Geçen gün kendi kendime konuşurken yakaladım kendimi.
“Ne olacak bu memleketin hâli?” diye sordum.
Cevap gelmeyince rahatladım. Sonra içimden bir ses, “Gerekli çalışmalar titizlikle yürütülmektedir,” dedi.
İşte o zaman korktum.
İnsanın iç sesi de basın açıklaması yapmaya başladıysa bir doktora görünmesinde fayda vardır.
Bizim memlekette sorunların ilginç bir özelliği var: Vatandaşın evine habersiz giriyor, yetkilinin makamına randevu alamıyor.
Geçim sıkıntısı mutfağa yerleşmiş. İşsizlik salonda oturuyor. Gelecek kaygısı çocukların odasında. Ev sahibi kapıda.
Çözüm mü?
O, toplantıda.
Sabah biraz hava alayım diye çıktım. Metroya bindim. Yüzü gülen bir insan aradım, nafile. Herkes sanki evden çıkarken tebessümünü şarja takmış da almayı unutmuş.
Birinin yüzü aydınlandı, umutlandım; meğer telefonunun ekranıymış.
Karşımda bir yolcu gözlerini kapatmıştı. Uyuyor mu, ay sonunu mu hesaplıyor, anlayamadım. O sırada anons geldi:
“Bir sonraki istasyon…”
İçimden, “Huzur olsa da hep birlikte insek,” dedim.
Değilmiş. Aktarma yapacakmışız.
Zaten bizde huzura doğrudan sefer yok.
Metrodan inip markete uğradım. Etikete bakıyorum, etiketteki rakam bana bakıyor. Aramızda duygusal bir bağ kurulacak gibi oluyor; ben gözlerimi kaçırıyorum.
Eskiden alışveriş listesi hazırlardık. Şimdi niyet mektubu hazırlıyoruz.
Peynir almak istiyorum mesela. Şartlar uygun olursa, mali imkânlar elverirse, ilgili taraflarla mutabakat sağlanırsa…
Kasada peynirle yollarımızı ayırıyoruz.
Kasiyer soruyor:
“Poşet ister misiniz?”
“Önce bir bütçe değerlendirmesi yapalım,” diyorum.
Kasiyer anlamadı galiba bön bön bakıyor.
Tam o sırada bir açıklama duyuyorum:
“Vatandaşımızın alım gücünü artırmak önceliğimizdir.”
İçime tarifsiz bir huzur doluyor. Demek ki öncelik sırasındayız. Ama iç sesim soruyor. "Yalnız önümüzde kaç kişi var, onu da söyleseler ya..."
İşyerine varınca insan hiç değilse yaptığı işin karşılığını görmek istiyor. Orada da ayrı bir sözlük devreye giriyor.
Üç kişilik işi tek başınıza yapınca “Çok yönlü çalışan” oluyorsunuz. Yetiştiremeyince “Zaman yönetiminiz zayıf” deniyor. İtiraz ederseniz “İletişim becerilerinizi geliştirmeniz” öneriliyor.
Bir de “Biz burada bir aileyiz,” diyorlar.
Güzel de bu ailede neden hep aynı kişiler yoruluyor, aynı kişiler mirastan en çok payı alıyor?
İnsan kaynaklarına sorayım dedim.
“Çalışan memnuniyeti anketimizi doldurun,” dediler.
Memnuniyetimi bulamadım ama ankette zorunlu alanları doldurdum.
Yöneticilerimizin kelime hazinesi dikkatimi çekti hayran oldum.
Sorun demiyorlar, “Gelişime açık alan” diyorlar. Gecikme demiyorlar, “Takvim güncellemesi” diyorlar. Yanlış karar demiyorlar, “Yeni yaklaşım” diyorlar.
Bizim evde de uygulamaya başladım.
“Faturayı ödedin mi?” diye sorulunca:
“Kaynak tahsisine ilişkin süreç devam ediyor,” dedim.
Hanım ters ters baktı. Anlaşılan cevabım evde kabul görmedi.
Demek ki bazı cümleler yalnızca kürsüde çalışıyor.
Üstelik kelimeler değiştikçe meseleler çözülmüş olmuyor. Ödenmeyen fatura, adına ne derseniz deyin, masanın üzerinde duruyor.
Ama biz yine de önce toplantı yapıyoruz.
Toplantıda sorunun önemli olduğu anlaşılıyor. Önemli olduğu anlaşılınca komisyon kuruluyor. Komisyon, konunun kapsamlı biçimde değerlendirilmesini öneriyor. Bunun üzerine evde çalıştay düzenleniyor... !
Kamuda da sanki aynı paradigma işliyor... Peki sonra?
Sonra çaylar tazeleniyor.
Vatandaşın derdi bayatlıyor ama çay hep taze.
Bazen düşünüyorum: Şu sorunları toplantı salonuna alsak, yöneticileri de bir ay vatandaşın mutfağında ağırlasak…
Belki akşam yemeğine kadar çözüm çıkar.
Bir de “Sorunun takipçisiyiz,” sözü var.
Yıllardır takip ediyoruz. Sorun önde, biz arkada.
İnsan merak ediyor: Bu kadar yakından takip edilen bir sorun nasıl hâlâ kaçabiliyor?
Oysa vatandaşın beklentisi öyle karmaşık değil. İş istiyor. Emeğinin karşılığını istiyor. Çocuğunun geleceğine güvenmek istiyor. Bir kapıyı çaldığında karşısında sorumluluk alan birini bulmak istiyor.
Derken önümde bir kapı açılıyor, karşımda bir yetkili:
“Talebinizi ilgili birime ilettik.” diyor.
Pekiyi ilgili birim nerede?
Kimse bilmiyor. Fakat memleketin bütün dertleri oraya gönderildiğine göre sanırım çok büyük bir yer olmalı. Hayalimde canlandırmaya çalıştım ama nafile…
Sonunda dayanamadım, doktora gittim.
“Şikâyetiniz nedir?” dedi.
“Doktor Bey, çözülmeyen meseleler karşısında çenem kilitleniyor. Bir açıklama duyunca gözüm seğiriyor. ‘Gereği yapılacaktır’ denilince de istemsiz gülüyorum.”
“Ne zamandır?”
“Çoook uzun zamandır.”
Doktor gözlüğünün üzerinden baktı. İlgili ve kararlı bir edayla sordu:
“Sizi en çok ne yoruyor?”
Gel de şimdi derdini anlat…
Biraz düşündüm.
“Sorunum derdimi anlatamamak değil,” dedim. “Derdimi anlattığım kişinin, bana kendi başarılarını anlatması.”
Bir süre sustu. Gözlerini uzaklara dikti.
Ben de sustum.
Odada ilk defa biri birini gerçekten dinliyordu.
“Hımm… Konu ilginç,” dedi ve çıkıp gitti.
Ben de arkasından bakakaldım.
Tam “Burada da mı ilgili birime sevk edildik?” diye düşünürken elinde bir kâğıtla geri döndü.
Yüzüme anlamlı anlamlı baktı “Şimdi,” dedi, “siz benden ne bekliyorsunuz?”
“Her şeyin bir günde düzelmesini beklemiyorum,” dedim. “Ama yanlış yapılmışsa kabul edilsin. Bir söz verilmişse ne zaman tutulacağı belli olsun. İşin bir sorumlusu olsun. Sonuç alamıyorsak aynı konuşmayı yeniden dinlemeyelim.”
Doktor başını salladı. Eliyle çenesini tuttu birazcık düşündü. Vücut dilinden acaba doğru mu anladım kararsızlığını hissettim
Ben fırsattan istifade devam ettim:
“Çalışanın derdi varsa anketten önce kendisi dinlensin. Bir hizmet aksıyorsa vatandaş kapı kapı dolaştırılmasın. Toplantı bitince kimin ne yapacağı, ne zamana kadar yapacağı açıklansın. Sonra da dönüp bakılsın, kontrol edilsin yapılmış mı?”
Çünkü yönetmek, vatandaşın sabrını sonsuz bir kaynak sanarak bütçeye kalem yazmak değildir.
O sabrın da bir sonu var.
Doktor birkaç satır yazıp kâğıdı bana uzattı. Eğilip baktım:
“Daha az açıklama, daha çok icraat. Düzenli sorumluluk, sonuç kontrolü.”
“Bu reçete mi? Bunu ben mi kullanacağım?” diye sordum.
“Hayır,” dedi. “Sizi bu hâle getirenler.”
“Peki, yan etkisi var mı?”
“Başlangıçta biraz makam huzursuzluğu yapabilir.”
Reçeteyi aldım. İlgili makama ulaştırmak için yola koyuldum. Karşıma çıkan ilk kişiye sekretere durumu anlattım.
“Konuyu değerlendirmek üzere bir toplantı planlanıyor,” dedi.
Oynatmaya az kaldı… Doktorum nerde?
