Adem ONAR
Köşe Yazarı
Adem ONAR
 

Telefonun Çok Ötesi: ASELSAN

ASELSAN denildiğinde akla cep telefonu gelmiyor elbette…   Radarlar, elektronik harp sistemleri, askeri haberleşme teknolojileri, hava savunma sistemleri geliyor.   Türkiye’nin savunma sanayiinde oluşturduğu mühendislik birikiminin en önemli merkezlerinden birinden söz ediyoruz.   Bu nedenle ASELSAN’ın akıllı telefon alanına yönelmesini yalnızca “ASELSAN telefon üretecek” diye okumak, meselenin asıl anlamını kaçırmak olur.   Çünkü artık telefon, sadece telefon değildir.   Banka hesabımıza onunla giriyoruz, kimliğimizi onunla doğruluyoruz, iş yazışmalarımızı yapıyor, fotoğraflarımızı ve kişisel verilerimizi onun içinde taşıyoruz.   Kısacası cebimizdeki cihaz, hayatımızın dijital anahtarına dönüşmüş durumda.   Hele bu cihazları kamu yöneticileri, savunma sanayii çalışanları, kritik altyapılarda görev yapan personel ve stratejik kurumların çalışanları kullanıyorsa konu artık yalnızca kişisel mahremiyet değil, doğrudan milli güvenlik meselesidir.   Çünkü çağ, sınır kavramını değiştirdi.   Bugünün sınırları yalnızca karada, denizde ve havada değil; haberleşme ağlarında, veri merkezlerinde, yazılımlarda, çiplerde ve siber sistemlerde de bulunuyor.   Savaşlar artık yalnızca cephede yürütülmüyor. Çip ambargolarında, yazılım güncellemelerinde, tedarik zincirlerinde ve haberleşme sistemlerinde de büyük bir güç mücadelesi yaşanıyor.   Bu yüzden ASELSAN’ın telefon hamlesini teknik bir ürün kararından çok, teknolojik egemenlik açısından değerlendirmek gerekiyor.   Mesele yalnızca bir telefon üretmek değil, güvenli iletişim kabiliyeti geliştirmektir.   ASELSAN’ın asıl fark oluşturacağı alan da burada ortaya çıkacaktır.   Güvenli telefon; sıradan bir telefonun üzerine güvenlik yazılımı yüklemek değildir.   Güvenliğin cihazın tasarımından başlaması gerekir.   Donanımdan işletim sistemine, şifrelemeden güncellemelere, uygulama izinlerinden haberleşme altyapısına kadar bütün zincirin güvenilir olması gerekir.   Burada kendimize şu soruları sormak zorundayız:   Telefonun işlemcisini kim tasarlıyor?   Modem teknolojisi kime ait?   Güvenlik mimarisinin kritik noktalarını kim kontrol ediyor?   İşletim sisteminde ne kadar söz sahibiyiz?   Çünkü montaj yapmakla teknolojiye sahip olmak aynı şey değildir.   Elbette dünyanın hiçbir büyük teknoloji ülkesi bir telefonun bütün parçalarını kendi sınırları içerisinde üretmiyor.   Bizim de her vidasını Türkiye’de üretmemiz gerekmiyor.   Ama hangi teknolojinin stratejik olduğunu bilmeli, o teknolojiyi geliştirebilecek mühendisleri yetiştirmeli, fikri mülkiyet üretmeli ve kritik alanlardaki dışa bağımlılığı mümkün olduğunca azaltmalıyız.   Teknolojik bağımsızlığın gerçek anlamı budur.   Bir akıllı telefonun arkasında devasa bir teknoloji dünyası bulunuyor.   Yarı iletkenler, RF mühendisliği, anten teknolojileri, yapay zekâ, görüntü işleme, siber güvenlik, kriptografi ve haberleşme protokolleri…   Bu nedenle ASELSAN’ın telefon projesinin başarısı yalnızca satılan telefon sayısıyla ölçülmemelidir.   Kaç mühendis yetiştirdiğine, ne kadar fikri mülkiyet oluşturduğuna, hangi teknolojileri Türkiye’ye kazandırdığına ve etrafında nasıl bir teknoloji ekosistemi meydana getirdiğine de bakılmalıdır.   Savunma sanayiimizin yıllar içerisinde kazandığı mühendislik birikimi burada büyük bir avantajdır.   Radar sistemlerinde kazanılan RF tecrübesi, elektronik harpte geliştirilen sinyal işleme kabiliyeti, askeri haberleşmede oluşan kriptografi ve güvenlik bilgisi neden sivil teknolojilere aktarılmasın?   Savunma sanayiine yapılan yatırımların sonuçlarını yalnızca İHA’da, radarda veya hava savunma sisteminde değil, günlük hayatta kullandığımız yüksek teknoloji ürünlerinde de görmeye başlamamız gerekir.   ASELSAN için ilk müşteri de herkes olmak zorunda değildir.   Kamu kurumları, savunma sanayii şirketleri, kritik altyapılar, diplomatik görevler ve güvenli haberleşme ihtiyacı yüksek kurumlar güçlü bir başlangıç pazarı olabilir.   Çünkü burada satılan şey yalnızca telefon değildir.   Güvenli mesajlaşma, kimlik doğrulama, şifreli haberleşme, cihaz yönetimi ve özel ağ altyapılarıyla birlikte bir güvenli iletişim sistemi sunulabilir.   Bunun ihracat boyutu da önemlidir.   Türkiye’nin savunma sanayiinde birçok ülkeyle geliştirdiği güven ilişkisi, ileride güvenli haberleşme teknolojilerine de taşınabilir.   Türk Devletleri başta olmak üzere Türkiye ile yakın siyasi ve güvenlik ilişkileri bulunan ülkeler açısından bu önemli bir pazar oluşturabilir.   Çünkü teknoloji ihracatında en değerli sermayelerden biri güvendir.   ASELSAN’ın da en büyük sermayelerinden biri budur.   Ancak geniş tüketici pazarına girildiğinde yalnızca “yerli ve millî” söylemi yeterli olmayacaktır.   Tüketici iyi kamera, güçlü pil, hızlı işlemci, uzun güncelleme desteği, sağlam servis ağı ve rekabetçi fiyat ister.   Bizim hedefimiz insanların yalnızca yerli olduğu için aldığı değil, yerli olduğu için gurur duyduğu ama iyi olduğu için tercih ettiği ürünler ortaya çıkarmak olmalıdır.   Savunma sanayiimiz bunu başardı.   Sivil teknolojide de neden başarmayalım?   Asıl mesele zaten telefon değildir.   Asıl soru şudur:   Türkiye önümüzdeki yirmi yılda yalnızca başkalarının geliştirdiği teknolojileri kullanan büyük bir pazar mı olacak, yoksa kritik alanlarda kendi alternatiflerini oluşturabilecek bir teknoloji ülkesi mi?   Eskiden devletler sınırlarını korumak için kaleler yapardı.   Bugünün kaleleri ise veri merkezlerinde, çip tasarım laboratuvarlarında, yazılım şirketlerinde ve güvenli haberleşme sistemlerinde yükseliyor.   ASELSAN’ın telefon hamlesini biraz da buradan okumak gerekiyor.   Üstelik bu hikâye Türkiye için tamamen yeni değil.   ASELSAN, 1990’lı yıllarda da yerli cep telefonları geliştirmişti.   O dönem başlayan teknolojik yürüyüş çeşitli nedenlerle sürdürülemedi ve Türkiye önemli bir fırsatı kaçırdı.   O tecrübeden çıkarılacak en büyük ders şudur:   Bir teknolojik atılımı başlatmak kadar onu sürdürebilmek de önemlidir.   Bugün ise şartlar çok farklı.   Türkiye’nin savunma sanayii çok daha güçlü.   Mühendislik altyapısı çok daha gelişmiş.   ASELSAN çok daha büyük bir teknolojik birikime sahip.   Bu nedenle bugünkü hamleyi yalnızca yeni bir telefon üretimi olarak görmüyorum.   Bu, yaklaşık otuz yıl önce yarım kalan teknolojik yürüyüşün çok daha güçlü bir mühendislikle yeniden başlamasıdır.   Ve bu kez hedef yalnızca telefon olmamalıdır.   Çipten yazılıma, kriptografiden haberleşme sistemlerine kadar mümkün olan en geniş alanda Türkiye’nin kendi mühendislik gücünü ve fikri mülkiyetini büyütmek olmalıdır.   Telefon birkaç yıl sonra eskiyecektir.   Yeni modeli çıkacaktır.   İşlemcisi ve ekranı değişecektir.   Ama o telefonu geliştirirken yetişen mühendisler, kazanılan teknoloji bilgisi, oluşturulan şirketler ve Türkiye’de kalan fikri mülkiyet çok daha uzun yaşayacaktır.   İşte ASELSAN’ın bu kararının gerçek değeri burada yatıyor.   Günün sonunda kazanacağımız şey yalnızca bir telefon markası değil, yeni bir teknolojik yetkinlik olacaktır.   Tebrikler ASELSAN…   Millet olarak sana güvenimiz, her konuda olduğu gibi bu konuda da tamdır.   Girdiğin her stratejik alanda bize büyük gururlar yaşattın.   Bu alanda da yolun açık olsun.   Alnın, her işinde olduğu gibi ak ve pirüpak olsun inşallah…   Adem Onar
Ekleme Tarihi: 18 Ağustos 2026 -Salı
Adem ONAR

Telefonun Çok Ötesi: ASELSAN

ASELSAN denildiğinde akla cep telefonu gelmiyor elbette…

 

Radarlar, elektronik harp sistemleri, askeri haberleşme teknolojileri, hava savunma sistemleri geliyor.

 

Türkiye’nin savunma sanayiinde oluşturduğu mühendislik birikiminin en önemli merkezlerinden birinden söz ediyoruz.

 

Bu nedenle ASELSAN’ın akıllı telefon alanına yönelmesini yalnızca “ASELSAN telefon üretecek” diye okumak, meselenin asıl anlamını kaçırmak olur.

 

Çünkü artık telefon, sadece telefon değildir.

 

Banka hesabımıza onunla giriyoruz, kimliğimizi onunla doğruluyoruz, iş yazışmalarımızı yapıyor, fotoğraflarımızı ve kişisel verilerimizi onun içinde taşıyoruz.

 

Kısacası cebimizdeki cihaz, hayatımızın dijital anahtarına dönüşmüş durumda.

 

Hele bu cihazları kamu yöneticileri, savunma sanayii çalışanları, kritik altyapılarda görev yapan personel ve stratejik kurumların çalışanları kullanıyorsa konu artık yalnızca kişisel mahremiyet değil, doğrudan milli güvenlik meselesidir.

 

Çünkü çağ, sınır kavramını değiştirdi.

 

Bugünün sınırları yalnızca karada, denizde ve havada değil; haberleşme ağlarında, veri merkezlerinde, yazılımlarda, çiplerde ve siber sistemlerde de bulunuyor.

 

Savaşlar artık yalnızca cephede yürütülmüyor. Çip ambargolarında, yazılım güncellemelerinde, tedarik zincirlerinde ve haberleşme sistemlerinde de büyük bir güç mücadelesi yaşanıyor.

 

Bu yüzden ASELSAN’ın telefon hamlesini teknik bir ürün kararından çok, teknolojik egemenlik açısından değerlendirmek gerekiyor.

 

Mesele yalnızca bir telefon üretmek değil, güvenli iletişim kabiliyeti geliştirmektir.

 

ASELSAN’ın asıl fark oluşturacağı alan da burada ortaya çıkacaktır.

 

Güvenli telefon; sıradan bir telefonun üzerine güvenlik yazılımı yüklemek değildir.

 

Güvenliğin cihazın tasarımından başlaması gerekir.

 

Donanımdan işletim sistemine, şifrelemeden güncellemelere, uygulama izinlerinden haberleşme altyapısına kadar bütün zincirin güvenilir olması gerekir.

 

Burada kendimize şu soruları sormak zorundayız:

 

Telefonun işlemcisini kim tasarlıyor?

 

Modem teknolojisi kime ait?

 

Güvenlik mimarisinin kritik noktalarını kim kontrol ediyor?

 

İşletim sisteminde ne kadar söz sahibiyiz?

 

Çünkü montaj yapmakla teknolojiye sahip olmak aynı şey değildir.

 

Elbette dünyanın hiçbir büyük teknoloji ülkesi bir telefonun bütün parçalarını kendi sınırları içerisinde üretmiyor.

 

Bizim de her vidasını Türkiye’de üretmemiz gerekmiyor.

 

Ama hangi teknolojinin stratejik olduğunu bilmeli, o teknolojiyi geliştirebilecek mühendisleri yetiştirmeli, fikri mülkiyet üretmeli ve kritik alanlardaki dışa bağımlılığı mümkün olduğunca azaltmalıyız.

 

Teknolojik bağımsızlığın gerçek anlamı budur.

 

Bir akıllı telefonun arkasında devasa bir teknoloji dünyası bulunuyor.

 

Yarı iletkenler, RF mühendisliği, anten teknolojileri, yapay zekâ, görüntü işleme, siber güvenlik, kriptografi ve haberleşme protokolleri…

 

Bu nedenle ASELSAN’ın telefon projesinin başarısı yalnızca satılan telefon sayısıyla ölçülmemelidir.

 

Kaç mühendis yetiştirdiğine, ne kadar fikri mülkiyet oluşturduğuna, hangi teknolojileri Türkiye’ye kazandırdığına ve etrafında nasıl bir teknoloji ekosistemi meydana getirdiğine de bakılmalıdır.

 

Savunma sanayiimizin yıllar içerisinde kazandığı mühendislik birikimi burada büyük bir avantajdır.

 

Radar sistemlerinde kazanılan RF tecrübesi, elektronik harpte geliştirilen sinyal işleme kabiliyeti, askeri haberleşmede oluşan kriptografi ve güvenlik bilgisi neden sivil teknolojilere aktarılmasın?

 

Savunma sanayiine yapılan yatırımların sonuçlarını yalnızca İHA’da, radarda veya hava savunma sisteminde değil, günlük hayatta kullandığımız yüksek teknoloji ürünlerinde de görmeye başlamamız gerekir.

 

ASELSAN için ilk müşteri de herkes olmak zorunda değildir.

 

Kamu kurumları, savunma sanayii şirketleri, kritik altyapılar, diplomatik görevler ve güvenli haberleşme ihtiyacı yüksek kurumlar güçlü bir başlangıç pazarı olabilir.

 

Çünkü burada satılan şey yalnızca telefon değildir.

 

Güvenli mesajlaşma, kimlik doğrulama, şifreli haberleşme, cihaz yönetimi ve özel ağ altyapılarıyla birlikte bir güvenli iletişim sistemi sunulabilir.

 

Bunun ihracat boyutu da önemlidir.

 

Türkiye’nin savunma sanayiinde birçok ülkeyle geliştirdiği güven ilişkisi, ileride güvenli haberleşme teknolojilerine de taşınabilir.

 

Türk Devletleri başta olmak üzere Türkiye ile yakın siyasi ve güvenlik ilişkileri bulunan ülkeler açısından bu önemli bir pazar oluşturabilir.

 

Çünkü teknoloji ihracatında en değerli sermayelerden biri güvendir.

 

ASELSAN’ın da en büyük sermayelerinden biri budur.

 

Ancak geniş tüketici pazarına girildiğinde yalnızca “yerli ve millî” söylemi yeterli olmayacaktır.

 

Tüketici iyi kamera, güçlü pil, hızlı işlemci, uzun güncelleme desteği, sağlam servis ağı ve rekabetçi fiyat ister.

 

Bizim hedefimiz insanların yalnızca yerli olduğu için aldığı değil, yerli olduğu için gurur duyduğu ama iyi olduğu için tercih ettiği ürünler ortaya çıkarmak olmalıdır.

 

Savunma sanayiimiz bunu başardı.

 

Sivil teknolojide de neden başarmayalım?

 

Asıl mesele zaten telefon değildir.

 

Asıl soru şudur:

 

Türkiye önümüzdeki yirmi yılda yalnızca başkalarının geliştirdiği teknolojileri kullanan büyük bir pazar mı olacak, yoksa kritik alanlarda kendi alternatiflerini oluşturabilecek bir teknoloji ülkesi mi?

 

Eskiden devletler sınırlarını korumak için kaleler yapardı.

 

Bugünün kaleleri ise veri merkezlerinde, çip tasarım laboratuvarlarında, yazılım şirketlerinde ve güvenli haberleşme sistemlerinde yükseliyor.

 

ASELSAN’ın telefon hamlesini biraz da buradan okumak gerekiyor.

 

Üstelik bu hikâye Türkiye için tamamen yeni değil.

 

ASELSAN, 1990’lı yıllarda da yerli cep telefonları geliştirmişti.

 

O dönem başlayan teknolojik yürüyüş çeşitli nedenlerle sürdürülemedi ve Türkiye önemli bir fırsatı kaçırdı.

 

O tecrübeden çıkarılacak en büyük ders şudur:

 

Bir teknolojik atılımı başlatmak kadar onu sürdürebilmek de önemlidir.

 

Bugün ise şartlar çok farklı.

 

Türkiye’nin savunma sanayii çok daha güçlü.

 

Mühendislik altyapısı çok daha gelişmiş.

 

ASELSAN çok daha büyük bir teknolojik birikime sahip.

 

Bu nedenle bugünkü hamleyi yalnızca yeni bir telefon üretimi olarak görmüyorum.

 

Bu, yaklaşık otuz yıl önce yarım kalan teknolojik yürüyüşün çok daha güçlü bir mühendislikle yeniden başlamasıdır.

 

Ve bu kez hedef yalnızca telefon olmamalıdır.

 

Çipten yazılıma, kriptografiden haberleşme sistemlerine kadar mümkün olan en geniş alanda Türkiye’nin kendi mühendislik gücünü ve fikri mülkiyetini büyütmek olmalıdır.

 

Telefon birkaç yıl sonra eskiyecektir.

 

Yeni modeli çıkacaktır.

 

İşlemcisi ve ekranı değişecektir.

 

Ama o telefonu geliştirirken yetişen mühendisler, kazanılan teknoloji bilgisi, oluşturulan şirketler ve Türkiye’de kalan fikri mülkiyet çok daha uzun yaşayacaktır.

 

İşte ASELSAN’ın bu kararının gerçek değeri burada yatıyor.

 

Günün sonunda kazanacağımız şey yalnızca bir telefon markası değil, yeni bir teknolojik yetkinlik olacaktır.

 

Tebrikler ASELSAN…

 

Millet olarak sana güvenimiz, her konuda olduğu gibi bu konuda da tamdır.

 

Girdiğin her stratejik alanda bize büyük gururlar yaşattın.

 

Bu alanda da yolun açık olsun.

 

Alnın, her işinde olduğu gibi ak ve pirüpak olsun inşallah…

 

Adem Onar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (3)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Muhammed Abdulkadir kılıç
(18.08.2026 16:03 - #439)
Lübnan unutmamak lazım israil nasıl Hizbullah kullandığı telefonları patlattı yarın bizlere de yapmayacağı ne malûm yerli üretim her alanda destek vermeliyiz
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
A SUPHİ
(18.08.2026 19:24 - #444)
aselsana asla masonları ve onları sevenleri asla sokmamaK GEREKİR
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ali Bilgen
(19.08.2026 06:46 - #447)
Hayırlı olsun başarılar diliyorum.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.