Devlet; bina değildir. Makam değildir. Koltuk hiç değildir. Devlet; gelenektir.
Disiplindir. Kurumsal hafızadır. Ve temsil ciddiyetidir.
Bugün kamuoyunda zaman zaman bir fotoğraf karesi üzerinden protokol tartışmaları yaşanıyor.
Fotoğrafın çekildiği anı, öncesini ve sonrasını bilmeden kişiler hakkında kesin hüküm vermek doğru değildir.
Ancak bazı görüntüler, çok daha önemli bir gerçeği yeniden düşünmemize vesile oluyor.
Acaba devlet adına görev yapan yöneticilerimiz, devlet protokolünü yeterince biliyor mu?
Asıl soru budur.
Çünkü protokol; gösteriş değildir.
Kibir değildir.
Ayrıcalık hiç değildir.
Protokol, devlet düzeninin görünmeyen anayasasıdır.
Makamların birbirine duyduğu saygıdır.
Kurumların birbirine verdiği değerdir.
Devlet ciddiyetinin vatandaşın gözündeki yansımasıdır.
Bugün kamu yönetiminde binlerce sayfalık mevzuat okutuluyor.
Kanunlar öğretiliyor.
Yönetmelikler ezberletiliyor.
Dijital dönüşüm anlatılıyor.
Yapay zekâ konuşuluyor.
Ama devlet adabı... Temsil kültürü... Resmî nezaket... Kurumsal görgü... Aynı ölçüde öğretiliyor mu?
İşte üzerinde durmamız gereken konu tam da budur.
Türkiye'de devlet protokolü denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Nihat Aytürk'ün eserleri yıllardır kamu yöneticilerinin başvuru kaynakları arasında yer alıyor.
Bu eserlerde anlatılan temel düşünce çok nettir.
Makam kişiden üstündür.
Çünkü kişiler değişir.
Devlet kalır.
Görevler değişir.
Makamın itibarı değişmez.
Bir makam odası da yalnızca bir çalışma odası değildir.
Orası devletin temsil edildiği yerdir.
Bu nedenle ziyaret usulleri...
Karşılama biçimi...
Oturma düzeni...
Hitap şekli...
Bayrak kullanımı...
Tören düzeni...
Hepsi devlet geleneğinin bir parçasıdır.
Bunlar ayrıntı değildir.
Kurumsal kültürdür.
Devlet ciddiyetidir.
Bir kamu yöneticisi yalnızca mevzuatı bilen kişi değildir.
Temsil etmeyi bilen kişidir.
Davranışıyla örnek olan kişidir.
Bulunduğu makamın ağırlığını hisseden kişidir.
İşte bu nedenle kamu yöneticilerinin yetiştirilme modelini yeniden düşünmeliyiz.
Kaymakam... Vali... Cumhuriyet savcısı... Hakim... Emniyet müdürü... Jandarma komutanı... Belediye başkanı... Üniversite rektörü... Genel müdür...
Kim olursa olsun...
Devleti temsil eden herkes belirli aralıklarla protokol ve temsil eğitimi almalıdır.
Hizmet içi eğitimler sadece mevzuat güncellemeleriyle sınırlı kalmamalıdır.
Devlet terbiyesi... Kurum kültürü... Temsil sorumluluğu... Kriz iletişimi... Kamu nezaketi... Kurumsal davranış ilkeleri...
Bu eğitimlerin ayrılmaz parçası olmalıdır.
Liyakat sadece sınav kazanmak değildir.
Liyakat, makamın hakkını verebilmektir.
Bilmediğini öğrenme erdemine sahip olmaktır.
Hiç kimse her şeyi bilemez.
Ama her kamu yöneticisi öğrenmeye açık olmak zorundadır.
Çünkü temsil hataları yalnızca kişiyi ilgilendirmez.
Kurumu etkiler.
Devleti etkiler.
Vatandaşın devlete duyduğu güveni de etkiler.
Unutmayalım...
Vatandaş önce binayı görmez. Önce davranışı görür. Önce nezaketi görür. Önce temsil kalitesini görür. Sonra devlet hakkında kanaat oluşturur.
Belki de artık kamu personel sistemimize yeni bir başlık eklemenin zamanı gelmiştir.
"Devlet Protokolü ve Temsil Kültürü."
Bu eğitim bütün kamu yöneticileri için zorunlu olmalıdır.
Göreve başlamadan önce verilmelidir.
Terfi öncesinde yenilenmelidir.
Çünkü bilgi unutulur.
Alışkanlıklar değişir.
Ama devlet geleneği sürekli canlı tutulmalıdır.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girdiğimiz bu dönemde güçlü devlet yalnızca teknolojiyle kurulmaz.
Güçlü devlet...
Güçlü kurumlarla kurulur.
Güçlü kurumlar ise güçlü kurum kültürüyle ayakta kalır.
Protokol de o kültürün en görünür yüzüdür.
Son söz...
Makamlar insanlara itibar kazandırmaz.
İnsanlar, davranışlarıyla makamlara itibar kazandırır.
Devletin itibarı ise ayrıntılarda gizlidir.
Çünkü bazen bir selam...
Bazen bir hitap...
Bazen de bir makam odasında sergilenen duruş...
Binlerce kelimeden daha güçlü bir mesaj verir.
