BU BİR KADIN BAŞARI YAZISI DEĞİLDİR.
Bu, neden bazı başarıları yalnızca başarı olarak değil, “kadın başarısı” olarak anmaya devam ettiğimizi sorgulama yazısıdır.
Sporda kadınlar ve erkekler için ayrı kategoriler vardır.
Bunun nedeni cinsiyetçilik değil, adil rekabetin sağlanmasıdır.
Fiziksel özellikler dikkate alınarak oluşturulan bu ayrım, sporun doğasının bir parçasıdır.
Ancak madalyanın hangi kategoride kazanıldığı başka bir şeydir.
O madalyanın hak ettiği saygı bambaşka bir şeydir.
Başarının değeri cinsiyete göre değişmez.
Bir dünya şampiyonluğu, kadın olduğu için daha büyük; erkek olduğu için daha küçük değildir.
Bir bilimsel keşif,
Bir sanat eseri,
Bir hayat kurtaran ameliyat...
Bir girişim başarısı...
Hiçbiri cinsiyeti nedeniyle daha değerli ya da daha değersiz değildir.
O hâlde neden bir kadın uluslararası bir başarı elde ettiğinde, çoğu zaman önce onun kadın olduğunu söyleriz?
Neden “başarılı bir bilim insanı” demek yerine “başarılı bir kadın bilim insanı” demeyi tercih ederiz?
Biz madalyayı değil...
Aşılmış önyargıları alkışlıyoruz.
Bir kürsüye yalnızca bir sporcu çıkmaz.
Yıllardır “Yapamaz.” denilen bir inanç da onunla birlikte yükselir.
Bir laboratuvara yalnızca bir bilim insanı girmez.
Önüne konulan görünmez engelleri aşan bir irade de o kapıdan içeri girer.
Bir şirket yalnızca bir girişimci tarafından kurulmaz.
Yıllardır çizilmiş sınırların dışına çıkma cesareti de o başarıya ortak olur.
Bu yüzden alkışlarımız yalnızca madalyaya değildir.
Yıkılan önyargılaradır.
Aşılan duvarlaradır.
Değişmeye başlayan toplumsal kabulleredir.
Bu yüzden...
Bir kadının başarısını konuşurken, aslında yalnızca o kadını konuşmuyoruz.
Toplumun hangi önyargıları geride bırakabildiğini konuşuyoruz.
Her alkışın içinde görünmeyen bir cümle saklıdır:
“Demek ki bu da mümkünmüş.”
Bizi heyecanlandıran başarı değil...
Başarının önündeki bir önyargının daha yıkılmasıdır.
Şimdi kendimize dürüstçe sormamız gereken bir soru var.
Eğer gerçekten kadınla erkeğin başarısına aynı gözle bakıyorsak...
Neden hâlâ “kadın başarısı” demeye ihtiyaç duyuyoruz?
Neden bir erkek uluslararası bir ödül aldığında çoğu zaman yalnızca başarısından söz ederken, bir kadın aynı başarıyı elde ettiğinde cinsiyetini de özellikle vurguluyoruz?
Bu, kadınların başarısını küçümsemek değildir.
Tam tersine...
Toplumun bilinçaltında hâlâ aşılması gereken duvarlar bulunduğunu gösterir.
Hiçbir toplum, normal gördüğü bir şeyi özellikle vurgulamaz.
O gün, gerçekten önemli bir eşiği geçmiş olacağız.
O gün alkışlarımız, önyargıları yenen insanlara değil...
Yalnızca emeğe, bilgiye, disipline ve başarıya olacaktır.
Toplumlar yalnızca yasalarla değişmez.
Önyargılar değişmeden eşitlik de tamamlanmış sayılmaz.
Bugün artık hiçbir kanunda “Kadın başaramaz.” yazmıyor.
Ama bazı önyargılar kanunlarda değil, zihinlerde yaşamaya devam ediyor.
Her başarı, yalnızca kişisel bir zafer değildir.
Toplumsal hafızaya düşülen yeni bir nottur.
“Bunu da yaptı.”
“Bunu da başardı.”
“Demek ki oluyormuş.”
Her tekrar, eski bir önyargının biraz daha güç kaybetmesine neden olur.
Önyargılar tartışılarak değil...
Görülerek yıkılır.
Başarı da bunun en güçlü kanıtıdır.
Cevabı kadınlarda değil...
Kendimizde aramalıyız.
Hiçbir toplum, sıradan kabul ettiği bir başarıyı özellikle tanımlama ihtiyacı duymaz.
İnsan, olağan gördüğünü tanımlamaz.
Farklı gördüğünü tanımlar.
Bir erkeğin başarısını çoğu zaman yalnızca “başarı” olarak anlatırken...
Bir kadının başarısını “kadın başarısı” olarak anlatıyorsak...
Demek ki bilinçaltımız hâlâ o başarıyı bir istisna olarak görüyor.
Belki bunu kötü niyetle yapmıyoruz.
Hatta tam tersine...
Takdir etmek, görünür kılmak ve cesaret vermek istiyoruz.
Ama kullandığımız her ifade, farkında olmadan toplumun hafızasını da ele veriyor.
Dil...
Sadece düşüncelerimizi anlatmaz.
Düşünme biçimimizi de ortaya çıkarır.
Bu yüzden mesele yalnızca kelimeler değildir.
Kelimelerin arkasında duran kabullerdir.
Bugün alkışladığımız kadınlar, bize yalnızca başarıyı öğretmiyor.
Kendi önyargılarımızı da gösteriyor.
Her madalya...
Her ödül...
Her keşif...
Her rekor...
Topluma sessizce aynı soruyu soruyor:
“Buna neden hâlâ şaşırıyorsunuz?”
Asıl cevap vermesi gereken, o başarıyı elde eden kadınlar değil...
Biziz.
Gerçek başarı yalnızca zirveye çıkmak değildir.
Arkadan gelenler için yolu biraz daha açabilmektir.
Bugün gururla izlediğimiz her kadın...
Farkında olmadan, kendisinden sonra gelecek binlerce kız çocuğuna sessizce şunu söylüyor:
“Olabiliyormuş.”
Umut bazen tek bir cümleden değil...
Tek bir başarıdan doğar.
Burada dikkat etmemiz gereken başka bir nokta daha var.
Eğer her başarıyı yalnızca “kadın başarısı” diye alkışlamaya devam edersek...
Bir süre sonra istemeden de olsa başarıyı normalleştirmek yerine istisnalaştırmış olmaz mıyız?
Gerçek eşitlik...
Kadınların başarılı olmasına şaşırmamakla başlar.
Başarıyı cinsiyet üzerinden değil...
Emek üzerinden değerlendirebildiğimiz gün, bu tartışmayı geride bırakacağız.
Bir gün...
Bir kadının kazandığı başarıdan söz ederken, cümleye önce onun cinsiyetini eklemeye ihtiyaç duymayacağız.
Bir bilim insanını yalnızca bilime yaptığı katkıyla...
Bir sporcuyu yalnızca elde ettiği dereceyle...
Bir sanatçıyı yalnızca ürettiği eserle...
Bir girişimciyi yalnızca ortaya koyduğu cesaretle konuşacağız.
O gün...
Kadınlar daha az başarılı olduğu için değil...
Toplum, başarıya bakmayı öğrendiği için farklı bir yerde olacak.
Gerçek eşitlik...
Kadınların erkeklerle aynı başarıları göstermesi değildir.
Gösterilen başarıların artık farklı ölçülerle değerlendirilmemesidir.
O gün geldiğinde...
“Kadın başarısı” demeye de ihtiyaç kalmayacak.
Başarı zaten kendi başına yeterli bir tanım olacak.
O gün...
Biz de madalyaları değil, yalnızca emeği alkışlıyor olacağız.
Bugün alkışladığımız her kadında, yalnızca bir başarıyı değil; biraz daha küçülen önyargıları, biraz daha yıkılan duvarları ve biraz daha büyüyen ortak vicdanımızı alkışlıyoruz.
Başarının cinsiyeti yoktur.
Önyargıların vardır.
Asıl madalya, boyna takılan değil; zihinden çıkarılandır.
