerbaycan petrolü Bakü-Ceyhan petrol boru hattı vasıtasıyla Türkiye üzerinden İsrail'e gitmeye devam ediyor. Bunun bir an evvel durdurulması gereklidir. TSK refakatinde bir güvenlik koridoru oluşturulmalı, Gazze'ye deniz yoluyla gıda ve yardım malzemesi ulaştırılmalıdır. Bugün İspanya bile Gazze'ye havadan paraşütle insani yardım ulaştırıyor. Biz asırlar boyu Filistin'in hamisi olan ecdadın torunları olarak, Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak Gazze'ye bir ekmek ve su ulaştırmaktan bile aciz olamayız. Böyle günler için kurulmuş olan D-8'in üye ülkelerinin devlet başkanları, Türkiye öncülüğünde acilen bir zirvede toplanmalı ve atılacak somut adımları masaya yatırmalıdır. D-8 üyesi ülkeler Türkiye tarafından harekete geçirilmelidir. Merhum Erbakan Hoca'mızın dediği gibi İsrail laftan anlamaz, güçten anlar. Bu noktada asıl görev de yetki sahibi olan, Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran iktidara düşmektedir. Buradan iktidara çağrıda bulunuyoruz; kuvvet ve kudret sahibi Amerika ve İsrail değil, Cenabı Allah'tır anlayışıyla hareket edin ve adım atın. Yeniden Refah Partisi olarak bu konuda alacağınız en sert kararlarda bile arkanızda olacağımızı ifade ediyoruz. Eğer gerekli adımları atmazsanız, sadece kınamakla yetinmeye devam ederseniz, Gazze konusunda hiçbir somut adım atmayan bir iktidar olarak tarihe geçeceksiniz" ifadelerini kullandı.  'UZUN SOLUKLU BİR MÜCADELEYE HAZIR OLMAMIZ GEREKİYOR'   Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ticaret Bakanlığı ile de yakın ilişki içerisinde olduklarını belirterek, "Ticaret konusundaki gerekli adımların hepsi atılmış durumda. Diğer taraftan Sayın Meclis'imizdeki bu iradeyi, bu desteği çok kıymetli buluyoruz. Ama devlet olarak bize verdiğiniz desteğin en iyi şekilde kullanılması için açıkçası bir milli stratejiye ihtiyacımız var. Hep beraber uygulayacağımız, destek vereceğimiz çünkü İsrail'e karşı gelmek, bildiğiniz gibi sadece bir devlete karşı gelmek değil. Onu meydana getiren zihniyeti ve uluslararası sistemi karşınıza almak. Biz bunu devletiyle, milletiyle en güçlü şekilde yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Dolayısıyla ne dünün savaşıydı, ne bugünün olacak. Bu önümüzdeki yıllarda devam edecek. Uzun soluklu bir mücadeleye hazır olmamız gerekiyor. Ben burada yürütmeye yönelik tavsiyeleri, önerileri not ettim, aldım. Bunlardan ders çıkartacağım. Ama diğer taraftan yürütmenin başı olan Sayın Cumhurbaşkanımıza ve diğer kabine üyelerine yönelik yapılan suçlamaları, asılsız iddiaları da buradan şiddetle reddediyorum. Bazı arkadaşlarımız sordular. 'Netanyahu'nun uykusunu ne kaçırıyor, onu ne rahatsız ediyor' diye. Ben bütün stratejik değerlendirmelerimi söyleyeyim. Netanyahu'yu rahatsız eden bölgede tek bir şey var; Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı makamında oturması, Sayın Devlet Bahçeli'nin ve Cumhur İttifakı'nın ona kesintisiz destek vermesi. Başka bir şey rahatsız etmiyor" dedi. (DHA)  
TBMM Genel Kurulu, muhalefet partilerinin, Gazze'deki insanlık dışı katliamı durdurmak ve insani yardımların ulaştırılmasının yolunu belirlemek için genel görüşme talebi üzerine TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında olağanüstü toplandı.

 

 

CHP, DEM Parti, Yeni Yol Partisi, Yeniden Refah Partisi, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP) ve Demokrat Parti'den (DP) oluşan muhalefet partileri, Meclis'in Gazze'deki insanlık dışı katliamın durdurulması ve insani yardımların ulaştırılmasının yolunun belirlenmesi için TBMM Başkanlığı'na dilekçe sundu. Genel Kurul, muhalefet partilerinin talebi üzerine, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında toplandı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze'deki İsrail saldırıları, bölgede yaşanan kıtlık ve güncel duruma ilişkin Genel Kurul'u bilgilendirdi. Fidan'ın ardından siyasi parti gruplarına da söz verildi.

'KELİMELERİN YETERSİZ KALDIĞI BİR NOKTADAYIZ'

 

Açılış konuşmasını gerçekleştiren TBMM Başkanı Kurtulmuş, İsrail'in Filistin halkına karşı sürdürdüğü işgal, imha ve ilhak politikalarının son iki yıldır soykırım boyutlarını aştığını belirterek, "Esasında artık kelimelerin yetersiz kaldığı bir noktadayız. Siyonist İsrail'in yaptıklarının ne zulüm ne vahşet ne barbarlık ne katliam ne de soykırım sözcükleri tanımlamaya yeterli değildir. Şimdiye kadar büyük çoğunluğu kadın ve çocuk olan 70 bine yakın insan katledilmiştir. Sivil altyapı kasıtlı şekilde hedef alınmış, okullar, ibadethaneler ve hastaneler alçakça bombalanmıştır. Daha birkaç gün önce Gazze'nin güneyindeki Nasır Hastanesi'ne yönelik saldırı vardı. Hastalar, sağlık çalışanları ve uluslararası basın mensupları dahil olmak üzere, onlarca masum insan dünyanın gözü önünde katledilmiştir. Gazze'deki 36 hastaneden 33'ü ya tamamen yıkılmış ya çok ağır hasar almıştır. Yani fiilen Gazze'de sağlık hizmeti verilemez bir noktaya gelinmiştir. Açlık ve kıtlık aylardan beri masum insanlara karşı bir yok etme yöntemi olarak kullanılmaktadır. Öyle ki gıda yardım konvoyları bile Siyonist barbarlarca ölüm tuzaklarına dönüştürülmüştür. İsrail, Gazze'yi işgal harekatını genişletme kararı alarak, insanlık suçlarını sürdürmeye devam etmektedir. İsrail'in Gazze halkını bilerek ve isteyerek açlığa ve kıtlığa mahkum ettiği Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar tarafından da doğrulanmıştır" diye konuştu.

 

'GAZZE'NİN ACİLEN YENİDEN AYAĞA KALDIRILMASI SAĞLANMALIDIR'

 

İsrail'in ateşkesi kabul etmesi ve tüm silahlı birimlerini bölgeden çekmesi gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, "Hazırlanan uluslararası insani yardım ve imar planları temelinde Gazze'nin acilen yeniden ayağa kaldırılması sağlanmalıdır. Bölgenin yönetimi Filistinlilere ait olmalı, güvenliği ise Birleşmiş Milletler Barış Gücü tarafından teminat altına alınmalıdır. Hatta geçtiğimiz günlerde, İrlanda Cumhurbaşkanı'nın da ifade ettiği şekilde, Gazze'de insani yardım şartlarının sağlanması amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından bir güç gönderilmesi ivedilikle sağlanmalıdır. Değerli milletvekilleri, İsrail'in barbarlığı bildiğiniz gibi sadece Gazze ile sınırlı değildir. Kudüs ile Batı Şeria'da silahlı güçleri ve yerleşimcileri vasıtasıyla Filistinlilere uyguladığı şiddet, fütursuzca artırılmış toprak işgalini, yasa dışı yıkım ve yerleşim inşasını hızlandırmışlardır. Son olarak, oldukça hassas bir bölge olan E1 bölgesi olarak tanımlanan topraklarda da Kudüs'ün doğusunu Batı Şeria'dan ayırmayı amaçlayan yeni bir yasa dışı yerleşim yeri oluşturulma kararı, uluslararası camiada büyük bir infiale yol açmıştır. Diğer yandan İsrail parlamentosu da uluslararası hukuka aykırı bir şekilde Birleşmiş Milletler Filistinli Mülteciler Yardım ve İmar Ajansı'nın faaliyetlerini yasaklayan Gazze ve Batı Şeria'ya insani yardımların ulaşmasını engelleyen, Filistin topraklarına el koyan kanunları kabul etmekte, Filistin topraklarının ilhakı çağrısında bulunan kararlar almaktadır. İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki her eylemi uluslararası hukukun açık bir ihlalidir, savaş suçudur, soykırımdır. Soykırımcı Netanyahu çetesinin acımasız eylemlerine karşı dünyanın her köşesinde halkların tepkisi her geçen gün artmakta, büyümektedir" diye konuştu.

'İSRAİL'E VERİLEN DESTEK HER GEÇEN GÜN AZALMAKTADIR'

 

İsrail'e destek veren batılı ülke hükümetleri ve parlamentolarının dahi İsrail'e tepki göstermeye başladığını belirten Kurtulmuş, "Bazı batılı ülkeler, gelecek ay Filistin'i tanıma kararını almaya hazırlanmaktadır. Birçok Batılı ülke, İsrail'e karşı yetersiz de olsa yaptırım kararlarını almak üzeredir. Esasen, başta ülkemiz olmak üzere, Asya, Afrika ve Latin Amerika devletleri bu konuda öncü rol oynamaktadır. Dünya parlamentolarında İsrail'e daha etkin yaptırım uygulanması yönünde baskılar artmakta, sesler yükselmekte, hatta aksi tutumlar siyasi sorunlara dahi neden olmaktadır. Nitekim, bunun bir örneği olarak, Hollanda Dışişleri Bakanı ve partisinden yedi bakanın, Hollanda Parlamentosu'nun, İsrail'e ek yaptırım kararı almaması üzerine koalisyondan ayrılması, Hollanda'da siyasi bir krize yol açmıştır. ABD Kongresi'nde dahi, İsrail'in Gazze'de ateşkesi kabul etmesini ve insani yardımları engelleme politikasına son vermesini isteyen üyelerin sayısı artmaktadır. İsrail'e Amerikan kabuğuyla verilen destek de her geçen gün azalmaktadır. İsrail'in soykırım ve ilhak politikalarına karşı koymak ve insanlık cephesine destek olmak amacıyla, parlamenter alan dahil çok boyutlu ve çok yönlü çabalarımızı artırarak sürdürmek zorundayız. Soykırımcı Netanyahu ve çetesinin uluslararası daha fazla alanda, daha fazla tecrit edilmesi için elimizden gelen her türlü çabayı ortaya koymalıyız. Bu amaçla Gazi Meclisimizin attığı önemli adımlar olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi oy birliğiyle aldığı kararlarla İsrail'in katliamlarını ve bölgedeki saldırılarını güçlü şekilde defaetle kınamıştır" ifadelerini kullandı.

 

'YAŞANANLAR, TÜM İNSANLIĞIN VİCDANINI DERİNDEN YARALAMAKTADIR'

 

TBMM'de konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, geçen yıl Meclis’te yaptığı konuşmasında İsrail'in izlediği stratejinin yalnızca Gazze'yle sınırlı kalmayacağını, bölgede yayılacak bir ateş dalgası yaratacağını ifade ettiğini söyledi. Nüfus yoğunluklu bölgelerde planlanan askeri operasyonların yeni toplu katliamlara kapı araladığını belirten Fidan, "İsrail, iki devletli çözüm vizyonunu tümüyle ortadan kaldırmak için fırsat olarak kullanmaktadır. Ülkemizin de yoğun çalışmaları sayesinde BM Genel Kurulu, dünya kamuoyunun vicdanını yansıtan bazı kararlar alabildiyse de bunların bağlayıcı gücü olmaması, sahadaki durumu İsrail'in ve destekçilerinin insafına bırakmıştır. Neredeyse bütün dünya İsrail'i soykırımı nedeniyle yalnız bırakmıştır. Sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan ABD’nin kayıtsız şartsız desteğiyle, İsrail mevcut savaş suçlarına devam etmektedir. Şunu en baştan açıkça ifade etmek gerekiyor. Gazze'de yaşanan bu dramın arkasındaki asıl mesele, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzenin artık günümüz sınamalarına cevap vermemesidir. Yani iflas etmesidir. İşte biz buna uluslararası sistemin meşruiyet krizi diyoruz. Gazze'deki genel tablo son derece vahimdir. Türkiye olarak Filistin halkının hangi şekilde ve isim altında olursa olsun Gazze'den tehcirini öngören planlara karşıyız. Kim tarafından sunulursa sunulsun böyle bir plan bizim nezdimizde hükümsüzdür. Tüm süreç boyunca sizlerin de takip ettiği üzere kalıcı bir ateşkese ulaşılmasını teminen Katar ve Mısır ile temaslarımız devam etmekte ve Katar ve Mısır ara buluculuğunda müzakereler yürütülmekte" dedi.

 

'İSRAİL'İN DEVLET TERÖRÜ SÜRMEKTEDİR'

 

Esas meselenin Gazze'nin geleceği olduğunu ifade eden Fidan, "İsrail, Gazze'de meşru hiçbir Filistin yönetimi istememekte, bölgedeki işgal ve istilasını sürdürmektedir. Uluslararası kamuoyu, Birleşmiş Milletler ve yerel sivil toplum kuruluşlarının yardım dağıtımını üstlenmesi konusunda hemfikirdir. İsrail ise yardımların dağıtımını engelleyerek, binlerce Filistinli kardeşimizin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Açlığı silah olarak kullanma stratejisini benimsemiştir. İsrail'in süregelen ablukası sonucunda, Birleşmiş Milletler Gazze'de kıtlık felaketinin baş gösterdiğini ilan etmiştir. Bu bir doğal afet değildir, bu açlığı silah haline getiren kasıtlı ve zalim bir politikanın sonucudur. Amaç belli, Filistinlerin toplanacağı kampların dışındaki alanların moloz yığını hale getirilmesi, Filistinlilerin Gazze'den göç etmeleri için zorlayıcı bir ortam tesis edilmesi. İsrail mevcut savaş ve istikrarsızlık ortamından istifadeyle Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de saldırılarını artırmıştır. İsrail'in devlet terörü sürmektedir. İsrail ordusu korumasındaki yerleşimciler Filistin halkına, geçim kaynaklarına ve mülklerine saldırmaktadır. Aynı zamanda Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınlar da devam etmektedir. Mescid-i Aksa'nın mekansal ve zamansal bölünmesine yönelik İsrail adımları kesintisiz sürmektedir. Özellikle İsrailli aşırıcı bakanlar, beraberlerinde yerleşimciler ve güvenlik güçleri eşliğinde, Mescid-i Aksa'nın kutsiyetini ve buradaki tarihi statükoyu ihlal etmeye devam etmektedirler" diye konuştu.

 

'SURİYE'NİN KADİM TOPLULUKLARININ İSTİSMAR EDİLMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ'

 

Son dönemde bazı ülkelerin Filistin'i tanıma kararı almasına misilleme olarak, Netanyahu hükümetinin yeni yasa dışı yerleşim projeleri, sahadaki saldırıları ve Filistin yönetimini mali iflasa sürükleyecek girişimlerinin artığını belirten Fidan, "Topyekun saldırılar altında olan Filistin, var olma mücadelesi vermektedir. İsrail, bölgeyi istikrarsızlığa sürükleyerek kendi güvenliğini sağlayabileceği gibi bir yanılgı ve gaflet içindedir. Bunu kendisine bir politika edinmiştir. İlk günden bu yana uyarmaktayız; İsrail'in Gazze başta olmak üzere, Filistin'de pervasız saldırılarına devam etmesine izin verilirse, bu sadece Filistinlilerle kalmaz, bütün bölgeyi ateşe atar. Bu değerlendirmemizin gerçekleştiğini maalesef geçtiğimiz süreç içerisinde gördük. İsrail, Lübnan'a yönelik hava saldırılarını karasal işgale dönüştürdü ve Lübnan'ın güneyini işgal etti. Lübnan'da konuşlu Birleşmiş Milletler gücü UNIFIL'e saldırmaktan da çekinmeyen İsrail tüm uluslararası hukuk kurallarını hiçe saydı. Lübnan içindeki 5 noktada ise İsrail askeri mevcudiyeti devam ediyor. İsrail geçiş sürecindeki Suriye'ye yönelik saldırılarını ve Suriye içinde işgalci varlığını da sürdürmektedir. Bu doğrultuda, Golan Tepeleri'ndeki işgalini genişletmiş; Suriye topraklarının içine kadar girmiş, Şam'ı vuracak kadar cüretkar bir hezeyan içine girmiştir. İsrail, Suriye'deki hassas noktaları kaşıyarak, istikrarlı, güçlü, milli birlik ve beraberliğini sağlamış ve toprak bütünlüğüne sahip bir Suriye istemediğini açıkça göstermiştir. Suriye'nin kadim ve değerli topluluklarının bu çarpık hedefler doğrultusunda istismar edilmesine asla izin vermeyeceğiz" dedi.

 

'TÜRKİYE'DEN DAHA İLERİ ADIM ATMIŞ BAŞKA ÜLKE YOK'

 

İsrail ve İran arasında devam eden gerilimin, tüm bölge için risk teşkil ettiğini vurgulayan Fidan, "İsrail'in yıl boyunca, Gazze, Lübnan, Yemen, Suriye ve İran'a gerçekleştirdiği saldırılar; uluslararası hukuku ve insani değerleri hiçe sayan, bölgesel istikrarı tehdit eden ve tüm coğrafyamızı kaosa sürükleyebilecek nitelikteki eylemlerdir. Bu pervasız tavır, devlet sorumluluğu taşımaktan uzak, uluslararası düzene meydan okuyan bir terör devleti zihniyetinin en açık göstergesidir. Türkiye olarak Filistinli kardeşlerimizin kendi topraklarında var olma mücadelesini her zaman destekledik. İsrail'in zulmünü her daim uluslararası gündemin ön sıralarında tuttuk. Başından beri bu konudaki gayretlerimizi daha önce de defalarca ifade ettik iki ana kulvar etrafında sürdürdük. Birincisi, mevcut savaşın ve soykırımın, savaşın bir an önce Gazze'de durdurulması, insani yardımların hemen içeriye girmesi, ikinci kulvarımız ise buna paralel, iki devletli çözümün gündemde tutulması ve dünya geneline kabul edilmesi. Bu doğrultuda, fikirdaş ülkelerle birlikte uluslararası toplumu harekete geçirmek ve İsrail üzerinde baskı kurmak için sizlerin de şahit olduğu gibi yoğun çaba sarf ettik. Bu süreçte milletimizden aldığımız güç, attığımız kararlı adımlarda dayanak noktamız oldu. Filistin davası, ülkemizde tüm kesimlerin savunduğu öncelikli bir meseledir. Yaptırımlar bağlamında dünyada Türkiye'den daha ileri adım atmış şu anda başka bir ülke yok. Çok sayıda diplomatik, hukuki ve ticari tedbiri hayata geçirdik. İsrail'le ticaretimizi tamamen kestik, İsrail gemilerine limanlarımızı kapattık, Türk gemilerinin İsrail limanlarına gitmesine izin vermiyoruz. İsrail'le ticaretini tamamen kesen başka ülke, altını çiziyorum bulunmamaktadır. İsrail'e silah ile mühimmat taşıyan konteyner gemilerinin ülkemiz limanlarına girmesine, uçakların ise hava sahamıza girmesine izin vermiyoruz. İlk günden itibaren, devletimizin imkan ve kabiliyetleri seferber edilerek, Gazze'ye kapsamlı insani yardımlar ulaştırılmıştır" ifadelerini kullandı.

 

'YARDIMLARIMIZ 100 BİN TONU GEÇMİŞTİR'

 

7 Ekim'den bu yana Türkiye'nin Gazze'ye ulaştırdığı ayni ve nakdi yardımlar bakımından en önde gelen ülkeler arasında olduğunu ifade eden Fidan, "Toplam yardımlarımız 100 bin tonu geçmiştir. Yardımlarımızın Gazze'ye ulaştırılmasında muazzam bir çaba gösteren AFAD ve Kızılay'a huzurlarınızda teşekkür ediyoruz. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı'na desteklerimiz çerçevesinde Gazze'nin bir yıllık ihtiyacını karşılayacak boyutta un yardımında bulunduk. Kızılay tarafından kurulan aşevleri her gün on binlerce kişiye sıcak yemek sağlamakta; AFAD'ın ve Kızılay'ın iş birliğiyle milyonlarca litre içme suyu halka ulaştırılmaktadır. Ayrıca Sağlık Bakanlığımızın desteğiyle yüzlerce Filistinli hasta ve refakatçi ülkemize tahliye edilmektedir. Diplomatik alanda da aynı şekilde ön saflardayız. Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda küresel ve bölgesel düzeyde yürüttüğü diplomasiyle meseleyi tüm muhataplarıyla ele almıştır ve ele almaya devam etmektedir. Geçtiğimiz yıl, hatırlayacaksınız, BM Genel Kurulu'nda Filistin üzerine yaptığı tarihi konuşma, insanlık vicdanını harekete geçiren bir manifesto niteliği taşımıştır. Türkiye olarak çok taraflı platformlarda sürdürdüğümüz yoğun diplomasi trafiğiyle farklı uluslararası yapılarda etkin bir rol üstlendik. Sayısız ziyaret, sayısız telefon görüşmeleri gerçekleştirdik" dedi.

 

'İSRAİL'İN SAHTE MEŞRUİYET ZEMİNİ ÇÖKTÜ'

 

İsrail'e silah transferinin durdurulmasının hayati öneminin belirgin hale geldiğini vurgulayan Fidan, "Bu çerçevede, İsrail'in savaş makinesini besleyen silah ve mühimmat tedarikinin durdurulması çağrısıyla, 52 ülkenin katılımıyla Birleşmiş Milletler nezdinde önemli bir uluslararası girişime imza attık. Tüm bu adımları atarken, devam eden ateşkes müzakerelerinde de gerek istihbarat diplomasisi gerek açık diplomasi olmak üzere önemli roller üstlendik. Taraflarla görüşmelerimizi sürdürerek, kalıcı barış yolunda bir an evvel ateşkesin tesis edilmesini kolaylaştıracak adımları atma gayreti içinde olduk. Gazze'deki acı tabloya rağmen, zulme karşı duruşumuz ve çabalarımız sayesinde, İsrail'e evvelce destek veren ülkeler dahi artık iki devletli çözüm fikrini benimsemeye başlamıştır. Öncülük ettiğimiz ve aktif olarak yer aldığımız bu girişimler, birçok ülkenin Filistin'i tanıma kararı almasında da önemli bir rol oynamıştır. Nitekim, İngiltere, Fransa, Kanada, Malta, Yeni Zelanda, Portekiz ve Avustralya'nın da aralarında bulunduğu ülkeler, Filistin devletini eylül ayında tanıma niyetlerini sizlerin de bildiği gibi duyurmuştur. Bu, Filistin meselesinde uluslararası diplomasi bakımından tarihi bir kırılmadır. Bu ülkelerin Gazze'deki insani felaketin artık son bulması taleplerini yüksek sesle dillendirmeye başlaması, geç kalınmış; fakat oldukça değerli bir adımdır. Kararlı diplomatik çabalarımızla, daha önce bu konuda net tavır alamayan ülkeleri dahi sürecin çok şükür paydaşları haline getirdik. Gayretlerimiz sayesinde, İsrail'in yıllardır zihinlerde inşa ettiği o sahte meşruiyet zemini artık çökmüş, kurduğu illüzyon perdesi nihayetinde inmiştir. Yaşanan vahşetin büyüklüğü karşısında maske düşmüş, Batı kamuoyları ilk kez gerçek bir vicdan muhasebesine mecbur kalmıştır" diye konuştu.

 

'İSRAİL'İN İŞLEDİĞİ SUÇLARIN CEZASIZ KALMAMASINA DA ÖNEM ATFEDİYORUZ'

 

Bugün itibarıyla, yaklaşık 150 ülkenin Filistin'i tanıdığını belirten Fidan, "İslam dünyasının yanı sıra, İspanya, İrlanda ve Slovenya gibi Avrupalı fikirdaş ülkelerle yakın temaslarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Üç gün önce Dublin'de AB Dönem Başkanlığı'nı devralacak İrlanda ile bu meseleleri etraflıca istişare ettik. İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi dönem başkanlığımız kapsamında, Filistin konusunu öne çıkardık. Dışişleri Bakanları Konseyi’ni 25 Ağustos’ta bildiğiniz gibi Cidde’de olağanüstü toplantıya çağırdık. Başkanlık ettiğimiz bu toplantıda, İslam dünyası olarak tek bir yürek halinde nasıl ortak bir duruş sergileyeceğimizi ve uluslararası toplumu nasıl acilen harekete geçirebileceğimizi detaylarıyla ele aldık. Şimdi önümüzdeki en büyük görev, Filistin’in tanınması yolunda oluşan bu tarihi ivmeyi sürdürmek ve daha da büyütmektedir. Diğer yandan, İsrail’in işlediği suçların cezasız kalmamasına da önem atfediyoruz. 8 Ağustos 2024 tarihinde, Güney Afrika'nın İsrail'e karşı açtığı soykırım davasına müdahil olmak için başvuruda bulunduk. Ülkemiz, Uluslararası Adalet Divanı'nda Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından açılan soykırım davasına müdahil olan sadece 13 ülkeden biridir. İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki uygulamalarına dair istişari görüş sürecine de aktif olarak katıldık. İsrail'in BM ve diğer uluslararası kuruluşlara karşı hukuki sorumluluklarıyla ilgili sürece önemli katkılar sağladık" açıklamasında bulundu. 

'BÜYÜK İSRAİL HAYALİ, FELAKET REÇETESİDİR'

 

İsrail'in nihai hedefinin Gazze'yi yaşanamaz hale getirmek olduğunu ifade eden Fidan, "Filistinlileri vatanlarından zorla söküp atmaktır. Son operasyon kararıyla birlikte, Kuzey Gazze’deki 1 milyon kişinin zorla güneye göç ettirilmesi, Gazzelilerin dar ve küçük bir bölgede sıkıştırılması ve nihayetinde bölgeden ayrılmalarının sağlanması hedeflenmektedir. Yasa dışı yerleşimcilerin daha şimdiden Gazze’deki topraklara yerleşmeye hazırlandığını görüyoruz. Batılı ülkelerde, İsrail’in soykırımına karşı büyüyen bir kamuoyu tepkisi bulunuyor. Artık hükümetler daha önce olduğu gibi bunu görmezden gelememektedir. İsrail uluslararası toplumda tecrit edilmeye başlamıştır. Bu tepkilerin daha da kolektif bir nitelik kazanması önem taşımaktadır. Bu çerçevede, İsrail’le ticaretin kesilmesi, İsrail’in BM Genel Kurul çalışmalarına katılımının tamamıyla askıya alınması, İsrail’e silah ve mühimmat sevkiyatının sona erdirilmesi, İsrail’in uluslararası toplumdan tecrit edilmesi konularında benzer düşünen ülkelerle beraber adımlar atmaya devam edeceğiz. Bütün diplomatik gayretlerimizi planlı ve sistemli şekilde bu çabalar etrafında yoğunlaştırıyoruz. İsrail, Filistin’de durdurulmaz, uluslararası hukuka riayet etmeyen tavrına devam ederse, bunun bölgesel ve küresel sonuçları olacağı açıktır. Bu nedenle, bölgemizde gerilimi düşürerek, barış çabalarını ilerletmek için önde gelen aktörlerle temaslarımızı sürdüreceğiz. Bizim asıl hedefimiz, bölgesel sorunlara bölgesel çözümler ilkesiyle hareket ederek, Orta Doğu’da barış ve istikrar havzası oluşturmaktır. Bölgemizde kimsenin burnunun kanamasını istemiyoruz. Maalesef İsrail, sınır tanımayan yayılmacılığı ile bu vizyonun önünde en büyük engel haline gelmiştir. Halbuki Gazze’de tesis edilecek bir ateşkes bölgedeki gerilimleri düşürecektir. Bu nedenle, buradan açıkça uyarıyoruz. Bugün karşımızda bölgeyi ateşe atmaya yemin etmiş bir İsrail var. 'Büyük İsrail' hayali, bölge için bir felaket reçetesidir. Netanyahu hükümeti dizginlenmediği takdirde, Orta Doğu huzur bulmayacaktır" dedi.

 

'NETANYAHU'YU KINAMAKLA YETİNMEK, ZULME ORTAK OLMAKTIR'

 

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Gazze ve Filistin meselelerinin, diplomatik, siyasi, tarihi ve insani açıdan birçok katmana sahip bir mesele olduğunun altını çizerek, "Bugün dünyada pek az lider ve ülke dışında ki maalesef Türkiye bunlardan biri değildir Gazze meselesi ve İsrail ile ilgili olarak, neredeyse hiç kimsenin, gerçekten kapısının önünü süpürmediği bir dünya gerçekliğinde, İsrail'in ve Netanyahu'nun kınanmasının bir boş gösteren olduğunu haykırmak istiyorum. Çünkü tartışılmaz hakikat şudur; Netanyahu'yu sadece kınamakla yetinmek, onun zulmüne ortak olmaktır. Bugün, dünya siyasetinin, demokrasiden ve ortak vicdani değerlerden gün be gün uzaklaşan liderlik anlayışı, cam duvarlı saraylarda ikamet etmektedir. Bu camdan saraylar içerisinde, her bir lider, diğerini kollamaktadır. Bu sebepledir ki kimse Netanyahu'nun camına, o vicdan taşını atmamakta, atamamaktadır. Bu sebeple, milletlerin vicdanı en çok da Türk milletinin vicdanı o fanustan kurtulmadıkça, bu yaşanan katliamlar bitmeyecek, Gazze'nin, Filistin'in, Doğu Türkistan'ın, Kırım'ın, Türkmeneli'nin ve zulüm altında yaşayan nice milletin makus talihi değişmeyecektir. Kısaca, Gazze'de masum insanların hayatlarıyla bir oyuncak gibi oynayan Netanyahu'yu sadece kınamak, bu oyuna eşlik etmekten başka bir şey değildir" diye konuştu.

'TÜRKİYE, SOYKIRIMIN KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNU HAYKIRMAKTADIR'

 

MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın ise Filistin'de ve Gazze'de yaşanan insanlık dışı uygulamaların bugün artık sadece dünya kamuoyunda ve mahşeri vicdanlarda karşılık bulmakla kalmayıp, aynı zamanda İsrail müttefiki Batılı ülke yönetimlerince de yavaş yavaş dile getirilmekte olduğunu belirterek, "Ne Arap Ligi ne İslam İşbirliği Teşkilatı ve ne de diğer irili ufaklı uluslararası resmi kurum ve kuruluşlar bu nobran ve saldırgan tavrı durdurmaya yönelik yeterince etkin olamamaktadır. Üye sayısı yaklaşık 200'e yakın olan BM'in ve bağlı kuruluşlarının dahi İsrail'e karşı aldığı kararların uygulanması bir yana her türlü hizmet ve yardım sunmak üzere bölgede bulundurduğu personelini korumaktan dahi yoksun bir duruma düşmesi durumun vehametini ifade etmektedir. İşte bu nedenle kimsesizlerin kimsesi ve mazlumların sesi olma adına dünyanın 5'ten büyük olduğunu açıkça haykıran Türkiye Cumhuriyeti Devleti, milleti ve onun yegane kurumsal temsilcisi Meclis'i ile tek ses ve tek yürek halinde bu soykırımın kabul edilemez olduğunu ve bir an önce son bulmasını yüksek sesle dünya kamuoyuna her platformda haykırmaktadır" diye konuştu.

 

'DÜNYANIN VE BÖLGEMİZİN KANAYAN YARALARINDAN BİRİ'

 

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de "Filistin sorunu dünyanın ve bölgemizin kanayan yaralarından biri. Son iki yılda bu sorun bambaşka bir boyut kazandı. Gazze’deki çocukların, kadınların, gençlerin, gıdaya ulaşamayan anne babaların, bir bütün olarak Gazze halkının acısını yüreğimizde yaşıyoruz" ifadelerini kullandı. 

'EN BÜYÜK VEBAL BİZİM DEĞİLSE KİMİNDİR'

 

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Genel Kurul'a hitaben yaptığı konuşmada Türkiye'nin Filistin'e havadan yardım yapmamasını eleştirdi. Özel, "Bu ülkelerin bir ortak özelliği var. Kanada, Singapur, Belçika, Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Almanya, İspanya, İtalya ve Endonezya. Bunların her birisi karadan yolladıkları insani yardım ulaşmayınca, Filistin'e havadan insani yardım ulaştırdılar. Türkiye yaptı mı, yapmadı. Silahlı Kuvvetler'de bu konudaki en yetkin isimlere sorduk. Dediler ki; 'Amerika Birleşik Devletleri'nden sonra hava indirmede en yetkin, bir talimatla onu en iyi yapabilecek ordulardan bir tanesi biziz. Türk Hava Kuvvetleri'dir. Bir talimatla biz Filistin'e gider, oradaki açlığı, susuzluğu, yokluğu gökyüzünden yağdıra yağdıra bitiririz.' Ama bu bir siyasi karar gerektirir. Bu siyasi kararı almaya cesaretiniz var mı? Ya da soruyorum Filistin'de 300 tane çocuk açlıktan ölüyorsa, bunda vebal bütün dünyanınsa, en büyük vebal bizim değilse kimindir? Bunu yapmayacaksak, bizim dünyanın öbür ucundan gelen Kanada'nın yaptığını, Birleşik Arap Emirlikleri'nin yaptığını, Mısır'ın cesaret ettiğini, Singapur'un yaptığını yapmamamızın sebebi nedir? Sayın bakanlarım, Sayın başkanlarım size soruyorum. Gözünüzün içine bakarak soruyorum. 74'te bütün dünya 'Yapma' derken, o kadar imkansızlıklarla o günün teknolojisiyle adaya, askerin dışında tanksavarları, her türlü mühimmatı, hastaneleri indiren Hava Kuvvetleri'ne bırakın, Filistin'deki açlığı bitirsin. Bu kararı vermek için bu Meclis çalışmaya devam etmelidir" dedi.

'KOZMETİK BİR OPERASYONDUR'

 

Özgür Özel'in sözlerine cevap veren Dışişleri Bakanı Fidan, "Bu havadan yardım gönderme ile ilgili hususunu gündeme getiriyorlar. Burada hükümetin aslında bir isteksizlik ve gaflet içerisinde olduğunu ima eden hususlar var. O konuda bir açıklık getirmek istiyorum. İki tane husus var bu konuyla ilgili. Biliyorsunuz bizim en hassas olduğumuz konu ve en iyi olduğumuz konu Filistinlilere yardım götürme meselesi. Dünyanın en iyi yardım kuruluşları bizde. AFAD ve Kızılay gece gündüz çalışıyor. Mısır'la iş birliği içerisinde bunu götürüyoruz. Fakat Gazze'deki savaş koşullarının ortaya çıkardığı durumlar içeriye yardım malzemesinin girmesini sağlamada bir numaralı konu. İkincisi biz bu kadar yardım götürmede karadan, denizden götürüyoruz. Havadan niye şey olalım? Bu konuda ortada iki tane husus var. Onu söylemek istiyorum. Bu konu bizim gündemimize geldi. Biz Ürdün ile bu konuda koordinasyonda bulunduk. Biz her ne kadar havadan yardım atma meselesinin İsrail'in uluslararası baskı altında kendisine yönelik bir kozmetik faaliyet olduğunu bilmemize rağmen; fakat yine de yardım yardımdır, bir gram yardım olsa da yardımdır. Teknik yardım örgütlerinin, uluslararası teknik yardım örgütlerinin hepsinin de itirazına rağmen; bakın, bugün bir 'The Guardian'ı açın okuyun, 14 yaşındaki Muhenned Eid havadan atılan kargonun altında ezildi. Bütün yardım örgütleri, uluslararası profesyonel yardım örgütleri, havadan yardım atılmasının ölüme sebep olduğunu ve kesinlikle yerini bulmadığını söylüyor. Buna rağmen, Cumhurbaşkanımıza durumu arz ettik. Yapılması konusunda onay verdi. Şimdi Silahlı Kuvvetlerimiz uçaklar, Ürdün hava sahası, Ürdünlüler rıza göstermediği sürece gitme şansımız yok. Ürdünlülere birkaç defa dedik. 'Biz buraya gelelim, ne uçak istiyorsanız vermeye hazırız' dedik. Muhtemelen onlar İsrail'le bu meseleyi çözemediler. İsrail'le koordinasyonunu iyi yapmış ülkelere Ürdünlüler izin veriyorlar, alıyorlar, götürüyorlar. 'Başka neye ihtiyacınız var' dedik, 'Bizim havadan kargo atan paraşüte ihtiyacımız var' dediler, Silahlı Kuvvetler bunları hemen gönderdi. Uçaklarımız hazır, hava sahasının açılmasıyla ilgili Ürdün bir koordinasyonda bize onay verdiği zaman hemen biz gidecek durumdayız, problem değil. Bu konu şu anda havadan yardım atma meselesi bir kozmetik bir operasyondur. Buna rağmen bir insana bir gram gıda gitse bile biz bunun için mutmain olacağımızdan 'Buna da varız' dedik. Uluslararası yardım kuruluşları buna da karşılar ama biz buna rağmen tamamlıyoruz. Ama bu konuda kozmetik olarak faaliyet gösteren diğer ülkelerin koordinasyonu bizi içermiyor" diye konuştu.

 

'İSRAİL SAVUNMASIZ FİLİSTİN HALKINI KATLETMEKTEDİR'

 

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, Gazze'nin 7 Ekim 2023'ten itibaren dünya tarihinin en karanlık dönemlerinden birine tanıklık ettiğini ifade ederek, "21'inci yüzyılda tüm dünya Gazze'de kan donduran soykırıma şahitlik etmektedir. Siz Hamas'a 'Terör örgütü' demiştiniz. Bunu ne zaman demezseniz Netenyahu'nun uykusu o zaman kaçacaktır. Bakın Gazze'de yaşananlar yalnızca 7 Ekim 2023 sonrasındaki gelişmelerin bir sonucu değildir. Aynı zamanda İsrail'in Filistin'e karşı 75 yıllık politikalarının 56 yıllık işgalinin ve 16 yıllık ablukasının bir ürünüdür. 7 Ekim sonrasındaki İsrail şiddetini 1948'ten bu yana sergilediği tutum çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir. Yıllar süren saldırganlığından hesap sorulmaması, İsrail'i bu konuda daha cesaretlendirerek şiddete, katliama, soykırıma sevk etmiştir. Aslında İsrail kurulduğundan beri soykırım suçu işlemektedir. İsrail savunmasız Filistin halkını katletmektedir. Gazze'de yaşanan trajedi sadece silahlarla yürütülmemektedir. Açlık ve kıtlık da silah olarak kullanılmaktadır. Yardım kuyruğunda bekleyen küçücük çocuklar dahi İsrail askerlerinin kurşunlarının hedefi olmaktadır. Gazze'de çocuklar açlıktan ölürken hangi vicdan rahat uyuyabilir? Gazze'de anneler evlatlarını toprağa verirken hangi kalp sızlamaz? Gazze'deki açlık ve yıkım sadece bir halkı değil bütün insanlığın onurunu hedef almaktadır" ifadelerini kullandı.

 

'HALK NE YAZIK Kİ HER DEFASINDA YALNIZ KALIYOR'

 

Türkiye-Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı, AK Parti İstanbul Milletvekili Hasan Turan da Filistin konusunun yeni bir konu olmadığını vurgulayarak, "1897'de Basel'de tohumları atılan, Siyonist terör devletinin kurulduğu 1948'den bu yana bir halk, bir millet dünyanın gözünün önünde doğranıyor. Sürgüne yollanıyor, evlerine, yurtlarına, mülklerine el konuluyor, her gün onlarca masum katlediliyor ve sistematik bir soykırıma tabi tutuluyor. Bu halk ne yazık ki her defasında yalnız kalıyor. Ne Birleşmiş Milletler ne uluslararası toplum ne de üzülerek ifade ediyorum ki İslam ülkeleri bu hayasız ve alçak saldırıları durduramıyor. Durduramadığı gibi başta ABD ve kuyruğuna takılan ülkelerin çoğu maalesef destek veriyor. 365 kilometrekareye hapsedilen bir millet, yıllardır dünyadan izole bir şekilde ağır ambargo altında istiklal ve istikbal mücadelesi, aynı zamanda onur mücadelesi veriyor. Dünyanın en son teknolojik silahlarına havadan, karadan ve denizden kuşatılmasına rağmen direnen bu onurlu mücadeleyi veren yiğitleri aziz milletimizin huzurunda selamlıyorum. TBMM'de ilan ediyoruz ki Filistin halkını haklı mücadelesi direnişi ve davası bizim mücadelemiz ve davamızdır. Onlar sadece topraklarını savunmuyor. İnsanlıktan çıkmış merhametten yoksun Siyonist çetelere karşı direniyorlar" dedi.

'AZERBAYCAN PETROLÜ, BAKÜ-CEYHAN BORU HATTIYLA TÜRKİYE ÜZERİNDEN İSRAİL'E GİTMEYE DEVAM EDİYOR'

 

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan da Genel Kurul'a hitap etti. Erbakan, "Gazze'de iki seneye yakın zamandır devam eden vahşet sık sık tekrar ettiğimiz; 'İnsanlığın çektiği sıkıntıların sebebi Siyonizm mikrobudur' sözümüzün doğruluğunu ispat etmektedir. Gazze'de yaşanan vahşi soykırım karşısında kınamanın, lanetlemenin, bildiri yayınlamanın, telefon diplomasisinin zamanı çoktan geçmiştir. Zaman uzun konuşmalar yapma zamanı da değildir. Zaman konuşma zamanı değil, yapma zamanıdır. Bu vahşet karşısında mutlaka somut adım atılmalı, yaptırım uygulanmalıdır. Gazze'deki katliama açıkça destek olan ABD'nin topraklarımızdaki İncirlik Üssü'nün derhal kapatılması gereklidir. Kürecik, Türkiye'deki NATO radar üssü doğrudan ABD'ye, dolaylı olarak İsrail'e hizmet ediyor. Kürecik Radar Üssü'nün son olarak İran'ın İsrail'e yönelik füze saldırılarında İsrail'in korunmasında aktif olarak rol oynadığı İsrail basınına da yansımıştır. Bu sebeple Kürecik Radar Üssü'nün derhal kapatılması gereklidir. Azerbaycan petrolü Bakü-Ceyhan petrol boru hattı vasıtasıyla Türkiye üzerinden İsrail'e gitmeye devam ediyor. Bunun bir an evvel durdurulması gereklidir. TSK refakatinde bir güvenlik koridoru oluşturulmalı, Gazze'ye deniz yoluyla gıda ve yardım malzemesi ulaştırılmalıdır. Bugün İspanya bile Gazze'ye havadan paraşütle insani yardım ulaştırıyor. Biz asırlar boyu Filistin'in hamisi olan ecdadın torunları olarak, Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak Gazze'ye bir ekmek ve su ulaştırmaktan bile aciz olamayız. Böyle günler için kurulmuş olan D-8'in üye ülkelerinin devlet başkanları, Türkiye öncülüğünde acilen bir zirvede toplanmalı ve atılacak somut adımları masaya yatırmalıdır. D-8 üyesi ülkeler Türkiye tarafından harekete geçirilmelidir. Merhum Erbakan Hoca'mızın dediği gibi İsrail laftan anlamaz, güçten anlar. Bu noktada asıl görev de yetki sahibi olan, Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran iktidara düşmektedir. Buradan iktidara çağrıda bulunuyoruz; kuvvet ve kudret sahibi Amerika ve İsrail değil, Cenabı Allah'tır anlayışıyla hareket edin ve adım atın. Yeniden Refah Partisi olarak bu konuda alacağınız en sert kararlarda bile arkanızda olacağımızı ifade ediyoruz. Eğer gerekli adımları atmazsanız, sadece kınamakla yetinmeye devam ederseniz, Gazze konusunda hiçbir somut adım atmayan bir iktidar olarak tarihe geçeceksiniz" ifadelerini kullandı. 

'UZUN SOLUKLU BİR MÜCADELEYE HAZIR OLMAMIZ GEREKİYOR'

 

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ticaret Bakanlığı ile de yakın ilişki içerisinde olduklarını belirterek, "Ticaret konusundaki gerekli adımların hepsi atılmış durumda. Diğer taraftan Sayın Meclis'imizdeki bu iradeyi, bu desteği çok kıymetli buluyoruz. Ama devlet olarak bize verdiğiniz desteğin en iyi şekilde kullanılması için açıkçası bir milli stratejiye ihtiyacımız var. Hep beraber uygulayacağımız, destek vereceğimiz çünkü İsrail'e karşı gelmek, bildiğiniz gibi sadece bir devlete karşı gelmek değil. Onu meydana getiren zihniyeti ve uluslararası sistemi karşınıza almak. Biz bunu devletiyle, milletiyle en güçlü şekilde yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Dolayısıyla ne dünün savaşıydı, ne bugünün olacak. Bu önümüzdeki yıllarda devam edecek. Uzun soluklu bir mücadeleye hazır olmamız gerekiyor. Ben burada yürütmeye yönelik tavsiyeleri, önerileri not ettim, aldım. Bunlardan ders çıkartacağım. Ama diğer taraftan yürütmenin başı olan Sayın Cumhurbaşkanımıza ve diğer kabine üyelerine yönelik yapılan suçlamaları, asılsız iddiaları da buradan şiddetle reddediyorum. Bazı arkadaşlarımız sordular. 'Netanyahu'nun uykusunu ne kaçırıyor, onu ne rahatsız ediyor' diye. Ben bütün stratejik değerlendirmelerimi söyleyeyim. Netanyahu'yu rahatsız eden bölgede tek bir şey var; Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı makamında oturması, Sayın Devlet Bahçeli'nin ve Cumhur İttifakı'nın ona kesintisiz destek vermesi. Başka bir şey rahatsız etmiyor" dedi. (DHA)

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.