Hepimiz faniyiz. Hak baki olunca göçüp gideceğiz… Bu can bu tende durdukça sorumluluklarımız var diye düşünüyorum. Elbette herkes aynı düşünmek hayata böyle bakmak zorunda değil. Ben haddimi aşmadığımı umarak, pozitif bir yaklaşım ve iyi niyetle duygularımı paylaşmak istiyorum.
Yaklaşık on sivil toplum kuruluşunun içinde bulunuyorum. Üyeyim. Yöneticiyim. Kuruluş çalışmalarında yer aldım. Sorumluluk üstlendim. Ve yıllar içinde bir şeyi çok daha iyi anladım: Sivil toplum, demokrasinin süsü değildir. Demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından biridir.
Çünkü demokrasi yalnızca dört ya da beş yılda bir sandığa gitmek değildir. Demokrasi aynı zamanda vatandaşın ülkesine sahip çıkmasıdır. Sorun gördüğünde konuşmasıdır. Çözüm üretmesidir. Elini taşın altına koymasıdır. Ve bunu herhangi bir makam, ücret ya da karşılık beklemeden yapabilmesidir. İşte sivil toplum budur.
Dünyanın gelişmiş demokrasilerine baktığınızda devlet ile vatandaş arasında güçlü bir sivil alan görürsünüz. Dernekler vardır. Vakıflar vardır. Meslek kuruluşları vardır. Düşünce kuruluşları vardır. Gönüllü hareketler vardır. Çevre için çalışanlar vardır. Çocuklar için çalışanlar vardır. Engelliler için çalışanlar vardır. İnsan hakları, kültür, sanat, eğitim ve çalışma hayatı için mücadele edenler vardır.
Çünkü demokratik toplumda vatandaş yalnızca seçmen değildir. Aynı zamanda katılımcıdır. Denetler. Önerir. Eleştirir. Destekler. Üretir. Devletin yetişemediği yere ulaşır. Toplumun duymadığı sesi duyurur. Görülmeyeni görünür kılar.
OECD'nin sivil alanı işleyen demokrasilerin temel taşlarından biri olarak görmesi boşuna değildir. Avrupa Konseyi de sivil toplumu; insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün önemli aktörlerinden biri kabul ediyor. Çünkü güçlü devlet, güçlü vatandaştan korkmaz. Güçlü vatandaşla daha da güçlenir.
Bugün Türkiye'de yüz bini aşkın faal dernek bulunuyor. Milyonlarca üyelik var. Bu küçümsenecek bir güç değildir. Ama bana göre artık başka bir soruyu sormamız gerekiyor:
Kaç derneğimiz olduğu kadar, bu derneklerin ne yaptığı da önemlidir.
Tabela asmak yetmez. Yönetim kurulu oluşturmak yetmez. Kartvizite bir unvan daha eklemek hiç yetmez. Sivil toplum gerçekten sivilleşmelidir. Şeffaf olmalıdır. Hesap verebilmelidir. Üretmelidir. Proje geliştirmelidir. Topluma dokunmalıdır. Gençlere kapısını açmalıdır. Kadınları karar mekanizmalarına katmalıdır. Bilgi üretmelidir. Üstün kamu yararı üretmelidir. Ve gerektiğinde yanlış gördüğüne, kim yaparsa yapsın, medeni bir dille itiraz edebilmelidir.
Sivil toplum devlete karşı olmak değildir. Ama devletin yanında durmak da her söylediğine kayıtsız şartsız “evet” demek de değildir. Sivil toplumun görevi akıl üretmektir. Vicdan üretmektir. Çözüm üretmektir. Benim sivil toplum yolculuğumun birbirinden çok farklı durakları oldu.
Türkiye Engelsiz Yaşam ve Hizmet Vakfı’nda engellilerin sorunlarına çözümler üretmek, onların önündeki engelleri kaldıracak hizmetler vermek, projeler üretmek vizyonuyla çalıştık.
Biyonik Kulaklı Çocuklar Derneği’nde çocuklarımızın sesi olmak için çalıştık. İşitme kaybı yaşayan çocukların erken tanıya, doğru tedaviye, rehabilitasyona ve eğitime ulaşabilmeleri için ailelerin yanında olmanın ne kadar değerli olduğunu gördüm.
Uluslararası Kanun Sanatçıları ve Yapımcıları Derneği’nde başka bir değerin peşindeyiz. Kanun sazını yaşatmak. Sanatçıyı desteklemek. Yapım ustalığını gelecek kuşaklara taşımak. Türk müziğinin bu eşsiz enstrümanını dünyanın farklı coğrafyalarına ulaştırmak. Kültürümüzü Dünyanın dört bir yanına taşımak. Kültür diplomasisinde bir nefer olarak biz de varız demek. Çünkü kültüre hizmet etmek de millete hizmettir.
Türk Öze Dönüş Platformu’nda Cumhuriyetimizin temel değerleri, millî kimlik, millî devlet, gelecek vizyonu, Atatürk ilke ve inkılapları, birlik ve bağımsızlık bilinci etrafında fikir üretmeye çalışıyoruz.
Turan Devletleri Birleşik Konfederasyonu’nda Türk dünyasının birlik, beraberlik ve dayanışmasını güçlendirmeye yönelik çalışmaların içindeyiz. Kültürden ekonomiye, akademiden ortak değerlere uzanan geniş bir coğrafyanın birbirine daha fazla yaklaşmasını önemsiyoruz.
İzmir Düşünce Platformu’nda düşünüyoruz. Konuşuyoruz. Tartışıyoruz. Bilim insanlarını, akademisyenleri, uzmanları ve fikir insanlarını buluşturuyoruz. Çünkü fikir üretmeyen toplumların gelecek tasarlaması zordur. İZDÜP'ün yüzlerce konferansa ulaşan çalışma geleneği bunun güzel örneklerinden biridir.
Ve Mobbing ile Mücadele Derneği…
Başkanlığını yürütmekten büyük sorumluluk duyduğum bu dernek benim için ayrıca önemli ve değerlidir. Çünkü orada çoğu zaman karşımıza bir istatistik değil, bir insan hikâyesi çıkar. İşini kaybetmekten korkan bir çalışan. Yalnızlaştırılmış bir memur. İtibarsızlaştırılmış bir akademisyen. Çaresizlik yaşayan bir sağlık çalışanı. Sesini duyuramayan bir mağdur. Onların yanında durmaya çalışıyoruz. Mobbing konusunda farkındalık oluşturuyoruz. Çalışma barışını savunuyoruz. Adil, güvenli ve insan onuruna yakışır çalışma hayatının mümkün olduğunu anlatıyoruz.
Bütün bu kuruluşların çalışma alanları farklı. Çocuk. Sanat. Türklük. Türk dünyası. Düşünce. Çalışma hayatı. Ama hepsinin ortak bir misyonu var: Vatana ve Millete Gönüllü Hizmet.
Sivil toplum makam değildir. Ben sivil toplumda bulunmayı hiçbir zaman kartvizitime yeni bir unvan eklemek olarak görmedim. Aksine yeni bir sorumluluk eklemek olarak gördüm. Çünkü gönüllülük kolay değildir. Azim ister, kararlılık ister, düzenlilik ister, süreklilik ister, fedakarlık ister. Aşkla, şevkle, inançla mücadele ister.
Zamanınızdan verirsiniz. Ailenizden ayırdığınız saatlerden verirsiniz. Bilginizi verirsiniz. Tecrübenizi verirsiniz. Bazen cebinizden verirsiniz. Bazen yorulursunuz. Bazen karşılığında teşekkür bile görmezsiniz. Üzülürsünüz, karamsarlığa düşersiniz, “benden bu kadar biraz da başkaları yapsın” dersiniz.
Ama vicdan ve merhamet sahibiyseniz, ülkenizi karşılıksız seviyorsanız, bir çocuğun hayatına dokunmuşsanız, bir mağdurun sesini duyurmuşsanız, bir gencin önünü açmışsanız, bir kültürel değerin kaybolmasını önlemişseniz, Ülkeniz için tek bir doğru fikir üretmişseniz. Buna değer; her şeye değer…
Benim için ülkem ve milletim adına gönüllü hizmet etmek, Türklüğe, çocuklara, engellilere, mağdurlara, kültüre ve insanımıza katkı sağlayabilmek büyük bir onur ve gururdur.
Buradan herkese bir çağrıda bulunmak istiyorum. Siyasete girmek zorunda değilsiniz. Milletvekili olmak zorunda değilsiniz. Belediye başkanı olmak zorunda değilsiniz. Kamu görevlisi olmak zorunda değilsiniz. Ülkenize hizmet etmek için makam sahibi olmak zorunda hiç değilsiniz.
Bir derneğe katılabilirsiniz. Bir vakıfta gönüllü olabilirsiniz. Bir çocuğun eğitimine destek verebilirsiniz. Engellilerin hayatını kolaylaştırabilirsiniz. Çevrenizi koruyabilirsiniz. Kültürünüzü yaşatabilirsiniz. Dünyaya taşıyabilirsiniz. Bir mağdurun elinden tutabilirsiniz. Bir düşünce kuruluşunda fikir üretebilirsiniz. Bir sosyal projede görev alabilirsiniz.
Yeter ki gerçekten hizmet eden bir yapının içinde olun. Yeter ki amacınız unvan değil, fayda üretmek olsun. Çünkü ülkenize hizmet etmenin yalnızca bir yolu yoktur.
Bazen bir oy kullanırsınız. Bazen bir fikir söylersiniz. Bazen bir rapor hazırlarsınız. Bazen bir çocuğun elinden tutarsınız. Bazen hiç tanımadığınız bir mağdurun hakkını savunursunuz. Bazen de hiç kimsenin görmediği bir işi gönüllü olarak yaparsınız. İşte vatandaşlık biraz da budur.
Demokrasi yalnızca sandıkta kurulmaz. Dernek odasında da kurulur. Gönüllünün emeğinde de. Bir çocuğun umudunda da. Bir mağdurun yanında da. Bir kültürün yaşatılmasında da. Ülkesi için karşılık beklemeden çalışan insanların vicdanında da.
Türkiye'nin daha güçlü bir demokrasiye ihtiyacı varsa; daha güçlü, daha üretken, daha şeffaf ve gerçekten hizmet eden bir sivil topluma da ihtiyacı vardır.
Bu nedenle herkese çağrım şudur: Bir yerden başlayın. Ülkeniz için. Milletiniz için. Çocuklarımız için. Geleceğimiz için. Sivil toplumda yer alın.
Çünkü ülkeye hizmet etmek için mutlaka bir makamınızın olması gerekmez. Bazen en büyük makam, gönüllü olarak hizmet edebilmek, gönüllere yerleşmektir.
Acizane sloganımı söyleyeyim : “Gönül koyma, Ülken için Gönlünü Koy…”

