29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103. yıl dönümünde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Türk milletinin bağımsızlık iradesinin, millî egemenlik ülküsünün ve ortak geleceğe olan inancının eseri Türkiye Cumhuriyeti, milletimizin en büyük tarihî kazanımlarından biridir.
Bu büyük kuruluşun yıl dönümünde, yalnızca Cumhuriyeti kutlamakla yetinmeyip onun hangi esaslara dayandığı, neyi temsil ettiği ve bugün Cumhuriyetçi olmanın ne anlama geldiği üzerinde düşünmeliyiz. Zira Cumhuriyetin başına sıfat koyarak farklı zihniyetlerin pazarlandığı bir süreçteyiz.
Cumhuriyetçi olmak ne demektir?
Cumhuriyetçilik, siyasal söyleme “Cumhuriyet” kelimesini eklemek değildir. Vatandaşlık, millet, egemenlik, devlet, hukuk, eğitim, eşitlik, kamusal alan ve tarihsel süreklilik hakkında bütünlüklü bir siyasal anlayıştır.
Fransız düşünür Régis Debray, Cumhuriyetçi misiniz, Demokrat mı? başlıklı makalesinde Cumhuriyetin yalnızca bir yönetim biçimi değil, kendine özgü bir siyasal düzen ve yurttaşlık anlayışı olduğunu ortaya koyar. Cumhuriyet; toplulukların önünde yurttaşı, parçalı aidiyetlerin üzerinde ortak siyasal bütünü, özel statülerin yerine ortak hukuku, kişilerin önünde kurumları ve yerel çıkarların üzerinde müşterek kamusal alanı esas alır.
Türkiye bakımından Cumhuriyetçilik ise soyut bir rejim tercihi değildir. Millî Mücadele’den doğan, egemenliği millete ait kılan, yurttaşlığı ortak siyasal aidiyet hâline getiren, millî ve üniter devleti esas alan tarihsel bir kuruluş anlayışıdır.
Bu nedenle Cumhuriyetçi olmak, yalnızca Cumhuriyetin adını benimsemek değil; Türk milletinin egemenliğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını, ortak yurttaşlığı, hukuku ve millî devlet kurumlarını sahiplenmektir.
Cumhuriyetin Öznesi Vatandaş, Siyasal Bütünü Millettir
İnsanların etnik kökenleri, inançları, kültürleri ve mahallî aidiyetleri vardır. Cumhuriyet bunları inkâr etmez. Ancak insanı devlet karşısında öncelikle mensup olduğu topluluğun temsilcisi olarak değil, eşit hak ve ödevlere sahip yurttaş olarak tanımlar.
Yurttaşların oluşturduğu siyasal bütün ise millettir.
Cumhuriyetin birleştirici gücü burada ortaya çıkar: Farklılıkları ortadan kaldırmadan, onların üzerinde müşterek bir siyasal aidiyet kurar.
Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlığı etnik topluluklar arasında bir paylaşım düzeni olarak değil, Türk milleti adı altında ortak siyasal aidiyet olarak kurmuştur. Buradaki Türklük, yalnızca etnik mensubiyet değil; Cumhuriyetin bütün vatandaşlarını kapsayan tarihsel ve siyasal millet adıdır.
Millet, yan yana duran etnik veya kültürel toplulukların toplamı değildir. Aynı hukuka tabi, aynı egemenliğin sahibi ve aynı siyasi geleceği paylaşan yurttaşların oluşturduğu bütündür.
Millî Mücadele de birbirinden ayrı etnik toplulukların sonradan yaptığı bir devlet ortaklığı olarak değil, millî egemenlik temelinde ortak bir siyasal iradenin kuruluşu olarak şekillenmiştir. TBMM’nin açılışından Cumhuriyetin ilanına uzanan çizgide egemenliğin sahibi ayrı topluluklar değil, millettir.
Cumhuriyet, farklı kimlikleri ortak yurttaşlıkta birleştirir; kimlikleri siyasal düzenin ayrı kurucu öznelerine dönüştürmez.
Cumhuriyetin Temeli Millî Egemenlik ve Üniter Devlettir
Cumhuriyetin kurucu ilkesi açıktır:
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”
Bu ilke yalnızca iktidarın kaynağını değil, egemenliğin tekliğini de ifade eder. Egemenliğin sahibi bölgeler, etnik topluluklar, cemaatler veya örgütlü kimlikler değil, Türk milletidir.
Cumhuriyetin siyasal öznesi olan millet birdir; egemenlik de birdir.
Devlet yetkileri farklı idarî birimlerce kullanılabilir. Yerel yönetimler bulunabilir, yetki devri yapılabilir, mahallî ihtiyaçlara uygun yönetim usulleri geliştirilebilir. Ancak bunlar egemenliğin kaynağını değiştirmez ve ayrı egemenlik alanları oluşturmaz.
Türkiye Cumhuriyeti bakımından üniter devletin anlamı da budur. Üniterlik yalnızca idarî merkeziyetçilik değildir; ortak egemenliğin, ortak hukukun ve ortak kamusal alanın ülke çapındaki bütünlüğüdür.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, millî egemenliğin ülke çapında tekliğini güvence altına alır.
Cumhuriyet yerel farklılıkları ve mahallî ihtiyaçları reddetmez. Ancak siyasal düzenin kurucu merkezine bunları değil, millî ve müşterek olanı yerleştirir.
Milletvekili yalnız seçildiği bölgenin değil, milletin tamamının temsilcisidir. Hukuk ülkenin tamamında müşterektir. Vatandaşlık her yerde aynı hukuki niteliği taşır.
Cumhuriyetçilik açısından egemenlik paylaşılacak bir ayrıcalık değil, milletin tamamına ait bölünmez bir haktır.
Cumhuriyetin Ortak Zemini Millî Kimlik, Türkçe ve Eğitimdir
Cumhuriyetin ortak siyasal hayatı yalnız hukuk kurallarıyla kurulmaz. Bu hayatı taşıyan ortak bir dil, tarih bilinci, kültür ve yurttaşlık eğitimi de gereklidir.
Türkiye’de bu müşterekliğin temel unsurlarından biri Türkçedir.
Devletin resmî dili olan Türkçe, ortak eğitim ve kamusal iletişim dili olarak farklı kökenlerden yurttaşların aynı siyasal ve toplumsal alanda buluşmasını sağlar. Ortak dil, kültürel farklılıkların inkârı değil, müşterek hayatın kurulmasının aracıdır.
Cumhuriyetçilikte okul da yalnızca bilgi aktaran bir kurum değildir. Yurttaşlık bilincinin kazanıldığı temel kamusal alanlardan biridir.
Çocuk okula ailesinin, mahallesinin, inancının veya etnik kökeninin mensubu olarak gelir. Cumhuriyet eğitimi ona bütün bu aidiyetlerin üzerinde ortak bir yurttaşlık bilinci kazandırmayı amaçlar.
Ortak eğitim; Türkçeyi, ortak tarih bilincini, hukuk kültürünü, millî kimliği ve vatandaşlık sorumluluğunu güçlendirir.
Buradaki mesele insanların kendi dillerini, kültürlerini veya geleneklerini yaşatmaları değildir. Mesele, bu farklılıkların ortak yurttaşlık eğitiminin yerine geçen, toplumu ayrı siyasal kimlik alanlarına bölen kurumsal yapılara dönüştürülmesidir.
Cumhuriyetin eğitimi, farklı kökenlerden gelen çocukları birbirinden ayırmak için değil, aynı milletin eşit ve özgür yurttaşları olarak yetiştirmek için vardır.
Cumhuriyet Kişilere Değil, Hukuka ve Kurumlara Dayanır
Cumhuriyetçilikte devlet yalnızca bir yönetim aygıtı değildir. Farklı çıkarların, kimliklerin ve örgütlenmelerin üzerinde ortak olanı temsil eden kamusal kurumdur.
Millî devlet, bir etnik grubun değil; ortak tarih, egemenlik, hukuk ve vatandaşlık bağıyla bütün milletin devletidir.
Bu nedenle Cumhuriyetçi devlet, yurttaşı herhangi bir cemaatin, aşiretin, zümrenin veya örgütlü yapının tahakkümüne bırakmaz. Herkesin hukuk karşısında eşitliğini ve özgürlüğünü güvence altına alır.
Cumhuriyet kişilere değil, kurumlara; keyfîliğe değil, hukuka dayanır. Meclis, yargı, kamu yönetimi, okul ve diğer Cumhuriyet kurumları ortak siyasal iradenin taşıyıcılarıdır.
Bu kurumlar hiçbir kişinin, partinin, cemaatin veya çıkar çevresinin mülkü değildir. Kamu gücü millet adına ve kamu yararı için kullanılır.
Cumhuriyetçilik, yalnızca devletin varlığını savunmak değildir. Devletin hukukla bağlı, kurumlarının güvenilir, yönetiminin liyakatli ve hesap verebilir olmasını da savunmaktır.
Cumhuriyetçi olmak, devleti sahiplenirken onun milletin ortak kurumu olma niteliğini de korumaktır.
Cumhuriyet Eşit Yurttaşlık ve Ortak Hukuktur
Cumhuriyetin temel vaatlerinden biri eşitliktir.
Bu eşitlik, insanların kültürlerinin, inançlarının ve hayat tarzlarının aynı olması değildir. Cumhuriyetin yaptığı, bütün yurttaşların siyasal ve hukuki statülerini eşitlemektir.
Devlet karşısında herkes aynı vatandaşlık sıfatını taşır. Haklar ve yükümlülükler etnik, mezhepsel veya başka bir topluluk mensubiyetine göre dağıtılmaz.
Cumhuriyetin sorusu, “Bu yurttaşın hakkı nedir?” sorusudur.
Kimlik temelli siyaset ise meseleyi “Bu topluluğun siyasal statüsü nedir?” sorusuna dönüştürebilir.
Kritik ayrım buradadır.
Millî kültürel zenginlik içinde farklılıkların yaşanması başka, kolektif kimliklerin ayrı siyasal özneler ve hukuki statüler hâline getirilmesi başka şeydir.
Cumhuriyetçilik, kültürel farklılıkları inkâr etmeden ortak yurttaşlığı esas alır. Etnik veya mezhepsel aidiyetleri siyasal egemenliğin paylaşılmasına dayanak yapmaz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlık anlayışı da siyasal hakları etnik veya mezhepsel mensubiyete göre dağıtmaz.
Cumhuriyetçi çözüm, farklı kimliklere ayrı kurucu siyasal statüler tanımak değil; bütün vatandaşların aynı hukuk altında eşitliğini, özgürlüğünü ve onurunu güvence altına almaktır.
Cumhuriyet Ortak Tarih, Hafıza ve Gelecektir
Cumhuriyet yalnızca bugünün siyasal düzeni değildir. Bir kuruluş iradesi, ortak mücadeleleri, kurumları ve kuşaktan kuşağa aktarılan tarihsel hafızası vardır.
Cumhuriyet her nesilde yeniden sıfırdan kurulmaz. Devralınır, geliştirilir ve gelecek kuşaklara aktarılır.
Türkiye’de bu ortak hafızanın merkezinde Millî Mücadele, TBMM’nin kuruluşu, millî egemenlik ve Cumhuriyetin ilanı vardır.
Bu tarih, birbirinden ayrı siyasal toplulukların sonradan yaptığı bir ortaklık pazarlığı değil; vatanı savunan ve egemenliği millete ait kılan tarihsel bir kuruluş iradesidir.
Cumhuriyet tarihini bugünün kimlik kategorileriyle birbirinden ayrı siyasal öznelerin tarihi olarak yeniden kurgulamak, bu müşterek kuruluş anlayışını zayıflatır.
Cumhuriyetin siyasal öznesi, bütün yurttaşları kapsayan Türk milletidir. Cumhuriyeti kuran halka Türk milleti denir.
Dolayısıyla bugün mesele, Cumhuriyete yeni bir kolektif siyasal öznenin katılması değil; bütün yurttaşların mevcut ortak Cumhuriyet içinde eşitliğinin, özgürlüğünün ve ortak geleceğinin güçlendirilmesidir.
Cumhuriyetçi Misiniz?
Cumhuriyetin 103. kuruluş yıl dönümünde asıl sorumuz budur.
Egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğunu, hiçbir kişi, zümre veya toplulukla paylaşılamayacağını savunuyor musunuz?
Türk milletini etnik toplulukların toplamı değil, ortak tarih, kültür, hukuk ve vatandaşlık bağıyla oluşmuş siyasal bütün olarak kabul ediyor musunuz?
Türkiye Cumhuriyeti’nin millî ve üniter devlet yapısını, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünü savunuyor musunuz?
Türkçeyi ortak kamusal hayatın, millî eğitimin ve yurttaşlık bilincinin temel unsuru olarak görüyor musunuz?
Devletin kişilerin, partilerin, cemaatlerin veya çıkar çevrelerinin değil, milletin ortak kurumu olması gerektiğine inanıyor musunuz?
Hukukun üstünlüğünü, liyakati, eşit yurttaşlığı, kamu yararını ve hesap verebilir yönetimi savunuyor musunuz?
Kültürel farklılıkların özgürce yaşanmasını savunurken, bunların ayrı siyasal egemenlik ve ayrı kurucu statü taleplerine dönüştürülmesine karşı çıkıyor musunuz?
Cumhuriyetin kuruluş iradesini, tarihsel hafızasını ve millî kimliğini gelecek kuşaklara aktarmayı bir sorumluluk olarak görüyor musunuz?
Cumhuriyetçi olmak, işte bu sorular karşısında ortaya çıkan siyasal ve ahlaki bir duruştur.
Cumhuriyetçilik yalnızca 29 Ekim’de Cumhuriyeti övmek, Atatürk’ü anmak veya Cumhuriyetin kazanımlarından söz etmek değildir. Cumhuriyetin kurucu esaslarını, ortak hukukunu, millî kimliğini, kurumlarını ve millet egemenliğini her şartta savunabilmektir.
Çünkü Cumhuriyet, yalnızca geçmişte kazanılmış bir yönetim biçimi değil; bugün korunması, güçlendirilmesi ve geleceğe taşınması gereken ortak millî varlığımızdır.
Cumhuriyetin adını benimsemek başka şeydir; Cumhuriyetin fikrini benimsemek başka.
Cumhuriyetçi misiniz?