Tarihte Ramazan, yalnızca bireysel bir ibadet ayı değil; toplumsal sorumluluğun arttığı bir mevsim olarak yaşanırdı. Oruç, insanı sadece nefsine karşı değil; görevine, sözleşmesine, emanete karşı da daha dikkatli hâle getirmeliydi. Çünkü açlık, iradeyi terbiye etmek için vardı. İrade ise en çok sorumluluk anında belli olur.
Bugün ise sıkça karşılaştığımız bir manzara var; “Orucum, sinirliyim.” “Ramazan’dan sonra bakarız.” “İftar yaklaşmış, şimdi uğraşamayız.” Bu cümleler, ibadetin ruhundan koparıldığında nasıl bir mazeret üretme aracına dönüşebildiğini gösteriyor.
***
İslam medeniyetinde oruç, sabır ve disiplin eğitimi olarak görülmüştür. Ömer bin Hattab döneminde kamu düzeni, ibadet aylarında gevşetilmez; bilakis daha dikkatli yürütülürdü. Çünkü ibadet, kamu sorumluluğunu zayıflatmaz; güçlendirirdi.
Aynı şekilde Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethi sürecinde askerî disiplin Ramazan’da dahi sekteye uğramamıştı. Aksine, oruç asker için bir irade terbiyesi sayılmıştı. Tarih bize şunu gösteriyor: Oruç, görevi ertelemenin değil; görevi daha bilinçle yerine getirmenin aracıdır.
***
Oruçlu insanın çabuk sinirlenmesi, ibadetin değil nefsin tezahürüdür. Oysa oruç, öfkeyi kontrol altına alma pratiğidir. Bir hadis-i şerifte, “Oruç kalkandır” buyrulur. Kalkan, saldırganlığı meşrulaştırmaz; tam tersine korur.
Eğer oruç, insanı daha tahammülsüz yapıyorsa burada bir çelişki vardır. Çünkü ibadetin amacı nefsin taşkınlığını azaltmaktır. Açlık bahanesiyle sertleşmek, aslında nefsin kontrolü kaybettiğini gösterir. Oruç, sabrı büyütmelidir; öfkeyi değil.
Ramazan’ın ruhu üretkenliği azaltmak değil, niyeti arındırmaktır. Tarihte çarşılar açık, mahkemeler işler, ordular hareket hâlindeydi. Oruç, hayatı durdurmazdı. Çünkü ibadet, hayatın içindeydi.
Bugün “Ramazan rehaveti” denilen bir gevşeme kültürü oluşmuşsa, bu ibadetin kendisinden değil; ibadetin yanlış yorumlanmasından kaynaklanır. İbadet tembelliğe değil, bilinçli çabaya çağırır.
Anadolu irfanı bunu çok net ifade eder. Yunus Emre, ibadetin gönül terbiyesine dönüşmediği yerde eksik kaldığını söyler. Mevlana Celaleddin Rumi ise nefsin arınmasını insanın asıl yolculuğu olarak görür.
Demek ki mesele, aç kalmak değil; arınmaktır.
Mesele, iftar saatini beklemek değil; iradeyi güçlendirmektir.
Mesele, takvimsel bir ibadet değil; karakter inşasıdır.
***
Eğer oruç, insanı daha dürüst yapmıyorsa; Daha sabırlı kılmıyorsa, daha sorumlu hâle getirmiyorsa, orada şekil ile öz arasına mesafe girmiş demektir.
Ramazan, işleri erteleme ayı değil; emaneti daha titiz taşıma ayıdır. Siniri büyütme zamanı değil; merhameti çoğaltma zamanıdır.
İbadet, ruhu beslemelidir. Ruh beslenirse ahlâk güçlenir. Ahlâk güçlenirse toplum sağlamlaşır.
Değerli TÜRK360 okuyucuları, kıssadan hisse şudur; “oruç, insanı aç bırakarak değil; insanı olgunlaştırarak anlam kazanır.”
Ramazan ayına başlarken bereket, sabır, rahmet ve ibadetin ayı olarak kabul edilen ramazan ayınız mübarek olsun.
