Yıllarca onları bilim kurgu filmlerinde izledik. İnsan gibi yürüyen, ellerini kullanan, çevresini gören ve verilen görevleri yerine getiren robotlar…
Şimdi o makineler fabrikalarda ilk vardiyalarına çıkıyor.
İnsansı, yani humanoid robotlar, laboratuvarlardan gerçek çalışma ortamlarına geçmeye başladı. Bu gelişme, yeni bir makinenin üretilmesinden çok daha fazlasını anlatıyor. Yapay zekâya bir beden kazandırılıyor.
Bugüne kadar sorularımızı cevaplayan, görüntü oluşturan ve yazılım yazan yapay zekâ, artık fiziksel dünyada hareket etmeye hazırlanıyor.
Fabrikalarda yeni bir dönem
İlk önemli kullanım alanlarından biri sanayi. Çünkü fabrikaların, depoların, kapıların ve çalışma tezgâhlarının büyük bölümü insan vücuduna göre tasarlandı. İki kolu, iki ayağı ve kavrama becerisi olan bir robotun bu ortamlarda çalışabilmesi önemli bir avantaj.
BMW’nin ABD’deki Spartanburg fabrikasında denenen Figure 02, sac parçaların alınması ve üretim hattına yerleştirilmesi gibi görevlerde kullanıldı. Böylece insansı robotların yalnızca fuarlarda sergilenen teknoloji gösterileri olmadığı görüldü.
Peki, fabrikalarda zaten robotlar çalışırken insan biçimindeki makinelere neden ihtiyaç duyuluyor?
Bugünkü sanayi robotlarının çoğu belirli bir görev için tasarlanıyor. İnsansı robotlarda ise aynı makinenin farklı işlere uyarlanabilmesi hedefleniyor. Bugün kutu taşıyan robotun, yarın bir aleti kullanması veya başka bir üretim görevini üstlenmesi amaçlanıyor.
Bunun için çevresini algılaması, verilen işi anlaması ve değişen şartlara uyum sağlaması gerekiyor. “Fiziksel yapay zekâ” denilen alanın önemi de burada ortaya çıkıyor.
Fabrikadan afet bölgesine
İnsansı robotlar ileride depolarda, hastanelerde ve insanın çalışmasının tehlikeli olduğu ortamlarda görev alabilir. Afet bölgelerinde keşif yapmak, riskli tesislere girmek ve ağır malzemeleri taşımak bunlardan bazıları.
Savunma alanında da benzer bir ihtiyaç var. Tehlikeli bölgelerde keşif ve lojistik desteğin makinelerle sağlanması, insanların karşılaştığı riskleri azaltabilir.
Ancak insanın hayatını ilgilendiren kararlarda denetim ve sorumluluğun kimde olacağı açık olmalı. Güvenlik ve hukuk, bu teknolojinin gelişimiyle birlikte ele alınmalı.
Üstelik çözülmesi gereken ciddi mühendislik sorunları da bulunuyor. Denge, el becerisi, enerji ihtiyacı ve güvenli çalışma bunların başında geliyor. Dolayısıyla yarın her evde bir robot görmeyeceğiz. Fakat teknolojinin ilerlediği yön artık belli.
Türkiye bu yarışın neresinde?
Türkiye’nin robotik alanında araştırma ve sanayi birikimi var. Sabancı Üniversitesi’nde geliştirilen SURALP, insansı robot çalışmalarının önemli örneklerinden biri. TÜBİTAK’ın araştırmaları ve robotik teknolojilere yönelik destekler de bu birikimi geliştirebilir.
Ancak geleceğin yarışını yalnızca robotun dış görünüşü belirlemeyecek.
Motorunu, sensörünü, işlemcisini ve yazılımını kimin geliştirdiği belirleyecek. Gövdeyi burada üretip kritik parçaları dışarıdan aldığımızda teknolojik bağımsızlığımız sınırlı kalır.
Türkiye’nin üniversiteleri, teknoloji girişimleri ve sanayi kuruluşları ortak hedefler etrafında buluşmalı. Motorlar, hassas hareket sistemleri, robotik eller, sensörler ve güvenli yazılımlar öncelikli çalışma alanları olabilir.
İlk hedefimiz her işi yapan bir robot üretmek de olmak zorunda değil. Önce fabrikalarımızın ve lojistik merkezlerimizin somut ihtiyaçlarını çözen sistemler geliştirebiliriz. Böylece araştırma, gerçek kullanım alanlarıyla buluşur.
Önümüzdeki soru açık:
Geleceğin robotlarını satın alan ülkelerden biri mi olacağız, yoksa bu makineleri geliştiren ve üreten ülkelerden biri mi?
Bu sorunun cevabını bugünkü tercihlerimiz verecek.
Çünkü geleceği, yeni teknolojiyi ilk görenler değil; onu anlayan, geliştiren ve kendi ihtiyaçlarına göre şekillendiren ülkeler inşa eder.
