Sadakat mi, İdeal mi? Gücün Yaşı ve Dünyanın Paradoksu…
Güç sadakat ister, ölüm istemez.
Bu cümle ilk bakışta sert, hatta rahatsız edici gelebilir. Ama içinde yaşadığımız dünya düzenine dikkatle bakıldığında, güç sahiplerinin en büyük korkusunun ölüm değil; sadakatin çözülmesi olduğu görülür. Çünkü güç, kendini sürdürebildiği ölçüde vardır. Ölen bir insan değil, çözülen bir sadakat düzenidir asıl sonu getiren.
Bu yüzden büyük savaşların, özellikle de bir “üçüncü dünya savaşı” ihtimalinin önünde sadece askeri dengeler değil; psikolojik ve sosyolojik gerçeklikler de durur. Bugünün dünyası, büyük ölçüde yaş almış liderlerin, kurumların ve sistemlerin elinde şekilleniyor. Ve yaş, sadece biyolojik bir veri değil; aynı zamanda bir zihniyet biçimidir.
***
Sigmund Freud insan davranışlarını açıklarken, insanın temel dürtülerinden birinin “güvenlik” olduğunu söyler. Yaş ilerledikçe bu güvenlik ihtiyacı daha da belirginleşir. Riskten kaçınma, mevcut düzeni koruma ve konfor alanını genişletme eğilimi güçlenir.
Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde de benzer bir durum vardır; alt basamaklar güvenlik ve aidiyet üzerine kuruludur. Zirveye ulaşmış bireyler bile yaşlandıkça tekrar bu basamaklara dönme eğilimi gösterebilir.
Bugünün yöneticilerine baktığımızda, çoğunun artık “tarihe geçmekten” çok “mevcut düzeni korumaya” odaklandığını görürüz. Çünkü kaybedecekleri şeyler kazanacaklarından fazladır.
Bu yüzden; sadakat, ideallerin önüne geçer. İtaat, sorgulamanın yerini alır. Devamlılık, değişimden daha değerli görülür.
Yaşlıların yönettiği bir dünyada güç, kendisini sürdüren sadakat zincirleriyle ayakta kalır. Bu zincirin kırılması, savaştan daha büyük bir tehdittir.
***
Buna karşılık gençlik, doğası gereği risk almaya ve değiştirmeye yatkındır.
Friedrich Nietzsche, insanın kendini aşma iradesinden söz ederken, bu dinamizmin gençlikte daha güçlü olduğunu vurgular. “Olduğun şey ol” çağrısı, bir konfor çağrısı değil; bir mücadele davetidir.
Carl Jung ise bireyin hayatının ilk yarısını “dış dünyayı fethetme”, ikinci yarısını ise “iç dünyayı anlama” süreci olarak tanımlar. Gençlik fetheder; yaşlılık anlamlandırır.
Gençlerin yönettiği bir dünyada; İdealler, sadakatin önüne geçer. Değişim, istikrarı zorlar. Risk almak, var olmanın şartı hâline gelir.
Bu yüzden tarih boyunca büyük devrimler, köklü kırılmalar ve radikal değişimler çoğunlukla genç zihinlerin eseridir.
***
Paradoks; dünyayı değiştirmek mi, dünyaya hâkim olmak mı?
İşte tam burada bir paradoks ortaya çıkar; “dünyayı değiştirmek isteyen” risk alır, idealler uğruna bedel öder. “Dünyaya hâkim olmak isteyen”; sistemi korur, sadakati önceleyerek gücünü sürdürür.
Niccolò Machiavelli bu ayrımı çok net koyar; iktidarın devamı için sevgi değil, korku ve sadakat daha işlevseldir. Bu, ideallerden çok kontrolü önemseyen bir bakış açısıdır.
Ama Hannah Arendt’in uyarısı da burada devreye girer; güç ile şiddet aynı şey değildir. Güç, insanların rızasıyla oluşur; şiddet ise o rızanın kaybolduğu yerde ortaya çıkar.
Yani sadakatle kurulan düzenler, bir noktadan sonra sorgulanmadığında çürümeye başlar. İdeallerle kurulan düzenler ise kontrol edilmediğinde kaosa sürüklenebilir.
***
Gücün Yaşı, İnsan Davranışının Aynasıdır
Bugün dünya, yaşlı aklın konforu ile genç aklın idealleri arasında sıkışmış bir dengede ilerliyor.
Bir yanda “sürdürmek isteyenler”, diğer yanda “değiştirmek isteyenler” var.
Belki de asıl mesele şudur; İnsan, dünyaya hâkim oldukça mı insan kalır; yoksa dünyayı değiştirmeye çalıştıkça mı?
Cevap, ne sadece sadakatte ne de sadece ideallerde gizli.
Cevap, vicdanın hangi tarafta durduğunda saklı.
Çünkü sadakat vicdansız olursa körlüğe, İdeal vicdansız olursa yıkıma dönüşür.
Değerli okuyucularımızın Ramazan Bayramını kutluyorum. Sağlı, huzur, bereket ve mutluluklar niyaz ediyorum.
