Yeni eğitim-öğretim yılının başında Manisa’nın Turgutlu ilçesinde yaşanan okul saldırısı, hepimizi derin bir üzüntüye boğmakla kalmayıp ciddi şekilde düşündürdü. Bir yıl içinde gerçekleşen bu üçüncü saldırı; yaralanan evlatlarımızın durumu, çocukların travmatize olan psikolojileri ve ailelerin içinde bulunduğu çaresizlik ruh haliyle milletçe bizleri yakından ilgilendiren vahim bir tabloyu gözler önüne seriyor.
Bu sarsıcı olayları farklı bakış açılarıyla analiz ettiğimizde karşımıza tek bir temel soru çıkıyor: "Neden bu duruma geldik?"
Ancak daha bu yazıyı kaleme alırken, Osmaniye’deki okul bahçesinde bir öğretmenin silahla vurularak öldürülmesi ve Van’da bir kız çocuğumuzun tüfekle yakalanması gibi yeni ve daha vahim haberlerle karşılaştık. Bu vahim olaylar yaşanırken diğer taraftan aynı hafta içerisinde İstanbul’un Fatih ilçesinde bir ilkokulun önünde buluşan liseli kız öğrencilerin acımasızca kavgası canımızı yaktı. Denizli’nin Buldan ilçesinde üç liseli öğrencinin de kendileri hakkında dedikodu yaptığını öne sürerek ortaokul öğrencisine akran zorbalığı uygulayıp çeşmede saçını ıslattıkları; öğrenciyi darp ederken üç lise öğrencisi ise olay anını kameralara kaydettiği haberleri yüreğimizi burktu. Bu olayların üst üste gelmesi akıllara şu soruları getiriyor: Ne oluyor bizlere? Ne oluyor gençlerimize?
Peki, geleceğimiz olan gençlerimiz neden bu noktada? Neden 15 yaşındaki bir çocuk eline silah alıp okul basar, etrafa rastgele ateş açar ve her gün yüz yüze baktığı arkadaşlarının canına kastedecek duruma gelir?
Gençliğin mutsuzluk, umutsuzluk ve yalnızlıkla kuşatıldığı bir iklimde, suça sürüklenme olgusu artık münferit olaylarla açıklanamayacak kadar sistematik bir toplumsal soruna dönüşmüştür. Ebeveynlerin sıklıkla sığındığı "Benim çocuğum çok iyidir, asla böyle bir suça bulaşmaz" düşüncesi, ne yazık ki aileleri büyük bir hayal kırıklığıyla baş başa bırakabilmektedir.
Aslında bu yakıcı soruların yanıtı, kendimize sormamız gereken şu sorularla şekillenmektedir:
Çocuklarımızın eğitim gördüğü okullarla nasıl bir uyum içinde olduğunu gerçekten araştırıyor muyuz?
Onların zihinsel ve ruhsal değişimlerinin yanı sıra fiziki değişimlerini de yakından takip edebiliyor muyuz?
Okul duvarlarının ötesinde, ekranların ardında kimlerle arkadaşlık kurduklarını biliyor muyuz?
Suç yapılanmaları Türkiye’de yeni değil; ancak biçim ve kabuk değiştiriyor. Gençlik çeteleri artık sadece mahalle ölçeğinde örgütlenen yapılardan ibaret değil. Günümüzde TikTok ve Instagram gibi sosyal medya platformları üzerinden organize olan; şiddeti bir görünürlük, aidiyet ve güç aracı olarak sunan, popüler kültürle iç içe geçmiş son derece tehlikeli ve kontrolsüz bir ağa dönüşmüş durumdadır. "Benim çocuğum yapmaz" dediğimiz evlatlarımız, farkında olarak ya da olmayarak bu ağların içine çekildiğinde, âdeta çıkışı olmayan bir bataklığa saplanmakta ve bir nesil avuçlarımızın arasından kayıp gitmektedir.
Sonuç olarak; yetkili kurumlarımızın zaman kaybetmeden harekete geçmesi, bir neslin heba olmasını önlemek adına bu tür yıkıcı süreçleri besleyen sosyal medya platformlarına yönelik gerekli kısıtlama ve düzenlemeleri kararlılıkla hayata geçirmesi hayati bir zorunluluktur.
