Dünya, adeta mahşeri andıran bir süreçten geçmektedir. Bir taraftan savaşlar ve depremler yaşanırken, diğer taraftan dünyanın dört bir yanında zalimlerin eliyle mazlum insanlar; çocuklar, gençler, yaşlılar ve kadınlar her gün katledilmekte, türlü zulümlere maruz bırakılmaktadır.
Böylesine ağır acıların yaşandığı bir dönemde, kendilerini demokrasi ve insan haklarının savunucusu olarak tanıtan bazı güçler, kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir dünya düzeni kurmaya çalışmaktadır. Ne yazık ki bu zulümlere karşı ses yükseltmesi gerekenler arasında da ciddi bir dağınıklık görülmektedir.
Dünya genelinde nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan yaklaşık elli ülke bulunmaktadır. Ancak bu ülkeler, ortak değerler ve ortak sorumluluklar etrafında yeterince birlik ve beraberlik sergileyememekte, ortak bir çatı altında güçlü bir irade ortaya koyamamaktadır. Kendi makamlarını, koltuklarını ve konforlarını koruma kaygısıyla hareket edenler, yaşanan acılara karşı adeta görmezden gelen ve duymayan bir tavır sergilemektedir.
Oysa gün gelecek; ne makamların, ne servetin, ne de şöhretin insana bir fayda sağlamadığı anlaşılacaktır. Tarih boyunca zulmün yanında yer alanların akıbeti ibret vesikası olarak karşımızda durmaktadır.
İçinde bulunduğumuz bu zorlu süreçten çıkış, tarihe yön verecek bilinçli, ahlaklı ve sorumluluk sahibi bir gençliğin iradesiyle mümkün olacaktır. Geleceğimiz olan gençler, adalet, merhamet ve insan onurunu esas alan bir anlayışla hareket ederek, zulüm üzerine kurulmak istenen hiçbir düzene fırsat vermeyecektir.
Sonuç olarak, bugün zalimlerin safında yer alanlar tarihe dönüp baktıklarında, zulmün hiçbir zaman kalıcı olmadığını ve sonunda kaybetmeye mahkûm olduğunu göreceklerdir. Tüm yaşananlara rağmen umudumuzu diri tutan en önemli güç, adaletin ve insanlığın yanında duran bir gençliğin varlığıdır.
Her şeye rağmen ümit var olan bir gençlik var; çünkü umut, karanlığın en yoğun olduğu anda bile geleceği aydınlatan en güçlü ışıktır.
