Bankacılık sistemi güven üzerine kurulur.
Vatandaş parasını bankaya yatırır.
Çünkü parasının güvende olmasını ister.
Ama güven sadece paranın korunması değildir.
Güven, vatandaşın kendi parasına zamanında ulaşabilmesidir.
Güven, vatandaşın kendi parasını özgürce kullanabilmesidir.
Güven, gereksiz işlem yükü altında ezilmemektir.
Bugün birçok vatandaş aynı sorunu yaşıyor.
Hesabında para var.
Ama parasını istediği gibi çekemiyor.
Havale yapmak istiyor.
Limit engeline takılıyor.
EFT yapmak istiyor.
Günlük sınır karşısına çıkıyor.
ATM’ye gidiyor.
Kendi parasının sadece belirli bir kısmını alabiliyor.
Sonra şubeye yönlendiriliyor.
Telefon bankacılığına yönlendiriliyor.
Mobil uygulamadan limit artırması isteniyor.
Bazen sistem izin vermiyor.
Bazen müşteri temsilcisine ulaşılamıyor.
Bazen işlem gereksiz yere uzuyor.
Vatandaş kendi parasının peşine düşüyor.
Bu doğru değildir.
Çünkü mesele sadece para çekme meselesi değildir.
Mesele, insanın kendi emeğiyle kazandığı paraya ulaşamamasıdır.
Mesele, zaman kaybıdır.
Mesele, emek kaybıdır.
Mesele, insanın psikolojik olarak yorulmasıdır.
Mesele, gereksiz bürokrasinin vatandaşı yıldırmasıdır.
Kanaatimce vatandaşın kendi parasına ölçüsüz biçimde ulaşamaması, modern bankacılık düzeni içinde psikolojik taciz etkisi doğurmaktadır.
Çünkü insanı strese sokar.
Öfkesini artırır.
Gereksiz tartışmalara yol açar.
Şubede görevli personelle vatandaşı karşı karşıya getirir.
Müşteri temsilcisiyle vatandaşı karşı karşıya getirir.
Sistemin çözemediği sorunu insan ilişkilerine yükler.
Sonra da ortaya öfke patlamaları çıkar.
Bu tablo hem vatandaşı mağdur eder.
Hem banka çalışanını zor durumda bırakır.
Hem de bankacılık sistemine duyulan güveni zedeler.
Bankaların görevi vatandaşı yormak değildir.
Kamu bankalarının görevi ise hiç değildir.
Kamu bankaları sadece ticari mantıkla hareket edemez.
Kamu bankaları kamu hizmeti sorumluluğunu da taşır.
Kamu bankaları vatandaşın hayatını kolaylaştırmalıdır.
Vatandaşın parasına erişimini zorlaştırmamalıdır.
Özellikle maaşını kamu bankasından almak zorunda kalan vatandaş açısından durum daha hassastır.
Kamu çalışanı maaşını anlaşmalı bankadan almak zorunda kalabilmektedir.
Bu zorunluluk zaten bir bağımlılık ilişkisi doğurmaktadır.
Bir de bunun üzerine para çekme limiti, havale limiti, EFT limiti ve işlem kısıtı eklendiğinde vatandaş kendisini baskı altında hissetmektedir.
Kişi parasını bankaya teslim ediyor.
Ama o parayı kullanmak istediğinde sistem duvarına çarpıyor.
Bu sağlıklı bir ilişki değildir.
Bu vatandaş odaklı bankacılık değildir.
Bu kamu bankacılığı hiç değildir.
Elbette güvenlik önemlidir.
Dolandırıcılık önlenmelidir.
Şüpheli işlemler denetlenmelidir.
Kara para ile mücadele edilmelidir.
Ama bütün vatandaşlar potansiyel şüpheli gibi görülmemelidir.
Güvenlik gerekçesi, vatandaşın hayatını zorlaştıran bir engele dönüşmemelidir.
Kontrol ile kısıtlama birbirine karıştırılmamalıdır.
Denetim ile mağduriyet aynı şey değildir.
Bir insanın hesabında para varsa, o para üzerinde tasarruf hakkı da vardır.
Bu hak ölçüsüz biçimde sınırlandırılamaz.
Kamu bankalarının işi tüketimi kısmak değildir.
Kamu bankalarının işi likiditeye fiilen engel koymak da değildir.
Ekonomi yönetiminin tercihleri ayrı konudur.
Bankacılık hizmeti ayrı konudur.
Vatandaşın kendi parasına erişimi temel bir bankacılık hizmetidir.
Bu hizmet keyfî sınırlara bırakılamaz.
Çağ değişti.
Bankacılık anlayışı da değişmek zorundadır.
Çözüm üretmeyen bankalar geride kalacaktır.
Vatandaşı yoran bankalar güven kaybedecektir.
Kendi parasına erişmek isteyen insanı prosedür içinde boğan sistemler sürdürülebilir değildir.
Çağa ayak uyduran bankalar ayakta kalacaktır.
Sorun çözen bankalar tercih edilecektir.
İnsanı merkeze alan sistemler güçlenecektir.
Vatandaşın zamanına saygı duyan bankalar kazanacaktır.
Buradan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunu göreve çağırıyoruz.
BDDK vatandaşın kendi parasına erişimi konusunda açık, ölçülü ve bağlayıcı düzenleme yapmalıdır.
BDDK kamu bankalarını vatandaş odaklı hizmet anlayışı konusunda uyarmalıdır.
BDDK işlem limitlerini denetlemelidir.
BDDK vatandaşın zaman kaybını da bir mağduriyet ölçütü olarak görmelidir.
Önerilerimiz şunlardır:
Para çekme limitleri vatandaşın gerçek ihtiyacına göre yeniden düzenlenmelidir.
Havale ve EFT limitleri makul seviyeye çıkarılmalıdır.
Maaş müşterileri için özel kolaylık sağlanmalıdır.
Engelliler, yaşlılar ve dijital işlem yapmakta zorlanan vatandaşlar için kolaylaştırılmış işlem hattı kurulmalıdır.
Limit artırma işlemleri şubeye gitmeden yapılabilmelidir.
Acil sağlık, kira, eğitim, borç ödeme ve aile desteği gibi zorunlu ödemelerde esnek limit uygulanmalıdır.
Kamu bankalarının işlem limitleri açık, sade ve anlaşılır biçimde ilan edilmelidir.
Vatandaşın zaman kaybı ve işlem mağduriyeti denetim kriteri olmalıdır.
Banka çalışanı ile vatandaş karşı karşıya bırakılmamalıdır.
Sistem sorunu sistem içinde çözülmelidir.
Vatandaşın öfkesi çalışana yüklenmemelidir.
Çalışanın yükü de vatandaşa yansıtılmamalıdır.
Bankacılık sistemi güven vermek istiyorsa, önce vatandaşın kendi parasına erişimini güvence altına almalıdır.
Hesabımda para varsa, paramı kullanabilmeliyim.
Paramı çekebilmeliyim.
Paramı gönderebilmeliyim.
Paramı özgürce harcayabilmeliyim.
Çünkü bu para bankanın değil, vatandaşındır.
Vatandaş kendi parasının müşterisi değil, sahibidir.

