İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

Para konuşunca vicdan susar mı…!!??

Tolstoy, İtiraflarım adlı eserinde, iyi olmaya çalıştığında küçümsendiğini, yanlış davranışlara yöneldiğinde ise çevresinden övgü gördüğünü anlatır. Aradan yıllar geçmiş. İnsanlık teknoloji geliştirmiş, borsalar kurmuş, yatırım fonları oluşturmuş. Ama ahlak konusunda Tolstoy'un eleştirisi hâlâ güncelliğini koruyor. Türkiye'de son dönemde yaşanan yatırım fonları krizi de!!!! Düşündürücü... Sermaye Piyasası Kurulu, 17 Eylül 2026'da bazı yatırım fonlarının tasfiyesine karar verdi. Ardından 7596 sayılı Kanun çıkarıldı. Yatırımcıların haklarını korumak, hukuka aykırı biçimde çıkarılmış değerleri geri kazanmak ve zararların sorumlulardan tahsilini sağlamak için özel düzenlemeler yapıldı. 30 Ekim itibarıyla olağanüstü tasfiye kapsamındaki yedi fonda 235 bin 705 yatırımcı için 29,3 milyar liralık ara ödeme süreci başladı. Rakamlar çok büyük, mesele ciddi. Şimdi vatandaş soruyor: “Ben paramı güvenle değerlendirmek istedim. Yatırım fonuna girdim. Meğer bir de hukuk mevzuatına yatırım yapmam gerekiyormuş!” Elbette tasfiye kararı, fonlarla ilişkili herkesin suçlu olduğu anlamına gelmez. Suçun varlığına ve kişilerin ceza sorumluluğuna yargı karar verir. Ama vatandaşın soru sorması için mahkeme kararı beklemesi de gerekmez. Eskiden büyüklerimiz, “Az olsun, helal olsun.” derdi. Şimdi bazı çevrelerde anlayış değişmiş görünüyor: “Çok olsun da gerisini sonra konuşuruz!” Birisi kısa sürede servet sahibi olunca kimileri kaynağını sorgulamak yerine yöntemini öğrenmeye çalışıyor. “Abi, nasıl başardın? Bize de tüyo ver!” Dürüstçe çalışan, vergisini ödeyen, ay sonunu hesaplayan insana ise tuhaf bir merhametle bakılıyor. “Yazık, hâlâ maaşıyla geçiniyor!” Böyle bir anlayış yaygınlaşırsa toplumsal değerlerimizin borsasında ciddi bir çöküş yaşayabiliriz. Oysa işin hukuki tarafı son derece açık. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesi, piyasa dolandırıcılığını düzenliyor. Yatırımcıları yanıltmaya yönelik belirli işlemler ve kanunda tanımlanan koşullarda yanıltıcı bilgi yayılması suç oluşturabiliyor. Demek ki hukukumuzda kurallar var. Peki, kuralların ihlal edilmesini önleyen mekanizmalar yeterince etkili mi? Asıl tartışılması gereken soru bu. Çünkü denetim yalnızca yanlış ortaya çıktıktan sonra dosya açmakla sınırlı kalmamalı. Riskleri zamanında belirlemek, yatırımcıyı korumak ve gerektiğinde müdahale etmek de etkili denetimin gereğidir. Bir de şu toplumsal alışkanlığımız var: Yanlış olduğu düşünülen bir uygulamayı eleştirene hemen soruluyor: “Sen de her şeye karşı çıkıyorsun. Ne istiyorsun?” Ne isteyeceğiz? Herkese eşit hukuk uygulansın, hesap verilsin, kimsenin emeği haksız kazanç kapısına dönüşmesin istiyoruz. Çok şey mi istiyoruz? Anayasa'nın 38. maddesi gereğince, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Bu ilke tartışmasızdır. Ancak Anayasa'nın 26. maddesi de düşünceyi açıklama özgürlüğünü güvence altına alır. Vatandaşın kamu yararını ilgilendiren olayları sorgulaması, denetim sistemini eleştirmesi ve hesap verilmesini istemesi demokratik bir haktır. Bu nedenle fon işlemleri şeffaf biçimde incelenmeli, hukuka aykırılıklar tespit edilmeli, kusur ve sorumluluklar delillere göre belirlenmeli, suçlu kim olursa olsun cezasını çekmelidir. “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” Sözü unutulmamalıdır. Denetim süreçlerinin yeterliliği de bağımsız değerlendirmeye açık olmalıdır. 7596 sayılı Kanun'un öngördüğü geri kazanım ve ödeme mekanizmaları etkin işletilmeli, yatırımcıların hakları korunmalıdır. Ama hukuki düzenlemelerin yanında toplumsal bir değişime de ihtiyacımız var. Her lüks otomobili başarı, her gösterişli hayatı saygınlık, her büyük serveti üstün zekâ göstergesi saymaktan vazgeçmeliyiz. Para kazanmak meşru bir amaçtır. Ancak kazancın meşruiyetini belirleyen, miktarı kadar elde ediliş biçimidir. Yeni bir fon kuralım. Adı “Toplumsal Utanç Fonu” olsun. Portföyünde dürüstlük, vicdan, adalet ve sorumluluk bulunsun. Yatırımcılarına yüksek faiz vaat etmeyelim. Hatta yüksek kazanç da beklemesinler. Tek bir güvence verelim: “Bu fona yatırım yapanlar, sabah aynaya baktıklarında gözlerini kaçırmak zorunda kalmayacak!” Gerçi piyasa koşullarını düşününce bu fonun yatırımcı bulup bulamayacağı konusunda biraz endişeliyim. Çünkü son zamanlarda gösterişli hayatlara talep yüksek, hesap verebilirliğe gösterilen ilgi ise pek parlak görünmüyor. Ama umutsuz değilim. Bu ülkede emeğiyle geçinen, başkasının hakkına saygı duyan, dürüstlükten vazgeçmeyen milyonlarca insan var. Onların değerlerini koruyacak hukuk düzenini güçlendirmek zorundayız. Tolstoy'un insan davranışlarına ilişkin eleştirisinden çıkaracağımız ders de budur: Kötülük bazen alkışlarla büyür. En büyük tehlike ise alkışlayanların, yarın aynı yanlışın mağduru olabileceklerini unutmasıdır. O gün geldiğinde herkes hesap sormaya başlar. Keşke hesap sormak için önce hesaplarımızın eksilmesini beklemesek! Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği, borsa endeksinden önce, vicdanının değerinde saklıdır. O gün geldiğinde herkes hesap sormaya başlar. Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği, borsa endeksinden önce, vicdanının değerinde saklıdır. Ve unutmayalım: Borsa zararını zamanla telafi edebiliriz. Ama vicdanı iflas eden bir toplumun zararını hangi fon karşılayabilir?
Ekleme Tarihi: 01 Kasım 2026 -Pazar
İlhan İŞMAN

Para konuşunca vicdan susar mı…!!??

Tolstoy, İtiraflarım adlı eserinde, iyi olmaya çalıştığında küçümsendiğini, yanlış davranışlara yöneldiğinde ise çevresinden övgü gördüğünü anlatır.

Aradan yıllar geçmiş. İnsanlık teknoloji geliştirmiş, borsalar kurmuş, yatırım fonları oluşturmuş. Ama ahlak konusunda Tolstoy'un eleştirisi hâlâ güncelliğini koruyor.

Türkiye'de son dönemde yaşanan yatırım fonları krizi de!!!! Düşündürücü...

Sermaye Piyasası Kurulu, 17 Eylül 2026'da bazı yatırım fonlarının tasfiyesine karar verdi. Ardından 7596 sayılı Kanun çıkarıldı. Yatırımcıların haklarını korumak, hukuka aykırı biçimde çıkarılmış değerleri geri kazanmak ve zararların sorumlulardan tahsilini sağlamak için özel düzenlemeler yapıldı.

30 Ekim itibarıyla olağanüstü tasfiye kapsamındaki yedi fonda 235 bin 705 yatırımcı için 29,3 milyar liralık ara ödeme süreci başladı.

Rakamlar çok büyük, mesele ciddi. Şimdi vatandaş soruyor: “Ben paramı güvenle değerlendirmek istedim. Yatırım fonuna girdim. Meğer bir de hukuk mevzuatına yatırım yapmam gerekiyormuş!”

Elbette tasfiye kararı, fonlarla ilişkili herkesin suçlu olduğu anlamına gelmez. Suçun varlığına ve kişilerin ceza sorumluluğuna yargı karar verir. Ama vatandaşın soru sorması için mahkeme kararı beklemesi de gerekmez.

Eskiden büyüklerimiz, “Az olsun, helal olsun.” derdi. Şimdi bazı çevrelerde anlayış değişmiş görünüyor: “Çok olsun da gerisini sonra konuşuruz!”

Birisi kısa sürede servet sahibi olunca kimileri kaynağını sorgulamak yerine yöntemini öğrenmeye çalışıyor. “Abi, nasıl başardın? Bize de tüyo ver!”

Dürüstçe çalışan, vergisini ödeyen, ay sonunu hesaplayan insana ise tuhaf bir merhametle bakılıyor. “Yazık, hâlâ maaşıyla geçiniyor!”

Böyle bir anlayış yaygınlaşırsa toplumsal değerlerimizin borsasında ciddi bir çöküş yaşayabiliriz.

Oysa işin hukuki tarafı son derece açık.

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesi, piyasa dolandırıcılığını düzenliyor. Yatırımcıları yanıltmaya yönelik belirli işlemler ve kanunda tanımlanan koşullarda yanıltıcı bilgi yayılması suç oluşturabiliyor.

Demek ki hukukumuzda kurallar var. Peki, kuralların ihlal edilmesini önleyen mekanizmalar yeterince etkili mi? Asıl tartışılması gereken soru bu.

Çünkü denetim yalnızca yanlış ortaya çıktıktan sonra dosya açmakla sınırlı kalmamalı. Riskleri zamanında belirlemek, yatırımcıyı korumak ve gerektiğinde müdahale etmek de etkili denetimin gereğidir.

Bir de şu toplumsal alışkanlığımız var: Yanlış olduğu düşünülen bir uygulamayı eleştirene hemen soruluyor: “Sen de her şeye karşı çıkıyorsun. Ne istiyorsun?”

Ne isteyeceğiz? Herkese eşit hukuk uygulansın, hesap verilsin, kimsenin emeği haksız kazanç kapısına dönüşmesin istiyoruz. Çok şey mi istiyoruz?

Anayasa'nın 38. maddesi gereğince, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Bu ilke tartışmasızdır. Ancak Anayasa'nın 26. maddesi de düşünceyi açıklama özgürlüğünü güvence altına alır.

Vatandaşın kamu yararını ilgilendiren olayları sorgulaması, denetim sistemini eleştirmesi ve hesap verilmesini istemesi demokratik bir haktır. Bu nedenle fon işlemleri şeffaf biçimde incelenmeli, hukuka aykırılıklar tespit edilmeli, kusur ve sorumluluklar delillere göre belirlenmeli, suçlu kim olursa olsun cezasını çekmelidir.

“Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” Sözü unutulmamalıdır.

Denetim süreçlerinin yeterliliği de bağımsız değerlendirmeye açık olmalıdır. 7596 sayılı Kanun'un öngördüğü geri kazanım ve ödeme mekanizmaları etkin işletilmeli, yatırımcıların hakları korunmalıdır.

Ama hukuki düzenlemelerin yanında toplumsal bir değişime de ihtiyacımız var.

Her lüks otomobili başarı, her gösterişli hayatı saygınlık, her büyük serveti üstün zekâ göstergesi saymaktan vazgeçmeliyiz. Para kazanmak meşru bir amaçtır. Ancak kazancın meşruiyetini belirleyen, miktarı kadar elde ediliş biçimidir.

Yeni bir fon kuralım. Adı “Toplumsal Utanç Fonu” olsun. Portföyünde dürüstlük, vicdan, adalet ve sorumluluk bulunsun. Yatırımcılarına yüksek faiz vaat etmeyelim. Hatta yüksek kazanç da beklemesinler.

Tek bir güvence verelim: “Bu fona yatırım yapanlar, sabah aynaya baktıklarında gözlerini kaçırmak zorunda kalmayacak!”

Gerçi piyasa koşullarını düşününce bu fonun yatırımcı bulup bulamayacağı konusunda biraz endişeliyim. Çünkü son zamanlarda gösterişli hayatlara talep yüksek, hesap verebilirliğe gösterilen ilgi ise pek parlak görünmüyor.

Ama umutsuz değilim. Bu ülkede emeğiyle geçinen, başkasının hakkına saygı duyan, dürüstlükten vazgeçmeyen milyonlarca insan var. Onların değerlerini koruyacak hukuk düzenini güçlendirmek zorundayız. Tolstoy'un insan davranışlarına ilişkin eleştirisinden çıkaracağımız ders de budur:

Kötülük bazen alkışlarla büyür. En büyük tehlike ise alkışlayanların, yarın aynı yanlışın mağduru olabileceklerini unutmasıdır.

O gün geldiğinde herkes hesap sormaya başlar. Keşke hesap sormak için önce hesaplarımızın eksilmesini beklemesek!

Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği, borsa endeksinden önce, vicdanının değerinde saklıdır.

O gün geldiğinde herkes hesap sormaya başlar.

Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği, borsa endeksinden önce, vicdanının değerinde saklıdır.

Ve unutmayalım:

Borsa zararını zamanla telafi edebiliriz. Ama vicdanı iflas eden bir toplumun zararını hangi fon karşılayabilir?

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.