Bu haftaki köşe yazımda Anadolu coğrafyamızın her bir köşesi gibi birbirinden güzel parçalarından olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizi, kadim şehirlerimiz Siirt, Hakkâri ve Van’ı gezme imkânı buldum. Bu yolculukta, tarihsel kökenlerden sosyopolitik analizlere ve gezi edebiyatına kadar geniş bir yelpazede değerlendirmeler yapma fırsatımız oldu. Değerli dostlarla, dünden bugüne bu coğrafyanın geldiği noktayı saatlerce konuştuk.
Konuştukça, kendimi bu kadim coğrafyanın ve medeniyetlerin beşiği olan Fırat ve Dicle havzasında buldum. Akad ve Babil gibi güçlü devletlerin uzun süre hüküm sürmesi, bu coğrafyanın jeo-politik ve jeo-stratejik öneminin tarihsel bir göstergesidir.
Siirt’te, Dicle’nin kollarından biri olan Botan Çayı kıyısında vakit geçirdik; piknik yapan aileler ve doğanın tadını çıkaran gençlerle sohbet etme imkânı bulduk.
Hakkâri’de ise sarp dağlar arasında kurulan bir medeniyetin izlerini hissederken, sabah kahvaltılarında misafirperverlikleriyle bilinen gençlerle hasbihal ettik.
Van ilimizin tarihi ve doğal güzellikleri içerisinde, Muradiye Şelalesi’nde gençlerimizle uzun uzun sohbet etme fırsatımız oldu.
Bu kadim şehirlerimizde gerçekleştirdiğimiz sohbetler, geleceğimiz olan gençlerimizin umut dolu söylemleriyle, bu vatanın birlik ve beraberliğine olan inancımızı daha da güçlendirdi. Bir spor adamı olarak ayrıca şunu da gözlemledim: Devletimizin en ücra köşelere kadar inşa ettiği spor salonları ve tesisler gurur verici bir seviyededir. Ancak bu tesislerde gençlerimizin yeteneklerine uygun şekilde eğitim alabilmeleri için spor eğitmeni (Antrenör) eksikliği önemli bir boşluk oluşturmaktadır. Bu eksikliğin en kısa sürede giderileceğine inanıyorum.
Sonuç olarak, bir haftalık Doğu ve Güneydoğu Anadolu gezimde bana eşlik eden dostlarıma ve bizleri evinde, ofisinde ve işyerinde misafir eden gönlü güzel insanlara şükranlarımı sunarım.


