Millet: İş Birliğini Mümkün Kılan Ortak Zemin
Nature’da yayımlanan Ohtsuki–Hauert–Lieberman–Nowak çalışması, iş birliğinin yalnızca bireylerin niyetine değil, içinde yer aldıkları bağlantı yapısına da bağlı olduğunu gösteriyor. Bu yaklaşım, millet hayatı bakımından önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Millî kimlik, millî devlet, ortak eğitim, resmî ve eğitim dili Türkçe ile millî kültür yalnızca sembolik değerler değil; güveni, ortaklığı ve dayanışmayı mümkün kılan temel zeminlerdir.
İyi İnsanlar Yetmez, Ortak Zemin de Gerekir
Ohtsuki ve arkadaşlarının çalışmasının düşündürdüğü temel mesele şudur: İyi niyetli bireylerin varlığı, tek başına iyi bir toplum kurmaya yetmez. Dayanışmanın kalıcı olabilmesi için onu taşıyan ilişkiler, kurumlar ve karşılıklı sorumluluk kanalları gerekir.
İnsanlar yükün adaletsiz dağıldığını, fedakârlığın karşılıksız kaldığını veya ortak düzenin bazıları tarafından sömürüldüğünü düşündüğünde iş birliğinden çekilir. Dolayısıyla dayanışma yalnızca ahlaki çağrılarla değil, onu mümkün ve anlamlı kılan bir düzenle yaşar.
Millet de yalnızca aynı sınırlar içinde yaşayan bireylerin toplamı değildir. Millet; millî kimliğin, ortak dilin, tarihî hafızanın, vatandaşlığın, hukukun, millî kültürün, ortak kurumların, vatanın ve gelecek tasavvurunun birbirine bağladığı geniş bir ilişkiler sistemidir.
Milliyetçilik ise bu ortak zemini kuran, koruyan ve nesiller arasında devam ettiren siyasal fikirdir.
Milliyetçilik, İş Birliğinin Ölçeğini Genişletir
Aile, akrabalık, aşiret, hemşehrilik, mezhep veya yerel topluluklar kendi içlerinde güçlü dayanışma üretebilir. Fakat bu dayanışma çoğu zaman dar bir çevreyle sınırlıdır.
Millet fikrinin tarihsel işlevlerinden biri, iş birliği alanını bu küçük kümelerin ötesine taşımaktır. Millet, birbirini tanımayan milyonlarca insana “aynı siyasi topluluğun mensuplarıyız; aynı vatanı, ortak kurumları ve ortak geleceği paylaşıyoruz” diyebilmenin zeminidir.
Vergi vermek, hukuka uymak, askerlik yapmak, afet zamanında hiç tanımadığı insana yardım etmek veya gelecek kuşaklar için maliyet üstlenmek yalnızca bireysel çıkar hesabıyla açıklanamaz. Bunların gerisinde, “başkasının yükü de benim ortak düzenimin yüküdür” düşüncesi vardır.
Bu nedenle milliyetçilik yalnızca “Biz kimiz?” sorusuna değil, “Birbirimize karşı hangi sorumlulukları taşıyoruz?” sorusuna da cevap verir.
Millî Kimlik ve Millî Devlet
İş birliği her zaman bir maliyet içerir. Herkes ortak kaynaklardan yararlanmak, fakat hiç kimse ortak yükümlülük üstlenmek istemezse ortak düzen aşınır.
Millî kimlik burada hak ile sorumluluk arasında bağ kurar. Vatandaşlık yalnızca devletten talepte bulunmak değil, ortak düzenin devamı için payına düşeni üstlenmektir.
Millî devlet ise bu ortaklığı hukuk ve kurumlar içinde yaşatır. Farklı toplumsal çevrelerden gelen vatandaşların ortak hukuk altında eşit biçimde ilişki kurmasını sağlar.
Hukuk önünde eşitlik zayıflarsa, liyakat yerine ayrıcalık işlerse, kamu kaynaklarının dağılımında adalet duygusu kaybolursa insanlar fedakârlığın karşılıklı olmadığı kanaatine varır. Böyle bir durumda millî söylem ne kadar güçlü olursa olsun ortak iş birliği zemini zarar görür.
Bu nedenle millî devlet, yalnızca egemenliğin veya sınırların adı değildir. Aynı zamanda ortak hukukun, ortak kurumların ve ortak sorumluluğun güvencesidir.
Türkçe, Ortak Bağın Dili
Bir toplumun ortak iş birliği ağı, ortak iletişim zemini olmadan sürdürülemez. Türkiye bakımından bu zeminin temel unsuru Türkçedir.
Türkçe yalnızca resmî işlemlerin dili değildir. Ortak kamusal alanın, eğitimin, hukukun, siyasetin ve kültürel aktarımın taşıyıcısıdır.
Resmî ve eğitim dilinin Türkçe olması, farklı kökenlerden vatandaşların aynı kamusal alana katılmasını, aynı kurumlarla ilişki kurmasını ve ortak bir kültürel hafıza içinde buluşmasını sağlar.
Ortak dil farklılıkları ortadan kaldırmaz; tersine, farklılıkların birbirini anlayabildiği müşterek zemini kurar.
Bu nedenle Türkçe, millî birliğin yalnızca sembolü değil, fiilen işleyen temel bağlantı sistemlerinden biridir.
Eğitim ve Millî Kültür
Eğitim sistemi de millî dayanışmanın başlıca kurumlarından biridir. Çocukların ve gençlerin yalnızca bilgi edinmesini değil, aynı toplumun mensupları olduklarını, ortak bir tarihi ve ortak sorumlulukları paylaştıklarını öğrenmelerini sağlar.
Eğitim dilinin Türkçe olması, ortak kamusal hayata katılmanın ve toplumsal hareketliliğin de zeminidir.
Millî kültür ise bu ortaklığı anlam ve hafıza düzeyinde taşır. Dil, edebiyat, tarih, müzik, gelenekler, ortak acılar ve ortak başarılar, birbirini tanımayan insanları ortak bir aidiyet içinde buluşturur.
Millî kültürün gücü herkesi aynılaştırmasında değil, farklılıkları ortak bir anlam dünyası içinde birleştirebilmesindedir.
Ortak Ağın Parçalanması
Ağ yaklaşımı, toplumun birbirinden kopuk kimlik kümelerine ayrılmasının doğurabileceği riski de düşündürür.
İnsanlar esas olarak etnik, mezhebî veya başka kolektif aidiyetler üzerinden örgütlenmeye başladığında, güven ve dayanışma ortak millet ölçeğinden alt gruplara çekilebilir. Kamu yararının yerini grup yararı, ortak sorumluluğun yerini grup sadakati alabilir.
Milliyetçiliğin görevi farklılıkları ortadan kaldırmak değildir. Asıl mesele, farklılıkların vatandaşlık ve millet bağının yerine geçirilmesini önlemektir.
Kapsayıcı millî kimlik, yerel ve kültürel aidiyetleri yok etmeden onların üzerinde daha geniş bir dayanışma ağı kurar. Böylece insan yalnızca kendi çevresine değil, bütün vatandaşlara karşı sorumluluk hisseder.
Millî Birlik Her Gün Yeniden Üretilir
Millî birlik kendiliğinden devam eden bir durum değildir. Her kuşakta yeniden üretilmesi gereken bir ilişkiler ve kurumlar düzenidir.
Millî kimlik, millî devlet, ortak eğitim, resmî ve eğitim dili Türkçe ile millî kültür bu düzenin birbirini tamamlayan unsurlarıdır. Bunlar birlikte, millet ölçeğinde güvenin, ortak hafızanın ve karşılıklı sorumluluğun altyapısını oluşturur.
İş birliği yalnızca iyi insanların varlığıyla değil, iş birliğini taşıyan bağlantılarla yaşar. Millet de yalnızca millî duygular taşıyan bireylerle değil; ortak kimlik, ortak devlet, ortak dil, ortak eğitim, hukuk ve kültürle varlığını sürdürür.
Bu bakımdan milliyetçiliğin görevi yalnızca millî kimliği korumak değil; bu ortak zemini güçlü, adil ve canlı tutmaktır.
Çünkü millet, ortak sembollere inanan insanların toplamından daha fazlasıdır. Millet; güvenin, fedakârlığın ve karşılıklı sorumluluğun geniş ölçekte dolaşabildiği tarihsel ve kurumsal bir bağlantılar sistemidir.
