Mehmet GENÇSOY
Köşe Yazarı
Mehmet GENÇSOY
 

Allah'ın Soracağını Kullara Sorma!

Bazı sözler vardır; söylendiği anda değil, insanın derin bir tefekkür anında gerçek anlamını bulur. "Allah'ın soracağını kullara sorma" sözü de bunlardan biridir. Kısa ve sade görünse de, içinde derin bir hikmet ve güçlü bir hayat dersi barındırır. İnsan, tarih boyunca başkalarının hayatına ilgi duymuştur. Kendi eksiklerini göz ardı ederken başkalarının kusurlarını fark etmeye daha yatkın olmuştur. Kendi hatalarını örtmeye çalışırken başkalarının yanlışlarını konuşmayı tercih etmiştir. Belki de bu nedenle, insanların yargısına maruz kalmak hayatın en ağır yüklerinden biri hâline gelmiştir. Bu ifade, insanı yargılamaktan tamamen uzak durmak değil; yargılamada ölçüyü ve adaleti hatırlatmaktır. Oysa bir insanın hikâyesi, dışarıdan görüldüğü kadar basit değildir. Yoldan geçen birini görürsünüz. Kıyafetine, yürüyüşüne ya da yüzündeki ifadeye bakarak onun hakkında bir kanaat oluşturursunuz. Ancak o kişinin hangi şartlardan geçtiğini, hangi mücadeleleri verdiğini ya da hangi acıları taşıdığını bilemezsiniz. Belki büyük bir kaybın ardından ayakta kalmaya çalışıyordur. Belki ailesiyle ilgili ağır bir sorumluluğun yükünü taşıyordur. Belki de kimsenin fark etmediği bir iç mücadelenin içindedir. Biz sonucu görürüz, Allah sebebi bilir. Biz sözü duyarız, Allah niyeti bilir. Biz hatayı görürüz, Allah gözyaşını bilir. Bu gerçeği, asırlardır dile getirilen hikmetli bir öğüt şöyle özetler: “Kardeşinin sözünü ve davranışını, mümkün olduğu sürece hayra yor. Onun hakkında kötü bir zanna götüren bir durum görsen bile, buna iyi bir yorum bulmaya çalış.” Bu yaklaşım, insanın çoğu zaman gördüğü gerçeği değil, görmek istediği şeyi yorumladığını da hatırlatır. Nitekim birçok dostluk yanlış kanaatler nedeniyle sona ermiş, birçok kardeşlik dedikoduların gölgesinde zarar görmüştür. Pek çok insan ise işlemediği hataların yükünü taşımak zorunda kalmıştır. Oysa hayat bize başkaları hakkında hüküm vermek için verilmemiştir. Kimsenin kalbini açıp göremeyiz. Kimsenin kaderini okuyamayız. Kimsenin Allah ile arasındaki bağı ölçemeyiz. Bugün hatalı gördüğümüz bir insan, yarın Allah'ın sevgili kullarından biri olabilir. Bugün örnek gösterilen bir kişi ise yarın nefsine yenik düşebilir. Çünkü insan, tek bir anla değerlendirilemeyecek kadar uzun ve değişken bir yolculuğun sahibidir. Kış mevsiminde yapraksız ve meyvesiz gördüğünüz bir ağacın kuruduğunu düşünebilirsiniz. Oysa bahar geldiğinde aynı ağaç yeniden çiçek açar ve meyve verir. İnsan da böyledir. Zaman zaman hata yapabilir, yorulabilir veya düşebilir. Ancak Allah'ın rahmeti, insanların verdiği hükümlerden çok daha geniştir. Ne yazık ki günümüzde insanlar affetmekten çok yargılamaya, dinlemekten çok konuşmaya, anlamaya çalışmaktan çok suçlamaya yönelmektedir. Özellikle sosyal medya ortamlarında, birkaç cümleyle insanlar hakkında kesin hükümler verilebilmekte, eksik bilgilerle hayatlar olumsuz etkilenebilmektedir. Oysa adalet acele etmez. Merhamet yüksek sesle kendini göstermez. Vicdan ise hüküm vermeden önce durup düşünmeyi gerektirir. Belki de gerçek olgunluk, her şeyi bildiğini düşünmekte değil; bilmediklerinin farkında olabilmektedir. Kur'an-ı Kerim'de de zandan sakınılması öğütlenir: "Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır." (Hucurât, 49/12). Bu ilahi uyarı, insanlar hakkında kesin hükümlere varmadan önce ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatır. Çünkü bazı hesaplar vardır ki onları yalnız Allah sorar. Bazı sırlar vardır ki yalnız Allah bilir. Bazı yaralar vardır ki yalnız Allah görür. Bu nedenle dilimizi daha dikkatli, kalbimizi ise daha merhametli tutmalıyız. Bir başkasının kusurunu dile getirmeden önce kendi eksiklerimizi hatırlamalıyız. Birini yargılamadan önce aynı imtihanla bizim de karşılaşabileceğimizi düşünmeliyiz. Ve unutmamalıyız: İnsanların verdiği hükümler çoğu zaman eksik bilgiye dayanır. Allah'ın adaleti ise ne eksiktir ne de fazladır. Bu dünyada insanlar birbirlerinin hikâyelerini çoğu zaman yalnızca bir kısmıyla bilir. Onun tamamını bilen ise yalnızca Allah'tır. İşte bu nedenle, bazen söylenebilecek en doğru söz şudur: Allah'ın soracağını kullara sorma...
Ekleme Tarihi: 14 Haziran 2026 -Pazar
Mehmet GENÇSOY

Allah'ın Soracağını Kullara Sorma!

Bazı sözler vardır; söylendiği anda değil, insanın derin bir tefekkür anında gerçek anlamını bulur. "Allah'ın soracağını kullara sorma" sözü de bunlardan biridir. Kısa ve sade görünse de, içinde derin bir hikmet ve güçlü bir hayat dersi barındırır.

İnsan, tarih boyunca başkalarının hayatına ilgi duymuştur. Kendi eksiklerini göz ardı ederken başkalarının kusurlarını fark etmeye daha yatkın olmuştur. Kendi hatalarını örtmeye çalışırken başkalarının yanlışlarını konuşmayı tercih etmiştir. Belki de bu nedenle, insanların yargısına maruz kalmak hayatın en ağır yüklerinden biri hâline gelmiştir.

Bu ifade, insanı yargılamaktan tamamen uzak durmak değil; yargılamada ölçüyü ve adaleti hatırlatmaktır.

Oysa bir insanın hikâyesi, dışarıdan görüldüğü kadar basit değildir.

Yoldan geçen birini görürsünüz. Kıyafetine, yürüyüşüne ya da yüzündeki ifadeye bakarak onun hakkında bir kanaat oluşturursunuz. Ancak o kişinin hangi şartlardan geçtiğini, hangi mücadeleleri verdiğini ya da hangi acıları taşıdığını bilemezsiniz. Belki büyük bir kaybın ardından ayakta kalmaya çalışıyordur. Belki ailesiyle ilgili ağır bir sorumluluğun yükünü taşıyordur. Belki de kimsenin fark etmediği bir iç mücadelenin içindedir.

Biz sonucu görürüz, Allah sebebi bilir.

Biz sözü duyarız, Allah niyeti bilir.

Biz hatayı görürüz, Allah gözyaşını bilir.

Bu gerçeği, asırlardır dile getirilen hikmetli bir öğüt şöyle özetler:

“Kardeşinin sözünü ve davranışını, mümkün olduğu sürece hayra yor. Onun hakkında kötü bir zanna götüren bir durum görsen bile, buna iyi bir yorum bulmaya çalış.”

Bu yaklaşım, insanın çoğu zaman gördüğü gerçeği değil, görmek istediği şeyi yorumladığını da hatırlatır.

Nitekim birçok dostluk yanlış kanaatler nedeniyle sona ermiş, birçok kardeşlik dedikoduların gölgesinde zarar görmüştür. Pek çok insan ise işlemediği hataların yükünü taşımak zorunda kalmıştır.

Oysa hayat bize başkaları hakkında hüküm vermek için verilmemiştir.

Kimsenin kalbini açıp göremeyiz.

Kimsenin kaderini okuyamayız.

Kimsenin Allah ile arasındaki bağı ölçemeyiz.

Bugün hatalı gördüğümüz bir insan, yarın Allah'ın sevgili kullarından biri olabilir. Bugün örnek gösterilen bir kişi ise yarın nefsine yenik düşebilir. Çünkü insan, tek bir anla değerlendirilemeyecek kadar uzun ve değişken bir yolculuğun sahibidir.

Kış mevsiminde yapraksız ve meyvesiz gördüğünüz bir ağacın kuruduğunu düşünebilirsiniz. Oysa bahar geldiğinde aynı ağaç yeniden çiçek açar ve meyve verir. İnsan da böyledir. Zaman zaman hata yapabilir, yorulabilir veya düşebilir. Ancak Allah'ın rahmeti, insanların verdiği hükümlerden çok daha geniştir.

Ne yazık ki günümüzde insanlar affetmekten çok yargılamaya, dinlemekten çok konuşmaya, anlamaya çalışmaktan çok suçlamaya yönelmektedir. Özellikle sosyal medya ortamlarında, birkaç cümleyle insanlar hakkında kesin hükümler verilebilmekte, eksik bilgilerle hayatlar olumsuz etkilenebilmektedir.

Oysa adalet acele etmez.

Merhamet yüksek sesle kendini göstermez.

Vicdan ise hüküm vermeden önce durup düşünmeyi gerektirir.

Belki de gerçek olgunluk, her şeyi bildiğini düşünmekte değil; bilmediklerinin farkında olabilmektedir.

Kur'an-ı Kerim'de de zandan sakınılması öğütlenir: "Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır." (Hucurât, 49/12). Bu ilahi uyarı, insanlar hakkında kesin hükümlere varmadan önce ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatır.

Çünkü bazı hesaplar vardır ki onları yalnız Allah sorar.

Bazı sırlar vardır ki yalnız Allah bilir.

Bazı yaralar vardır ki yalnız Allah görür.

Bu nedenle dilimizi daha dikkatli, kalbimizi ise daha merhametli tutmalıyız.

Bir başkasının kusurunu dile getirmeden önce kendi eksiklerimizi hatırlamalıyız.

Birini yargılamadan önce aynı imtihanla bizim de karşılaşabileceğimizi düşünmeliyiz.

Ve unutmamalıyız:

İnsanların verdiği hükümler çoğu zaman eksik bilgiye dayanır.

Allah'ın adaleti ise ne eksiktir ne de fazladır.

Bu dünyada insanlar birbirlerinin hikâyelerini çoğu zaman yalnızca bir kısmıyla bilir.

Onun tamamını bilen ise yalnızca Allah'tır.

İşte bu nedenle, bazen söylenebilecek en doğru söz şudur:

Allah'ın soracağını kullara sorma...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.