Irmak öğretmenin vefatı bize bir kez daha göstermiştir.
Türkiye’de mobbing ve psikososyal riskler konusunda güçlü bir yasal zemine ihtiyaç vardır.
Bugün elimizde genelgeler vardır.
İş sağlığı ve güvenliği mevzuatı vardır.
Disiplin hükümleri vardır.
Ancak bunlar dağınıktır.
Yetersizdir.
Bütüncül değildir.
Oysa çalışma hayatında mobbing, şiddet, baskı, dışlama, yalnızlaştırma ve kurumsal duyarsızlık ağır sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle Türkiye’de müstakil bir Mobbing ile Mücadele Kanunu çıkarılmalıdır.
Bu kanun sadece ceza veren bir kanun olmamalıdır.
Önleyen bir kanun olmalıdır.
Koruyan bir kanun olmalıdır.
Erken uyarı sistemi kuran bir kanun olmalıdır.
Başvuran çalışanı güvence altına alan bir kanun olmalıdır.
Kurumları sorumlu tutan bir kanun olmalıdır.
Eğer böyle bir kanun olsaydı, Irmak öğretmenin süreci daha farklı yönetilebilirdi.
Öğretmenin barınma sorunu yüksek risk sayılırdı.
Ulaşım sorunu yüksek risk sayılırdı.
Yöneticiyle yaşanan çatışma yüksek risk sayılırdı.
Fiziksel şiddet iddiası acil müdahale sebebi sayılırdı.
Tekrarlanan dilekçeler alarm kabul edilirdi.
Görev yeri değişikliği talebi sıradan evrak gibi görülmezdi.
Kurumsal kriz dosyası açılırdı.
İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü hemen devreye girerdi.
İl Millî Eğitim Müdürlüğü süreci üstlenirdi.
Kaymakamlık koordinasyon kurardı.
Bakanlık sistemi izlerdi.
Bağımsız müfettiş görevlendirilirdi.
Öğretmen yalnız bırakılmazdı.
İlk yapılması gereken budur:
Her kamu kurumunda psikososyal risk erken uyarı sistemi kurulmalıdır.
Bir çalışan kısa süre içinde birden fazla dilekçe veriyorsa sistem alarm vermelidir.
Bir çalışan “güvende değilim” diyorsa sistem alarm vermelidir.
Bir çalışan yönetici baskısı iddia ediyorsa sistem alarm vermelidir.
Bir çalışan barınma ve ulaşım nedeniyle görevini sürdüremiyorsa sistem alarm vermelidir.
İkinci adım şudur:
Başvuran çalışan korunmalıdır.
Mobbing başvurusu yapan kişi cezalandırılmamalıdır.
Daha uzak yere gönderilmemelidir.
Yalnızlaştırılmamalıdır.
Disiplin tehdidiyle susturulmamalıdır.
Görev yeri değişikliği, çalışanın güvenliğini sağlayacak şekilde yapılmalıdır.
Üçüncü adım şudur:
Yönetici hakkında ciddi iddia varsa taraflar ayrıştırılmalıdır.
Aynı hiyerarşik ilişki devam ettirilmemelidir.
Şiddet, hakaret, tehdit veya mobbing iddiası varsa geçici tedbir uygulanmalıdır.
Bu tedbir kimseyi peşinen suçlu ilan etmek değildir.
Bu tedbir, adil inceleme yapılana kadar çalışma barışını korumaktır.
Dördüncü adım şudur:
Uzak bölgelerde görev yapan öğretmenler için barınma ve ulaşım standardı getirilmelidir.
Öğretmen nereye atanırsa atansın, önce yaşam koşulları hazırlanmalıdır.
Güvenli lojman olmalıdır.
Güvenli servis olmalıdır.
Acil destek hattı olmalıdır.
Kadın öğretmenler için özel güvenlik planı olmalıdır.
Yeni atanan öğretmenlere rehber öğretmen veya danışman atanmalıdır.
Beşinci adım şudur:
Her ilde Mobbing ve Psikososyal Risk İnceleme Kurulu kurulmalıdır.
Bu kurul sadece evrak incelememelidir.
Sahaya inmelidir.
Tanıkları dinlemelidir.
Dilekçeleri takip etmelidir.
Çalışanın güvenliğini değerlendirmelidir.
Kurumsal ihmali araştırmalıdır.
Altıncı adım şudur:
Milli Eğitim Bakanlığı merkezî izleme sistemi kurmalıdır.
Öğretmenlerin mobbing, şiddet, barınma, ulaşım ve güvenlik başvuruları tek sistemde toplanmalıdır.
Başvurular süreli olmalıdır.
Sonuçlar izlenmelidir.
Cevapsız başvuru kalmamalıdır.
Yedinci adım şudur:
Sendikalar ve sivil toplum kuruluşları süreci yalnızca olaydan sonra değil, olaydan önce de takip etmelidir.
Riskli başvurular kayıt altına alınmalıdır.
İdareye süreli yazılar yazılmalıdır.
Gerekirse Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, savcılık ve ilgili bakanlıklar eş zamanlı bilgilendirilmelidir.
Bizim önerimiz açıktır.
Türkiye’de “Öğretmen Güvenliği ve Psikososyal Risk Eylem Planı” hazırlanmalıdır.
Bu plan yalnızca kâğıt üzerinde kalmamalıdır.
Her ilde uygulanmalıdır.
Her okulda anlatılmalıdır.
Her yöneticiye öğretilmelidir.
Her öğretmene güvence vermelidir.
Çünkü öğretmen yalnız bırakılırsa eğitim sistemi de yalnız kalır.
Öğretmen korunmazsa öğrencinin geleceği de korunamaz.
Öğretmenin sesi duyulmazsa toplumun vicdanı susar.
Irmak öğretmenin ardından yapılması gereken en önemli iş budur:
Bu acıdan ders çıkarmak.
Sorumluları ortaya çıkarmak.
Sistemi değiştirmek.
Mobbing ile mücadeleyi yasal güvenceye kavuşturmak.
Başvuran çalışanı korumak.
Öğretmeni yaşatmak.
Kamu vicdanını rahatlatmak.
Bir daha hiçbir öğretmenin sesi dosya arasında kaybolmasın.
Bir daha hiçbir çalışan yalnız bırakılmasın.
Bir daha hiçbir aile “keşke duyulsaydı” demesin.
Devletin gücü, çalışanını koruduğu yerde başlar.
Kamu yönetiminin itibarı, insanı yaşattığı yerde yükselir.
