Geleceğe güvenle bakan bir toplum olmak istiyorsak
Yüksek Kamu yararını önceleyerek,
Sorunlarımızı ortak akılla, sosyal diyalogla çözecek yol ve yöntemleri hep birlikte bulmak zorundayız.
Kanaatimiz odur ki liyakat sahibi her yöneticinin işi de sorun çözmek olmalıdır.
Öğretmenlerimizin sorunlarını görmezden gelemeyiz, yok sayamayız.
Öğretmen gelecek kurar. Çocukların zihnine bilgi taşır. Kalbine umut koyar. Toplumun yarınını inşa eder.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk boşuna söylememiştir:
“Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.”
Bu söz, öğretmenliğin yalnızca bir meslek olmadığını gösterir.
Bu söz, öğretmenin millet hayatındaki yerini anlatır.
Bu söz, geleceğin körpe dimağlarda kurulduğunu hatırlatır.
Bu yüzden öğretmenin emeği sıradan bir emek değildir.
Bu yüzden öğretmenin yoksulluğu sıradan bir sorun değildir.
Bugün özel sektörde çalışan binlerce öğretmen zor durumda.
Bir kısmı düşük ücretle çalışıyor.
Bir kısmı güvencesiz sözleşmelere mahkûm ediliyor.
Bir kısmı yoğun ders yükü altında eziliyor.
Bir kısmı yaz aylarında işsiz kalma korkusu yaşıyor.
Bir kısmı sendikalı olduğu için baskı gördüğünü söylüyor.
Bir kısmı ise mesleğini yaparken insan onuruna yakışır bir yaşam kuramıyor.
Bu tablo kabul edilemez.
Çünkü öğretmen açlık sınırında yaşayamaz.
Öğretmen geleceğinden endişeli bir ruh haliyle ders anlatamaz.
Öğretmen emeğinin karşılığını alamadan çocuklara umut veremez.
Sorunun merkezinde taban maaş güvencesinin zayıflaması vardır.
Bir dönem özel okul öğretmenleri için kamudaki dengi öğretmen ücretine bağlı bir koruma vardı.
Bu koruma, öğretmenin emeğini piyasanın insafına bırakmayan önemli bir güvenceydi.
Bugün yeniden tartışılması gereken konu budur.
Eğitim bir kamu hizmetidir.
Özel okulda verilmesi bu gerçeği değiştirmez.
Öğrenci özel okulda okuyabilir.
Ama öğretmenin emeği özel piyasa mantığına terk edilemez.
Çünkü öğretmenlik mesleği kamu yararı taşıyan bir meslektir.
Atatürk’ün şu sözü bugün daha da anlamlıdır:
“Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakâr ve saygıdeğer unsurlarıdır.”
Öğretmen fedakârdır.
Ama fedakârlık sömürünün gerekçesi olamaz.
Öğretmen saygıdeğerdir.
Ama saygı sadece güzel sözle gösterilemez.
Saygı, adil ücretle gösterilir.
Saygı, güvenceli çalışma ile gösterilir.
Saygı, sendikal haklara riayetle gösterilir.
Saygı, mobbingden uzak bir çalışma ortamıyla gösterilir.
Bu nedenle özel sektörde çalışan öğretmenlerin hakları yalnızca işçi-işveren ilişkisi olarak görülmemelidir.
Bu mesele aynı zamanda eğitim hakkı meselesidir.
Çocuk hakkı meselesidir.
Çalışma barışı meselesidir.
İnsan onuru meselesidir.
Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmekle yükümlüdür.
Çalışma hayatını geliştirmekle yükümlüdür.
Çalışanları korumakla yükümlüdür.
Çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.
O hâlde özel sektörde çalışan öğretmenlerin düşük ücret, güvencesizlik, baskı ve mobbing karşısında yalnız bırakılması anayasal sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz.
Bu hükümler kâğıt üzerinde kalmamalıdır.
Hayata geçmelidir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi örgütlenme ve sendika hakkını korur.
ILO sözleşmeleri çalışanların özgürce örgütlenmesini temel hak sayar.
Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi adil ücret, güvenli çalışma ve sendikal hakları insan hakkı olarak görür.
O hâlde mesele açıktır.
Öğretmenin insanca yaşama hakkı vardır.
Öğretmenin adil ücret hakkı vardır.
Öğretmenin sendikalı olma hakkı vardır.
Öğretmenin baskı görmeden çalışmaya hakkı vardır.
Bugün açlık grevinde olan öğretmenlerin sesi bu yüzden duyulmalıdır.
Açlık grevi, kanaatimizce bir toplum için alarm zilinin çalması demektir.
Bir öğretmenin hakkını aramak için aç kalmayı göze alması hepimizi düşündürmelidir.
Bu noktaya gelinmeden çoktan çözüm üretilmeliydi.
Ama henüz geç değildir.
Mobbing ile Mücadele Derneği olarak özel sektörde çalışan öğretmenlerimizin yanındayız.
Açlık grevinde olan öğretmenlerimizin sesinin duyulmasını istiyoruz.
Bu süreçte öğretmenlerin sağlık durumlarının titizlikle takip edilmesi gerektiğini hatırlatıyoruz.
Hak arama mücadelesi yaşam hakkını riske atmadan çözüme kavuşturulmalıdır.
Burada bir başka hassas konuya da dikkat çekmek gerekir.
Hak arayan öğretmenlere yönelik müdahale görüntüleri toplum vicdanını yaralamıştır.
Öğretmenin yerlerde sürüklenmesi kabul edilebilir bir görüntü değildir.
Ellerin arkadan ters kelepçeyle bağlanması, hele ki kamu düzenini ciddi biçimde tehdit etmeyen sivil hak arama eylemlerinde, hiç şık olmamıştır.
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyen bir kadim topluma bu görüntüler yakışmamıştır.
Kolluk kuvvetlerimiz hem kamu düzenini hem de insan onurunu aynı anda korumak zorundadırlar.
Elbette kamu düzeni önemlidir.
Elbette güvenlik görevlilerimizin görevi zordur.
Elbette kanunların verdiği yetkiler vardır.
Ancak her yetki ölçülü kullanılmalıdır.
Her müdahale zorunlu, kademeli ve orantılı olmalıdır.
Hak arayan öğretmen ile kamu düzenini bozan şiddet eylemi aynı kefeye konulmamalıdır.
Öğretmene müdahalede dil daha özenli olmalıdır.
Beden dili daha dikkatli olmalıdır.
Kelepçe uygulaması en son çare olmalıdır.
Ters kelepçe ise ancak açık, somut ve zorunlu güvenlik gerekçesi varsa düşünülmelidir.
Toplumsal olaylarda kanaatimizce temel ilke şu olmalıdır:
Önce diyalog.
Sonra ikna.
Sonra müzakere.
En son zor kullanma.
Bu sıralama tersine çevrilirse devletin şefkat yüzü zedelenir.
Kanaatimiz odur ki Kamu otoritesinin itibarı da yara alır.
Bu nedenle önerimiz açıktır.
Hak arama eylemlerinde kolluk personeline özel iletişim ve kriz yönetimi eğitimi verilmelidir.
Öğretmen, sağlık çalışanı, engelli birey, kadın, yaşlı ve çocukların bulunduğu eylemler için ayrı müdahale protokolleri hazırlanmalıdır.
Toplumsal olaylarda arabulucu kamu görevlileri görevlendirilmelidir.
Sendika temsilcileriyle önceden temas kurulmalıdır.
Kelepçe ve fiziksel müdahale uygulamalarında kamera kaydı, denetim ve raporlama zorunlu olmalıdır.
İnsan onuru, kamu düzeninin karşıtı değildir.
İnsan onuru, kamu düzeninin temelidir.
Bakanlık, işveren temsilcileri, sendikalar ve ilgili kurumlar aynı masaya oturmalıdır.
Sorun ertelenmemelidir.
Görmezden gelinmemelidir.
Öğretmen yalnız bırakılmamalıdır.
Çözüm için ilk adım taban maaş güvencesidir.
Özel sektörde çalışan öğretmenler için kamudaki dengi öğretmen ücretini esas alan adil bir taban ücret sistemi kurulmalıdır.
İkinci adım sözleşme güvencesidir.
Öğretmenler her yıl yenilenen belirsiz sözleşmelerle baskı altında tutulmamalıdır.
Üçüncü adım denetimdir.
Milli Eğitim Bakanlığı özel okulları yalnızca bina, ruhsat ve öğrenci ücreti yönünden denetlememelidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da çalışma barışını koruyacak, sosyal diyaloğu sağlayacak tedbirleri almalıdır.
Öğretmenlerin çalışma koşulları da denetlenmelidir.
Dördüncü adım sendikal güvence olmalıdır.
Sendikalı olduğu için baskı gören öğretmen iddiası etkili biçimde araştırılmalıdır.
Sendikal hakların kullanılması fiilen güvence altına alınmalıdır.
Beşinci adım psikososyal risk değerlendirmesidir.
Öğretmenlerin maruz kaldığı baskı, mobbing, tükenmişlik, aşırı iş yükü ve iş güvencesizliği iş sağlığı ve güvenliği kapsamında değerlendirilmelidir.
Altıncı adım eğitimde sosyal diyalog mekanizmasıdır.
Bakanlık, sendikalar, özel okul temsilcileri, veli örgütleri ve sivil toplum kuruluşları birlikte çalışmalıdır.
Eğitim alanı çatışma alanı değil, ortak akıl alanı olmalıdır.
Yedinci adım mesleki itibarın korunmasıdır.
Öğretmen emeği ucuz işgücü olarak görülemez.
Öğretmen geçinemiyorsa eğitim sistemi sağlıklı işlemez.
Öğretmen huzursuzsa sınıf huzurlu olamaz.
Öğretmen değersizleştirilirse çocuklarımızın geleceği de zayıflar.
Atatürk’ün şu çağrısı, bugün hepimiz için yol göstericidir:
“Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”
Fikri hür nesiller, baskı altındaki öğretmenlerle yetişmez.
Vicdanı hür nesiller, hakkı teslim edilmeyen öğretmenlerle yetişmez.
İrfanı hür nesiller, geçim kaygısı içinde ezilen öğretmenlerle yetişmez.
Bugün mesele sadece özel okul öğretmenlerinin meselesi değildir.
Bu mesele hepimizin meselesidir.
Çünkü öğretmenin hakkı korunmadan eğitimde kalite korunamaz.
Eğitimde kalite korunmadan toplumun geleceği korunamaz.
Öğretmen açsa, toplum tok sayılmaz.
Öğretmen güvencesizse, gelecek güvende değildir.
Bu nedenle çağrımız nettir.
Öğretmenlerin sesini duyun.
Açlık grevine kulak verin.
Masayı kurun.
Taban maaş güvencesini sağlayın.
Denetimi güçlendirin.
Sendikal hakları koruyun.
Psikososyal riskleri görün.
Mobbingi önleyin.
Çalışma barışını sağlayın.
Hak arama özgürlüğüne saygı gösterin.
Kamu düzenini insan onuruyla birlikte koruyun.
Çünkü öğretmeni korumak, geleceği korumaktır.
