Oktay VURAL
Köşe Yazarı
Oktay VURAL
 

Türkiye Kimlik Kapanına Girmemelidir

Siyaset bilimci, akademisyen ve yazar Yascha Mounk’a göre insanlar kendilerini yalnızca etnik, dinî, mezhepsel veya ideolojik kimlikleri üzerinden tanımlamaya başladıklarında ortak yurttaşlık fikri zayıflıyor, toplum, birbirini dinlemeyen ve yalnızca kendi mağduriyetini merkeze alan kapalı kimlik adacıklarına ayrılıyor. Kimlik, insanı koruyan bir aidiyet olmaktan çıkıp düşünmeyi sınırlayan bir kafese dönüşüyor. Kimlik siyaseti çözüm gibi görünürken nasıl sorun üretir? Kimlik, insanın kendisini ait hissettiği tarihî, kültürel ve toplumsal çevreyi ifade eder. Bu yönüyle tabiidir ve değerlidir. Fakat siyaset, insanı bütün özellikleriyle bir vatandaş olarak görmek yerine yalnızca etnik, mezhepsel veya dinî kimliğinin temsilcisi saymaya başladığında aidiyet, özgürleştirici olmaktan çıkar. Yascha Mounk, Kimlik Kapanı adlı eserinde kimliklerin inkâr edilmesini değil, siyasetin tek belirleyici eksenine dönüştürülmesini eleştirir. Ona göre toplum yalnızca etnik, dinî, cinsel veya kültürel kimlikler üzerinden okunmaya başladığında insanlar ortak hukuk düzeninin eşit bireyleri olmaktan çıkar; içine doğdukları grupların temsilcilerine dönüşür. Bundan sonra haklar vatandaşlara değil kimliklere, adalet kişilere değil topluluklara, siyaset ortak iyiliğe değil grupların tarihî mağduriyetlerine göre tarif edilmeye başlanır. Devletin herkese eşit uygulaması gereken kurallar da kimliklere göre yeniden düzenlenmek istenir. Yascha Mounk’un “kimlik kapanı” dediği durum tam da burada ortaya çıkar: İnsanlar artık ortak haklara sahip vatandaşlar değil, birbirinden ayrı kimlik kümelerinin üyeleri olarak görülür. Her grubun kendi hafızası, mağduriyeti, dili, siyasi temsilcisi ve hukuk talebi öne çıkar. Ortak tarih, vatandaşlık ve ortak gelecek ise kuşkulu kavramlar hâline getirilir. Bu anlayış farklılıkları korumaz; onları siyasetin değişmez sınırlarına dönüştürür. Kimlikler arasında köprü kurmak yerine, her kimliğin çevresine ayrı bir duvar örer. Kimlikleri koruma iddiasıyla başlayan süreç, sonunda kimliklerin çevresine siyasi duvarlar örer.  Terörün tasfiyesinden kimlik rejimine Terörsüz Türkiye’nin açık ve meşru hedefi, PKK’nın bütün unsurlarıyla silah bırakması, örgütsel yapısının tasfiye edilmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanmasıdır. Fakat teknik, hukuki ve güvenlik boyutlu bir tasfiye süreci; Türkiye’nin millî kimliğini, vatandaşlık düzenini ve kurucu esaslarını yeniden tartışmaya açan bir siyasi sürece dönüştürülürse terör biterken kimlik kapanı kurulmuş olur. Süreçte Türkler ile Kürtlerin sürekli ayrı toplumsal özneler olarak sayılması; “Türk-Kürt ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi”, “Kürtlerin entegrasyonu”, “kardeş ve kaderdaş halklar” ve “yeniden bütünleşme” gibi ifadelerin öne çıkarılması bu bakımdan önemlidir. Elbette Türklerle Kürtler kardeştir. Fakat siyasi bakımdan belirleyici soru şudur: Bu kardeşlik aynı milletin eşit vatandaşları arasında mı kurulmaktadır, yoksa devleti meydana getiren ayrı halkların ortaklığı mı tarif edilmektedir? Kardeşlik değerlidir; ancak vatandaşlık hukukunun yerine geçemez. Vatandaşlık yeniden kurulacak duygusal bir ilişki değil, herkesi aynı devletin ve Türk milletinin eşit mensubu yapan anayasal bağdır. Eğer hepimiz aynı milletin eşit vatandaşlarıysak yeniden bütünleşecek iki ayrı siyasi taraf yoktur. Türkler ve Kürtler ayrı kolektif özneler olarak konumlandırıldığında ise ortak millî kimlik geri çekilir, etnik gruplar siyasi birliğin kurucu taraflarına dönüşür. Millet merkezli düzenden kimlikler arası ortaklık modeline geçiş tam burada başlar. Kimlik kapanının siyasi işleyişi Terörsüz Türkiye sürecinde talepler bir arada okunduğunda şu yönelim ortaya çıkmaktadır: Türkiye’nin terör sorunu, giderek bir kimlik ve statü meselesi olarak yeniden tanımlanmaktadır.  Türk milleti ortak siyasi özne olmaktan geri çekilirken Türkler ve Kürtler ayrı tarihî-siyasi özneler olarak öne çıkarılmaktadır.  Vatandaşlık, Türk milletine eşit mensubiyet olmaktan çıkarılarak kimlikler arasındaki kardeşlik ve uzlaşma bağı üzerinden yeniden kurulmaktadır.  Kültürel farklılıkların korunması talebi, zamanla kolektif haklara, ana dilde eğitime, yerel siyasi yetkilere ve anayasal tanınmaya yönelmektedir.  Terör örgütünün tasfiyesi ile Türkiye’nin anayasal yapısının dönüştürülmesi aynı sürecin parçaları hâline getirilmektedir.  Silahlı örgütün lideri, fesih çağrısı yapması gerekçe gösterilerek yeni düzenin meşru veya “kurucu” aktörlerinden biri konumuna yükseltilmektedir.  Bu, Mounk’un tarif ettiği kimlik kapanının Türkiye’ye özgü biçimidir. Birey, eşit vatandaş olarak değil etnik kimliğinin üyesi olarak tanımlanır. Haklar bireyin insan ve vatandaş olmasından değil, mensup olduğu grubun tarihî mağduriyetinden türetilir. Siyaset ortak geleceği değil, kimlikler arasındaki yetki ve statü paylaşımını yönetmeye başlar. Türk milleti etnik gruplardan biri değildir ‘Türk’ adı; Türkmen, Yörük, Avşar, Kürt, Çerkes, Boşnak, Arap, Gürcü veya başka bir kökenin karşısına yerleştirilen dar bir etnik kategori değildir. Türk milleti, farklı kökenlerden gelen vatandaşları ortak tarih, vatan, Türkçe, kültür, hukuk ve gelecek iradesinde birleştiren siyasi ve tarihî bütünün adıdır. Vatandaşlık bu millî bütünlüğün hukuki ifadesidir; Türk milleti ise müşterek hatıralar, ortak kültür, vatan, dayanışma, kader birliği ve birlikte yaşama iradesiyle meydana gelmiş canlı bir toplumsal varlıktır. Millî kimliğin kapsayıcılığı farklılıkları yok etmez; fakat aralarına siyasi sınırlar çizilmesini ve her grubun ayrı siyasi özneye dönüştürülmesini önler. Türk kimliği etnik kimliklerden biri seviyesine indirilirse Türk milleti de bütün vatandaşları kuşatan ortak ad olmaktan çıkar. Kamusal meseleler ‘Hangi kimlik ne kazandı?’ sorusuna indirgenir; birlik, aynı milletin eşit vatandaşlığına değil, ayrı kimliklerin sürekli pazarlığına bağlanır. Türkiye’nin yolu: Kapsayıcı millî kimlik Dayanışma, herkesin yalnızca kendi kimliğinin çıkarını izlediği bir düzende kurulamaz. Demokrasi için ortak hukuk, kardeşlik için ortak vatan, dayanışma için ortak bir ‘biz’ ve ortak gelecek iradesi gerekir. Türkiye’de bu zemini Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, Türkçe, millî kültür, üniter devlet, ortak hukuk ve millî egemenlik oluşturur. Millî kimlik zayıflatıldığında boşluğu tarafsızlık değil, daha dar ve daha örgütlü kimlikler doldurur. Terörün sona ermesi elbette tarihî bir kazanım olacaktır. Fakat terörü bitirme gerekçesiyle ortak millî kimlik zayıflatılır, vatandaşlık etnik topluluklar arasında bir ortaklık sözleşmesine dönüştürülür ve silahlı bir yapının dünya görüşü yeni düzenin kurucu fikri hâline getirilirse, ortaya barış değil yeni bir kimlik rejimi çıkar. Türkiye, terör kapanından çıkarken kimlik kapanına girmemelidir.    
Ekleme Tarihi: 12 Ağustos 2026 -Çarşamba
Oktay VURAL

Türkiye Kimlik Kapanına Girmemelidir

Siyaset bilimci, akademisyen ve yazar Yascha Mounk’a göre insanlar kendilerini yalnızca etnik, dinî, mezhepsel veya ideolojik kimlikleri üzerinden tanımlamaya başladıklarında ortak yurttaşlık fikri zayıflıyor, toplum, birbirini dinlemeyen ve yalnızca kendi mağduriyetini merkeze alan kapalı kimlik adacıklarına ayrılıyor. Kimlik, insanı koruyan bir aidiyet olmaktan çıkıp düşünmeyi sınırlayan bir kafese dönüşüyor.

Kimlik siyaseti çözüm gibi görünürken nasıl sorun üretir?

Kimlik, insanın kendisini ait hissettiği tarihî, kültürel ve toplumsal çevreyi ifade eder. Bu yönüyle tabiidir ve değerlidir. Fakat siyaset, insanı bütün özellikleriyle bir vatandaş olarak görmek yerine yalnızca etnik, mezhepsel veya dinî kimliğinin temsilcisi saymaya başladığında aidiyet, özgürleştirici olmaktan çıkar.

Yascha Mounk, Kimlik Kapanı adlı eserinde kimliklerin inkâr edilmesini değil, siyasetin tek belirleyici eksenine dönüştürülmesini eleştirir. Ona göre toplum yalnızca etnik, dinî, cinsel veya kültürel kimlikler üzerinden okunmaya başladığında insanlar ortak hukuk düzeninin eşit bireyleri olmaktan çıkar; içine doğdukları grupların temsilcilerine dönüşür.

Bundan sonra haklar vatandaşlara değil kimliklere, adalet kişilere değil topluluklara, siyaset ortak iyiliğe değil grupların tarihî mağduriyetlerine göre tarif edilmeye başlanır. Devletin herkese eşit uygulaması gereken kurallar da kimliklere göre yeniden düzenlenmek istenir.

Yascha Mounk’un “kimlik kapanı” dediği durum tam da burada ortaya çıkar: İnsanlar artık ortak haklara sahip vatandaşlar değil, birbirinden ayrı kimlik kümelerinin üyeleri olarak görülür. Her grubun kendi hafızası, mağduriyeti, dili, siyasi temsilcisi ve hukuk talebi öne çıkar. Ortak tarih, vatandaşlık ve ortak gelecek ise kuşkulu kavramlar hâline getirilir.

Bu anlayış farklılıkları korumaz; onları siyasetin değişmez sınırlarına dönüştürür. Kimlikler arasında köprü kurmak yerine, her kimliğin çevresine ayrı bir duvar örer.

Kimlikleri koruma iddiasıyla başlayan süreç, sonunda kimliklerin çevresine siyasi duvarlar örer. 

Terörün tasfiyesinden kimlik rejimine

Terörsüz Türkiye’nin açık ve meşru hedefi, PKK’nın bütün unsurlarıyla silah bırakması, örgütsel yapısının tasfiye edilmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanmasıdır. Fakat teknik, hukuki ve güvenlik boyutlu bir tasfiye süreci; Türkiye’nin millî kimliğini, vatandaşlık düzenini ve kurucu esaslarını yeniden tartışmaya açan bir siyasi sürece dönüştürülürse terör biterken kimlik kapanı kurulmuş olur.

Süreçte Türkler ile Kürtlerin sürekli ayrı toplumsal özneler olarak sayılması; “Türk-Kürt ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi”, “Kürtlerin entegrasyonu”, “kardeş ve kaderdaş halklar” ve “yeniden bütünleşme” gibi ifadelerin öne çıkarılması bu bakımdan önemlidir.

Elbette Türklerle Kürtler kardeştir. Fakat siyasi bakımdan belirleyici soru şudur: Bu kardeşlik aynı milletin eşit vatandaşları arasında mı kurulmaktadır, yoksa devleti meydana getiren ayrı halkların ortaklığı mı tarif edilmektedir?

Kardeşlik değerlidir; ancak vatandaşlık hukukunun yerine geçemez. Vatandaşlık yeniden kurulacak duygusal bir ilişki değil, herkesi aynı devletin ve Türk milletinin eşit mensubu yapan anayasal bağdır. Eğer hepimiz aynı milletin eşit vatandaşlarıysak yeniden bütünleşecek iki ayrı siyasi taraf yoktur.

Türkler ve Kürtler ayrı kolektif özneler olarak konumlandırıldığında ise ortak millî kimlik geri çekilir, etnik gruplar siyasi birliğin kurucu taraflarına dönüşür. Millet merkezli düzenden kimlikler arası ortaklık modeline geçiş tam burada başlar.

Kimlik kapanının siyasi işleyişi

Terörsüz Türkiye sürecinde talepler bir arada okunduğunda şu yönelim ortaya çıkmaktadır:

  1. Türkiye’nin terör sorunu, giderek bir kimlik ve statü meselesi olarak yeniden tanımlanmaktadır. 
  2. Türk milleti ortak siyasi özne olmaktan geri çekilirken Türkler ve Kürtler ayrı tarihî-siyasi özneler olarak öne çıkarılmaktadır. 
  3. Vatandaşlık, Türk milletine eşit mensubiyet olmaktan çıkarılarak kimlikler arasındaki kardeşlik ve uzlaşma bağı üzerinden yeniden kurulmaktadır. 
  4. Kültürel farklılıkların korunması talebi, zamanla kolektif haklara, ana dilde eğitime, yerel siyasi yetkilere ve anayasal tanınmaya yönelmektedir. 
  5. Terör örgütünün tasfiyesi ile Türkiye’nin anayasal yapısının dönüştürülmesi aynı sürecin parçaları hâline getirilmektedir. 
  6. Silahlı örgütün lideri, fesih çağrısı yapması gerekçe gösterilerek yeni düzenin meşru veya “kurucu” aktörlerinden biri konumuna yükseltilmektedir. 

Bu, Mounk’un tarif ettiği kimlik kapanının Türkiye’ye özgü biçimidir. Birey, eşit vatandaş olarak değil etnik kimliğinin üyesi olarak tanımlanır. Haklar bireyin insan ve vatandaş olmasından değil, mensup olduğu grubun tarihî mağduriyetinden türetilir. Siyaset ortak geleceği değil, kimlikler arasındaki yetki ve statü paylaşımını yönetmeye başlar.

Türk milleti etnik gruplardan biri değildir

‘Türk’ adı; Türkmen, Yörük, Avşar, Kürt, Çerkes, Boşnak, Arap, Gürcü veya başka bir kökenin karşısına yerleştirilen dar bir etnik kategori değildir. Türk milleti, farklı kökenlerden gelen vatandaşları ortak tarih, vatan, Türkçe, kültür, hukuk ve gelecek iradesinde birleştiren siyasi ve tarihî bütünün adıdır. Vatandaşlık bu millî bütünlüğün hukuki ifadesidir; Türk milleti ise müşterek hatıralar, ortak kültür, vatan, dayanışma, kader birliği ve birlikte yaşama iradesiyle meydana gelmiş canlı bir toplumsal varlıktır.

Millî kimliğin kapsayıcılığı farklılıkları yok etmez; fakat aralarına siyasi sınırlar çizilmesini ve her grubun ayrı siyasi özneye dönüştürülmesini önler. Türk kimliği etnik kimliklerden biri seviyesine indirilirse Türk milleti de bütün vatandaşları kuşatan ortak ad olmaktan çıkar. Kamusal meseleler ‘Hangi kimlik ne kazandı?’ sorusuna indirgenir; birlik, aynı milletin eşit vatandaşlığına değil, ayrı kimliklerin sürekli pazarlığına bağlanır.

Türkiye’nin yolu: Kapsayıcı millî kimlik

Dayanışma, herkesin yalnızca kendi kimliğinin çıkarını izlediği bir düzende kurulamaz. Demokrasi için ortak hukuk, kardeşlik için ortak vatan, dayanışma için ortak bir ‘biz’ ve ortak gelecek iradesi gerekir. Türkiye’de bu zemini Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, Türkçe, millî kültür, üniter devlet, ortak hukuk ve millî egemenlik oluşturur. Millî kimlik zayıflatıldığında boşluğu tarafsızlık değil, daha dar ve daha örgütlü kimlikler doldurur.

Terörün sona ermesi elbette tarihî bir kazanım olacaktır. Fakat terörü bitirme gerekçesiyle ortak millî kimlik zayıflatılır, vatandaşlık etnik topluluklar arasında bir ortaklık sözleşmesine dönüştürülür ve silahlı bir yapının dünya görüşü yeni düzenin kurucu fikri hâline getirilirse, ortaya barış değil yeni bir kimlik rejimi çıkar.

Türkiye, terör kapanından çıkarken kimlik kapanına girmemelidir.

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.