İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

Sivil toplumun sesine kulak vermek

Biz Mobbing ile Mücadele Derneğiyiz. İşyerinde sistematik baskıya uğrayan, dışlanan, mesleki itibarı örselenen, emeğinin karşılığını huzursuzlukla alan insanların sesini duyurmak için çalışıyoruz. Çalışma hayatında insan onurunun korunmasını, kurumların sorumluluk üstlenmesini ve mağduriyetlerin oluşmadan önlenmesini istiyoruz. Bize ulaşan her başvurunun arkasında bir insan, bir aile, bir hayat var. Sabah işe gitmekten kaygı duyan bir çalışan, yıllarını verdiği mesleğinden uzaklaşmayı düşünen bir uzman, yaşadıklarını anlatırsa daha ağır baskıyla karşılaşacağından endişe eden bir emekçi var. Biz o insanları dinliyoruz. Başvurularını değerlendiriyor, bilgiye erişmelerine ve uygun başvuru yollarını öğrenmelerine destek oluyoruz. Eğitimler düzenliyor, kurumsal danışmanlık çalışmaları yürütüyor, rehberler hazırlıyoruz. Mobbing Akademi aracılığıyla farkındalığın ve mücadele kapasitesinin gelişmesine katkı sunuyoruz. Temsilciliklerimiz ve farkındalık etkinliklerimizle çalışma barışının önemini anlatıyoruz. Sahadan gelen sorunları kamu politikalarına katkı sağlayacak çalışmalara dönüştürüyoruz. Sağlık çalışanlarından eğitim camiasına, bankacılıktan üniformalı mesleklere kadar farklı alanlara ilişkin raporlar hazırlıyoruz. Psikososyal risklerin önlenmesi, yargı kararlarının uygulamaya yansıması ve müstakil bir mobbing kanunu ihtiyacı gibi başlıklarda öneriler geliştiriyoruz. Çalışmalarımızı internet sitemizde kamuoyunun erişimine açıyoruz. Çünkü sivil toplumun sorumluluğunun, sorunu dile getirmenin yanında çözüm üretmek olduğuna inanıyoruz. Peki, bu emeğin kurumsal karşılığı ne oluyor? Resmî makamlara mobbing ile mücadele konusunda sayısız rapor hazırlayıp gönderiyoruz. Kurumsal elektronik posta adresimiz üzerinden iletiyoruz. Aynı çalışmaları web sayfamızda yayımlıyoruz. İlgili makamların değerlendirmesine sunuyor, bir karşılık bekliyoruz. Ancak ilettiğimiz bu çalışmalar hakkında beklediğimiz geri bildirimi alamıyoruz. İnsan ister istemez soruyor: Bir Allah’ın kulu da çıkıp “Raporunuzu aldık, elinize sağlık” demez mi? Dahası, “Şu tespitinizi eksik bulduk”, “Bu önerinizin uygulanabilirliğini birlikte değerlendirelim” ya da “Biz sizden şu başlıkta çalışma bekliyoruz” denilmesini bekliyoruz. Eleştiriye açığız. Eksiklerimizi öğrenmeye, yöntemimizi geliştirmeye ve daha nitelikli katkı sunmaya hazırız. Hazırladığımız her raporun eksiksiz olduğunu iddia etmiyoruz. Tam da bunun için muhataplık, değerlendirme ve karşılıklı iletişim talep ediyoruz. Bu iletişimsizliğin, doğrudan katılım talebimizle ilgili somut bir örneği de var. 6 Mart 2025 tarihli ve 32833 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2025/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu yeniden teşekkül ettirildi. Genelgenin birinci maddesi, sayılan kamu kurumları ve konfederasyonların yanında şu katılımcılara da açıkça yer veriyor: “Kurul tarafından belirlenecek ve psikolojik taciz konusunda faaliyet gösteren ilgili kurum ve kuruluşlar ile alanında uzman ve akademisyenlerin katılımıyla toplanacaktır.” Biz de Mobbing ile Mücadele Derneği olarak bu Kurulda yer almak için talepte bulunduk. Sahadaki deneyimimizi, hazırladığımız raporları ve çözüm önerilerimizi ortak çalışmaya taşımak istedik. Ancak talebimize olumlu ya da olumsuz herhangi bir dönüş olmadı. Yıllarını bu alana vakfetmiş meslek profesyonelleri olarak kırgınız. Ve buradan açık yüreklilikle itiraz ediyoruz. İtirazımız, katılım talebimizin cevapsız bırakılmasınadır. Genelge, bu alanda faaliyet gösteren kuruluşların ve uzmanların katılımına imkân tanırken, yıllardır mobbing konusunda çalışan bir derneğin başvurusunun hangi gerekçeyle sonuçlandırılmadığını öğrenmek istiyoruz. Talebimiz uygun görülmüyorsa gerekçesi açıklansın. Eksik görülen bir yeterliliğimiz varsa bildirilsin. Katılım için belirlenmiş ölçütler varsa kamuoyuyla paylaşılsın. Başvurumuz değerlendirme aşamasındaysa bu bilgi verilsin. Bir kuruluşun Kurula katılımı değerlendirmeye tabi olabilir. Fakat değerlendirme yetkisi, başvuru sahibini belirsizlik içinde bırakmayı haklı kılmaz. Mobbingle mücadelede katılımcılık hedefleniyorsa, bu hedefin karşılığı işleyen bir iletişim ve şeffaf bir değerlendirme süreci olmalıdır. Mağdurların sesini duyurmak için çalışan bir derneğin kendi katılım talebine cevap alamaması, bu hedef bakımından ciddi bir kurumsal tutarlılık sorunudur. Sahadaki birikimden yararlanılacaksa, o birikimi taşıyanlarla konuşulmalıdır. Sivil toplumdan katkı bekleniyorsa, katkı sunmak isteyenlerin başvuruları karşılıksız bırakılmamalıdır. Bir rapora itiraz edebilirsiniz. Bulgularını yetersiz, önerilerini uygulanamaz bulabilirsiniz. Bir katılım talebini gerekçesiyle reddedebilirsiniz. Bunların hepsi tartışılabilir, değerlendirilebilir. Sessizlik ise ortak çalışma imkânını daha başlamadan zayıflatır. Bu sessizliğin bedeli, bir derneğin kırgınlığından ibaret değildir. Sahada biriken bilginin karar süreçlerine aktarılması güçleşir. Gönüllülük aşınır. “Nasıl olsa karşılık bulmayacak” düşüncesi yaygınlaşır. Sonra da toplumdan daha fazla katılım, daha fazla sorumluluk ve daha fazla gönüllülük beklenir. Katılımın devamı için insanların katkılarının dikkate alındığını görebilmesi gerekir. Buradan açıkça sormak istiyorum: Sivil toplumuna gereken değeri vermeyen bir toplum gelişebilir mi? Gelişmişliğin bir ölçüsü de kurumların dinleme, değerlendirme ve cevap verme kapasitesidir. Toplumun ürettiği bilgiyi kamusal faydaya dönüştürebilmek, kurumsal olgunluk gerektirir. Çözüm için öncelikle işleyen bir muhataplık düzeni kurulmalıdır. Sivil toplum kuruluşlarından gelen raporlar ve katılım talepleri kayıt altına alınmalı; gönderene alındı bilgisi, sorumlu birim ve öngörülen değerlendirme takvimi bildirilmelidir. İnceleme sonunda hangi önerilerin değerlendirildiği, hangilerinin neden uygun bulunmadığı ve hangi konularda ek bilgi gerektiği açıklanmalıdır. Psikolojik Tacizle Mücadele Kuruluna ilgili kuruluşların ve uzmanların katılımında esas alınan ölçütler şeffaf olmalıdır. Derneğimizin başvurusu da değerlendirilerek gerekçeli biçimde yanıtlanmalıdır. Kamu kurumları, alanda çalışan dernekler, sendikalar, meslek kuruluşları ve akademisyenlerle düzenli çalışma toplantıları yapmalıdır. Bu toplantıların somut gündemi, sorumluları ve takip edilebilir sonuçları bulunmalıdır. Katılımın değeri, toplantı fotoğrafından sonra başlayan çalışmada ortaya çıkar. Biz üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz. Dinleyeceğiz, araştıracağız, raporlayacağız, eğitim vereceğiz ve çözüm önereceğiz. Gerektiğinde çalışmalarımızı yeniden gözden geçireceğiz. Kamu kurumlarından beklentimiz de açıktır: Gönderdiğimiz çalışmaları değerlendirin. Başvurularımızı yanıtlayın. Eksiklerimizi söyleyin. İhtiyaçlarınızı paylaşın. Birlikte üretebileceğimiz çözümler için kapıyı açık tutun. Sivil toplumun sesine kulak vermek, toplumun çözüm üretme iradesine değer vermektir. Bu değerin ilk somut göstergesi ise cevap vermektir.
Ekleme Tarihi: 28 Ekim 2026 -Çarşamba
İlhan İŞMAN

Sivil toplumun sesine kulak vermek

Biz Mobbing ile Mücadele Derneğiyiz. İşyerinde sistematik baskıya uğrayan, dışlanan, mesleki itibarı örselenen, emeğinin karşılığını huzursuzlukla alan insanların sesini duyurmak için çalışıyoruz. Çalışma hayatında insan onurunun korunmasını, kurumların sorumluluk üstlenmesini ve mağduriyetlerin oluşmadan önlenmesini istiyoruz.

Bize ulaşan her başvurunun arkasında bir insan, bir aile, bir hayat var. Sabah işe gitmekten kaygı duyan bir çalışan, yıllarını verdiği mesleğinden uzaklaşmayı düşünen bir uzman, yaşadıklarını anlatırsa daha ağır baskıyla karşılaşacağından endişe eden bir emekçi var.

Biz o insanları dinliyoruz. Başvurularını değerlendiriyor, bilgiye erişmelerine ve uygun başvuru yollarını öğrenmelerine destek oluyoruz. Eğitimler düzenliyor, kurumsal danışmanlık çalışmaları yürütüyor, rehberler hazırlıyoruz. Mobbing Akademi aracılığıyla farkındalığın ve mücadele kapasitesinin gelişmesine katkı sunuyoruz. Temsilciliklerimiz ve farkındalık etkinliklerimizle çalışma barışının önemini anlatıyoruz.

Sahadan gelen sorunları kamu politikalarına katkı sağlayacak çalışmalara dönüştürüyoruz. Sağlık çalışanlarından eğitim camiasına, bankacılıktan üniformalı mesleklere kadar farklı alanlara ilişkin raporlar hazırlıyoruz. Psikososyal risklerin önlenmesi, yargı kararlarının uygulamaya yansıması ve müstakil bir mobbing kanunu ihtiyacı gibi başlıklarda öneriler geliştiriyoruz. Çalışmalarımızı internet sitemizde kamuoyunun erişimine açıyoruz.

Çünkü sivil toplumun sorumluluğunun, sorunu dile getirmenin yanında çözüm üretmek olduğuna inanıyoruz.

Peki, bu emeğin kurumsal karşılığı ne oluyor?

Resmî makamlara mobbing ile mücadele konusunda sayısız rapor hazırlayıp gönderiyoruz. Kurumsal elektronik posta adresimiz üzerinden iletiyoruz. Aynı çalışmaları web sayfamızda yayımlıyoruz. İlgili makamların değerlendirmesine sunuyor, bir karşılık bekliyoruz.

Ancak ilettiğimiz bu çalışmalar hakkında beklediğimiz geri bildirimi alamıyoruz.

İnsan ister istemez soruyor: Bir Allah’ın kulu da çıkıp “Raporunuzu aldık, elinize sağlık” demez mi?

Dahası, “Şu tespitinizi eksik bulduk”, “Bu önerinizin uygulanabilirliğini birlikte değerlendirelim” ya da “Biz sizden şu başlıkta çalışma bekliyoruz” denilmesini bekliyoruz.

Eleştiriye açığız. Eksiklerimizi öğrenmeye, yöntemimizi geliştirmeye ve daha nitelikli katkı sunmaya hazırız. Hazırladığımız her raporun eksiksiz olduğunu iddia etmiyoruz. Tam da bunun için muhataplık, değerlendirme ve karşılıklı iletişim talep ediyoruz.

Bu iletişimsizliğin, doğrudan katılım talebimizle ilgili somut bir örneği de var.

6 Mart 2025 tarihli ve 32833 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2025/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesindeki Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu yeniden teşekkül ettirildi. Genelgenin birinci maddesi, sayılan kamu kurumları ve konfederasyonların yanında şu katılımcılara da açıkça yer veriyor:

“Kurul tarafından belirlenecek ve psikolojik taciz konusunda faaliyet gösteren ilgili kurum ve kuruluşlar ile alanında uzman ve akademisyenlerin katılımıyla toplanacaktır.”

Biz de Mobbing ile Mücadele Derneği olarak bu Kurulda yer almak için talepte bulunduk. Sahadaki deneyimimizi, hazırladığımız raporları ve çözüm önerilerimizi ortak çalışmaya taşımak istedik. Ancak talebimize olumlu ya da olumsuz herhangi bir dönüş olmadı.

Yıllarını bu alana vakfetmiş meslek profesyonelleri olarak kırgınız. Ve buradan açık yüreklilikle itiraz ediyoruz.

İtirazımız, katılım talebimizin cevapsız bırakılmasınadır. Genelge, bu alanda faaliyet gösteren kuruluşların ve uzmanların katılımına imkân tanırken, yıllardır mobbing konusunda çalışan bir derneğin başvurusunun hangi gerekçeyle sonuçlandırılmadığını öğrenmek istiyoruz.

Talebimiz uygun görülmüyorsa gerekçesi açıklansın. Eksik görülen bir yeterliliğimiz varsa bildirilsin. Katılım için belirlenmiş ölçütler varsa kamuoyuyla paylaşılsın. Başvurumuz değerlendirme aşamasındaysa bu bilgi verilsin.

Bir kuruluşun Kurula katılımı değerlendirmeye tabi olabilir. Fakat değerlendirme yetkisi, başvuru sahibini belirsizlik içinde bırakmayı haklı kılmaz.

Mobbingle mücadelede katılımcılık hedefleniyorsa, bu hedefin karşılığı işleyen bir iletişim ve şeffaf bir değerlendirme süreci olmalıdır. Mağdurların sesini duyurmak için çalışan bir derneğin kendi katılım talebine cevap alamaması, bu hedef bakımından ciddi bir kurumsal tutarlılık sorunudur.

Sahadaki birikimden yararlanılacaksa, o birikimi taşıyanlarla konuşulmalıdır. Sivil toplumdan katkı bekleniyorsa, katkı sunmak isteyenlerin başvuruları karşılıksız bırakılmamalıdır.

Bir rapora itiraz edebilirsiniz. Bulgularını yetersiz, önerilerini uygulanamaz bulabilirsiniz. Bir katılım talebini gerekçesiyle reddedebilirsiniz. Bunların hepsi tartışılabilir, değerlendirilebilir. Sessizlik ise ortak çalışma imkânını daha başlamadan zayıflatır.

Bu sessizliğin bedeli, bir derneğin kırgınlığından ibaret değildir. Sahada biriken bilginin karar süreçlerine aktarılması güçleşir. Gönüllülük aşınır. “Nasıl olsa karşılık bulmayacak” düşüncesi yaygınlaşır.

Sonra da toplumdan daha fazla katılım, daha fazla sorumluluk ve daha fazla gönüllülük beklenir.

Katılımın devamı için insanların katkılarının dikkate alındığını görebilmesi gerekir.

Buradan açıkça sormak istiyorum: Sivil toplumuna gereken değeri vermeyen bir toplum gelişebilir mi?

Gelişmişliğin bir ölçüsü de kurumların dinleme, değerlendirme ve cevap verme kapasitesidir. Toplumun ürettiği bilgiyi kamusal faydaya dönüştürebilmek, kurumsal olgunluk gerektirir.

Çözüm için öncelikle işleyen bir muhataplık düzeni kurulmalıdır.

Sivil toplum kuruluşlarından gelen raporlar ve katılım talepleri kayıt altına alınmalı; gönderene alındı bilgisi, sorumlu birim ve öngörülen değerlendirme takvimi bildirilmelidir. İnceleme sonunda hangi önerilerin değerlendirildiği, hangilerinin neden uygun bulunmadığı ve hangi konularda ek bilgi gerektiği açıklanmalıdır.

Psikolojik Tacizle Mücadele Kuruluna ilgili kuruluşların ve uzmanların katılımında esas alınan ölçütler şeffaf olmalıdır. Derneğimizin başvurusu da değerlendirilerek gerekçeli biçimde yanıtlanmalıdır.

Kamu kurumları, alanda çalışan dernekler, sendikalar, meslek kuruluşları ve akademisyenlerle düzenli çalışma toplantıları yapmalıdır. Bu toplantıların somut gündemi, sorumluları ve takip edilebilir sonuçları bulunmalıdır. Katılımın değeri, toplantı fotoğrafından sonra başlayan çalışmada ortaya çıkar.

Biz üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz. Dinleyeceğiz, araştıracağız, raporlayacağız, eğitim vereceğiz ve çözüm önereceğiz. Gerektiğinde çalışmalarımızı yeniden gözden geçireceğiz.

Kamu kurumlarından beklentimiz de açıktır: Gönderdiğimiz çalışmaları değerlendirin. Başvurularımızı yanıtlayın. Eksiklerimizi söyleyin. İhtiyaçlarınızı paylaşın. Birlikte üretebileceğimiz çözümler için kapıyı açık tutun.

Sivil toplumun sesine kulak vermek, toplumun çözüm üretme iradesine değer vermektir. Bu değerin ilk somut göstergesi ise cevap vermektir.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.