İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

Egemenliğin Ortağı Olmaz

Terör bitsin. Silahlar sussun. Anneler ağlamasın. Bu ülkenin hiçbir evladı terör yüzünden toprağa düşmesin. Buna kim “hayır” diyebilir? Ama terörü bitirmek başka şeydir; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş esaslarını, millî kimliğini ve egemenlik anlayışını tartışmaya açmak başka şeydir. İşte hassasiyetimiz tam da burada başlıyor. Anayasa’nın 66’ncı maddesi çok açık: “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Bu hüküm yürürlüktedir. Tartışmasız biçimde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının anayasal adını belirlemektedir. Buradaki “Türk” kavramını yalnızca soy, aşiret veya etnik köken üzerinden okumak da doğru değildir. Türkiye’de Kürt vardır. Arap vardır. Çerkes vardır. Laz vardır. Boşnak vardır. Farklı kökenden, farklı kültürden, farklı aile geçmişlerinden milyonlarca insan vardır. Bunların varlığını inkâr etmek ne tarihî gerçeklikle ne de toplumsal gerçeklikle bağdaşır. Ama anayasal vatandaşlık düzleminde hepimizin ortak siyasi kimliği Türk vatandaşlığıdır. Atatürk’ün tarifi de tam burada önem kazanıyor: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” Atatürk Araştırma Merkezi bu sözü 1930 tarihli Medeni Bilgiler çalışmalarına dayandırmaktadır. Aynı kaynak, Atatürk’ün millet anlayışını ortak vatandaşlık, kültür, dil, ülkü ve ortak gelecek çerçevesinde açıklamaktadır. Yani mesele bir etnik üstünlük meselesi değildir. Mesele ortak millet iradesidir. Mesele, farklı köklerden gelen insanların aynı devletin eşit vatandaşları olarak aynı millet çatısı altında birleşmesidir. Bu yüzden devlet dilinde toplumu sürekli “Türkler, Kürtler, Araplar” şeklinde siyasal kategorilere ayırırken çok dikkatli olunmalıdır. Sosyolojik kimlik başka şeydir. Devletin vatandaşlarını ayrı siyasal topluluklar veya egemenlik ortakları olarak tanımlaması başka şeydir. Anayasa’nın 6’ncı maddesi de burada ikinci büyük sınırı çiziyor: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.” Dahası, egemenliğin kullanılmasının hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağını hükme bağlıyor. O hâlde bizim ölçümüz belli olmalıdır. Terörü sona erdirecek her meşru adım konuşulabilir. Silah bırakma konuşulabilir. Topluma yeniden kazandırma politikaları hukuk içinde tartışılabilir. Demokratikleşme konuşulabilir. Bireysel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi elbette konuşulabilir. Ama egemenliğin paylaşılması konuşulamaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü pazarlık konusu yapılamaz. Anayasal vatandaşlık kimliği bir terör örgütünün taleplerine göre yeniden tarif edilemez. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin temel ilkeleri bir örgütün silah bırakmasının karşılığı hâline getirilemez. Terörü doğru adlandırmak gerekir. PKK herhangi bir suç örgütü değildir. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı PKK’yı açıkça “etnik bölücü bir terör örgütü” olarak tanımlamaktadır. Bakanlığın resmî verisine göre PKK terörü 1984’ten bu yana 40 binden fazla insanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Örgüt, ABD ve Avrupa Birliği dâhil birçok ülke ve kuruluş tarafından da terör örgütü olarak kabul edilmektedir.  Dolayısıyla kullanılan kavram önemlidir. “Terör örgütü” doğrudur. Ama “bölücü terör örgütü” ifadesi meselenin niteliğini daha açık ortaya koymaktadır. Çünkü hedef alınan yalnızca kamu düzeni değildir. Türkiye’nin toprak bütünlüğü, egemenliği ve millî birliğidir. Anayasa’nın başlangıcı da devletin ve ülkenin bölünmezliği ile Türk millî menfaatlerinin korunmasını temel anayasal değerler arasında saymaktadır. Metin, Anayasa’yı “demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine” emanet etmektedir.  Bu ifadeleri hamaset olsun diye hatırlatmıyorum. Anayasa, zor zamanlarda bakacağımız ortak pusuladır. Terörsüz Türkiye EVET; tavizsiz hukuk da EVET… “Terörsüz Türkiye” hedefinin kendisine itiraz etmek için bir sebep göremiyorum. Türkiye elbette terörden kurtulmalıdır. Nitekim Millî Güvenlik Kurulu 18 Haziran 2026 tarihli bildirisinde de bu hedefe yönelik iradenin sürdüğünü açıklamıştır.  Süreci savunanların yaklaşımı; silahların tamamen bırakılması, örgütsel yapının sona ermesi, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi ve meselenin demokratik siyaset alanında ele alınmasıdır. TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun resmî amacı da terörün Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkarılması ve millî birlik ile kardeşliğin güçlendirilmesidir.  Bunları görmezden gelmek doğru olmaz. Ama endişeleri de küçümsememek gerekir. Çünkü Türkiye geçmişte terörün ağır bedelini ödedi. Şehitler verdi. Gaziler verdi. Sivillerini kaybetti. Öğretmenlerini, askerlerini, polislerini, korucularını kaybetti. Bu nedenle toplumun adalet duygusu korunmalıdır. Nitekim Komisyonun kendi raporu bile yapılacak düzenlemelerin “af mahiyetinde algı” üretmemesi ve “cezasızlık ve af algısı oluşturmaması” gerektiğinin altını çiziyor.  İşte üzerinde durmamız gereken nokta budur. Terörü bitirelim. Ama hukuku çiğnemeyelim. Silahları susturalım. Ama millî egemenliği tartışmaya açmayalım. Toplumsal barışı sağlayalım. Ama şehit ailelerinin ve gazilerin vicdanını yaralamayalım. Vatandaşlarımızın kültürel kimliklerine saygı gösterelim. Ama milleti anayasal anlamda etnik siyasi ortaklıklara bölmeyelim. En önemlisi de silahlı bir örgüte veya onun liderine, demokratik siyasetin ve millet iradesinin üzerinde kurucu bir statü kazandıracak hiçbir anlayışa kapı açmayalım. TBMM heyetinin Abdullah Öcalan'la görüştüğü artık bir iddia değil, Meclisin kendi kayıtlarında yer alan bir gerçektir. Bunu eleştirmek demokratik bir haktır. Desteklemek de demokratik bir tercihtir. Fakat hangi görüşte olursak olalım değişmeyecek ölçü şudur: Muhatap millet olmalıdır. Karar mercii Türkiye Büyük Millet Meclisi olmalıdır. Sınır Anayasa olmalıdır. Hukuk dışına çıkılmamalıdır. Terör eylemleri mağdurlarının adalet beklentisi yok sayılmamalıdır. Türkiye’nin ihtiyacı yeni ayrışmalar değildir. Yeni etnik siyasi kategoriler değildir. Yeni kurucu ortaklık tartışmaları hiç değildir. Türkiye’nin ihtiyacı eşit vatandaşlıktır. Hukuktur. Demokrasidir. Ortak vatandır. Ortak bayraktır. Ortak devlettir. Ve ortak gelecek iradesidir. Çünkü bu Cumhuriyetin tapusu hiçbir kişiye, partiye, örgüte veya zümreye ait değildir. Tapu milletindir. Egemenlik milletindir. Devlet milletindir. Terörün bitmesine sonuna kadar “evet”. Fakat terörün sona erdirilmesi adına Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünün, anayasal vatandaşlık anlayışının ve millî egemenliğinin tartışmaya açılmasına da aynı açıklıkla: HAYIR...
Ekleme Tarihi: 09 Ağustos 2026 -Pazar
İlhan İŞMAN

Egemenliğin Ortağı Olmaz

Terör bitsin. Silahlar sussun. Anneler ağlamasın. Bu ülkenin hiçbir evladı terör yüzünden toprağa düşmesin. Buna kim “hayır” diyebilir?

Ama terörü bitirmek başka şeydir; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş esaslarını, millî kimliğini ve egemenlik anlayışını tartışmaya açmak başka şeydir. İşte hassasiyetimiz tam da burada başlıyor. Anayasa’nın 66’ncı maddesi çok açık:

“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”

Bu hüküm yürürlüktedir. Tartışmasız biçimde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının anayasal adını belirlemektedir. Buradaki “Türk” kavramını yalnızca soy, aşiret veya etnik köken üzerinden okumak da doğru değildir. Türkiye’de Kürt vardır. Arap vardır. Çerkes vardır. Laz vardır. Boşnak vardır. Farklı kökenden, farklı kültürden, farklı aile geçmişlerinden milyonlarca insan vardır.

Bunların varlığını inkâr etmek ne tarihî gerçeklikle ne de toplumsal gerçeklikle bağdaşır. Ama anayasal vatandaşlık düzleminde hepimizin ortak siyasi kimliği Türk vatandaşlığıdır.

Atatürk’ün tarifi de tam burada önem kazanıyor:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”

Atatürk Araştırma Merkezi bu sözü 1930 tarihli Medeni Bilgiler çalışmalarına dayandırmaktadır. Aynı kaynak, Atatürk’ün millet anlayışını ortak vatandaşlık, kültür, dil, ülkü ve ortak gelecek çerçevesinde açıklamaktadır. Yani mesele bir etnik üstünlük meselesi değildir. Mesele ortak millet iradesidir. Mesele, farklı köklerden gelen insanların aynı devletin eşit vatandaşları olarak aynı millet çatısı altında birleşmesidir.

Bu yüzden devlet dilinde toplumu sürekli “Türkler, Kürtler, Araplar” şeklinde siyasal kategorilere ayırırken çok dikkatli olunmalıdır. Sosyolojik kimlik başka şeydir. Devletin vatandaşlarını ayrı siyasal topluluklar veya egemenlik ortakları olarak tanımlaması başka şeydir.

Anayasa’nın 6’ncı maddesi de burada ikinci büyük sınırı çiziyor:

“Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.”

Dahası, egemenliğin kullanılmasının hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağını hükme bağlıyor. O hâlde bizim ölçümüz belli olmalıdır. Terörü sona erdirecek her meşru adım konuşulabilir. Silah bırakma konuşulabilir. Topluma yeniden kazandırma politikaları hukuk içinde tartışılabilir. Demokratikleşme konuşulabilir. Bireysel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi elbette konuşulabilir.

Ama egemenliğin paylaşılması konuşulamaz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü pazarlık konusu yapılamaz. Anayasal vatandaşlık kimliği bir terör örgütünün taleplerine göre yeniden tarif edilemez.

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin temel ilkeleri bir örgütün silah bırakmasının karşılığı hâline getirilemez.

Terörü doğru adlandırmak gerekir. PKK herhangi bir suç örgütü değildir. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı PKK’yı açıkça “etnik bölücü bir terör örgütü” olarak tanımlamaktadır. Bakanlığın resmî verisine göre PKK terörü 1984’ten bu yana 40 binden fazla insanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Örgüt, ABD ve Avrupa Birliği dâhil birçok ülke ve kuruluş tarafından da terör örgütü olarak kabul edilmektedir. 

Dolayısıyla kullanılan kavram önemlidir. “Terör örgütü” doğrudur. Ama “bölücü terör örgütü” ifadesi meselenin niteliğini daha açık ortaya koymaktadır. Çünkü hedef alınan yalnızca kamu düzeni değildir. Türkiye’nin toprak bütünlüğü, egemenliği ve millî birliğidir.

Anayasa’nın başlangıcı da devletin ve ülkenin bölünmezliği ile Türk millî menfaatlerinin korunmasını temel anayasal değerler arasında saymaktadır. Metin, Anayasa’yı “demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine” emanet etmektedir. 

Bu ifadeleri hamaset olsun diye hatırlatmıyorum. Anayasa, zor zamanlarda bakacağımız ortak pusuladır. Terörsüz Türkiye EVET; tavizsiz hukuk da EVET…

“Terörsüz Türkiye” hedefinin kendisine itiraz etmek için bir sebep göremiyorum. Türkiye elbette terörden kurtulmalıdır. Nitekim Millî Güvenlik Kurulu 18 Haziran 2026 tarihli bildirisinde de bu hedefe yönelik iradenin sürdüğünü açıklamıştır. 

Süreci savunanların yaklaşımı; silahların tamamen bırakılması, örgütsel yapının sona ermesi, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi ve meselenin demokratik siyaset alanında ele alınmasıdır. TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun resmî amacı da terörün Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkarılması ve millî birlik ile kardeşliğin güçlendirilmesidir. 

Bunları görmezden gelmek doğru olmaz. Ama endişeleri de küçümsememek gerekir. Çünkü Türkiye geçmişte terörün ağır bedelini ödedi.

Şehitler verdi. Gaziler verdi. Sivillerini kaybetti. Öğretmenlerini, askerlerini, polislerini, korucularını kaybetti. Bu nedenle toplumun adalet duygusu korunmalıdır.

Nitekim Komisyonun kendi raporu bile yapılacak düzenlemelerin “af mahiyetinde algı” üretmemesi ve “cezasızlık ve af algısı oluşturmaması” gerektiğinin altını çiziyor. 

İşte üzerinde durmamız gereken nokta budur. Terörü bitirelim. Ama hukuku çiğnemeyelim. Silahları susturalım. Ama millî egemenliği tartışmaya açmayalım. Toplumsal barışı sağlayalım. Ama şehit ailelerinin ve gazilerin vicdanını yaralamayalım. Vatandaşlarımızın kültürel kimliklerine saygı gösterelim. Ama milleti anayasal anlamda etnik siyasi ortaklıklara bölmeyelim.

En önemlisi de silahlı bir örgüte veya onun liderine, demokratik siyasetin ve millet iradesinin üzerinde kurucu bir statü kazandıracak hiçbir anlayışa kapı açmayalım. TBMM heyetinin Abdullah Öcalan'la görüştüğü artık bir iddia değil, Meclisin kendi kayıtlarında yer alan bir gerçektir. Bunu eleştirmek demokratik bir haktır. Desteklemek de demokratik bir tercihtir.

Fakat hangi görüşte olursak olalım değişmeyecek ölçü şudur: Muhatap millet olmalıdır. Karar mercii Türkiye Büyük Millet Meclisi olmalıdır. Sınır Anayasa olmalıdır. Hukuk dışına çıkılmamalıdır. Terör eylemleri mağdurlarının adalet beklentisi yok sayılmamalıdır.

Türkiye’nin ihtiyacı yeni ayrışmalar değildir. Yeni etnik siyasi kategoriler değildir. Yeni kurucu ortaklık tartışmaları hiç değildir. Türkiye’nin ihtiyacı eşit vatandaşlıktır. Hukuktur. Demokrasidir. Ortak vatandır. Ortak bayraktır. Ortak devlettir.

Ve ortak gelecek iradesidir.

Çünkü bu Cumhuriyetin tapusu hiçbir kişiye, partiye, örgüte veya zümreye ait değildir.

Tapu milletindir. Egemenlik milletindir. Devlet milletindir.

Terörün bitmesine sonuna kadar “evet”.

Fakat terörün sona erdirilmesi adına Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünün, anayasal vatandaşlık anlayışının ve millî egemenliğinin tartışmaya açılmasına da aynı açıklıkla:

HAYIR...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.