Mehmet GENÇSOY
Köşe Yazarı
Mehmet GENÇSOY
 

Eşik...

Biliyorum yorgunsun minik kuş, yatak senin yuvandı. Nereye serilirse yorgan ora senin bağın, bahçen olurdu. Sığındığın o beyaz örtülerin altında koskoca bir ömrü, bir kalbi taşıdın. Korkardın yalnız olmaktan, bir elin eksikliğini duymaktan korkardın oysa en çok da sen yalnızdın bu koca, kalabalık evrende. Küçücük bir dünyaydı sana reva görülen ve sen o küçücük dünyanda, yürekleri kendi cüsselerinden de küçük insanlarla sınandın. Nazik’im... Adı gibi, ruhu gibi nazik olanım. Seni en çok da o inceliğinden, o zarafetinden vurdular. ​Zaman acımasız bir rüzgar gibi esti üzerinden, her şeyi unuttun. Gittiğin yolları, yürüdüğün kaldırım taşlarını, kapısını araladığın o eski evleri unuttun. Zihnin geçmişin yükünü taşımak istemedi belki de, kelimeler bile birer birer silindi dudaklarından. Ama garip bir mukaddesatla, duygularının sende bıraktığı o derin, acı izlere sebep olan hiç kimseyi unutmadın. Kim senin canını yaktıysa, kim seni bu sonsuz yalnızlığa ittiyse, isimleri silinse de sızıları kaldı şuranda. Hakkını vermediler bu dünyada Nazik’im; hakkın olan sevgiyi, hakkın olan vefayı esirgediler senden. Sen o zarif halinle hak aradın çaresizce, sustun, içine feryat ettin de sesini duymadılar. ​O "acı gerçekleri" hiçbir zaman bütünüyle unutamadın aslında. Sadece hayatta kalabilmek, o sızıyı dindirebilmek için ruhunun en kuytu köşesinde uyuttun onları. Üzerlerini örttün, sessizliğe gömdün. Uyutabildiğince geçti belki başının, o hiç dinmeyen şakaklarındaki ağrısı. Ağrıyan aslında başın değil, ömründü... ​Şimdi büyük bir sessizliğin, amansız bir eşiğin kenarındasın. Biliyorum, şimdi her zamankinden daha yorgunsun Nazik’im. O derin, beyaz, mekanik sessizliğin içinden çıkıp yeniden kendi bahçene, o eski günlerine dönebilsen... Söylesene, dayanır mısın yeniden minik kuş? ​Tutunacağın tüm dallar kırık bu saatten sonra, biliyorsun. Bu yalan dünyanın, bu vefasız hayatın insanları taşıyamazlar senin o asil, o ağır yorgunluğunu. Bir bilsen ah, arkanda bıraktığın dünyanın ne kadar çoraklaştığını bir bilsen... Onların sığ dünyası senin bu derin kederini anlamaya yetmez. ​Her şeye rağmen, nefes aldığın bu ince çizgide sadece iyi olmanı diliyorum. Ruhunun huzura ermesini, o yorgun kanatlarının artık dinlenmesini istiyorum. Sana sözüm olsun Nazik’im; sen duymasan da, görmesen de bıraktığın o sessiz bahçede her sabah minik bir kuş bir güle meşk edecek. En güzel namelerle, en içten bağlılıkla duasını fısıldayacak o güle. Senin o naif ruhunu, o güzel adını fısıldayacak gökyüzüne. ​Huzurla uyu kuşum, huzurla uyu Nazik’im... Tarih, bu adaletsiz dünyaya karşı senin o sessiz, o asil ve zarif direnişini hep minnetle hatırlayacak.
Ekleme Tarihi: 24 Mayıs 2026 -Pazar
Mehmet GENÇSOY

Eşik...

Biliyorum yorgunsun minik kuş, yatak senin yuvandı. Nereye serilirse yorgan ora senin bağın, bahçen olurdu. Sığındığın o beyaz örtülerin altında koskoca bir ömrü, bir kalbi taşıdın. Korkardın yalnız olmaktan, bir elin eksikliğini duymaktan korkardın oysa en çok da sen yalnızdın bu koca, kalabalık evrende. Küçücük bir dünyaydı sana reva görülen ve sen o küçücük dünyanda, yürekleri kendi cüsselerinden de küçük insanlarla sınandın. Nazik’im... Adı gibi, ruhu gibi nazik olanım. Seni en çok da o inceliğinden, o zarafetinden vurdular.

​Zaman acımasız bir rüzgar gibi esti üzerinden, her şeyi unuttun. Gittiğin yolları, yürüdüğün kaldırım taşlarını, kapısını araladığın o eski evleri unuttun. Zihnin geçmişin yükünü taşımak istemedi belki de, kelimeler bile birer birer silindi dudaklarından. Ama garip bir mukaddesatla, duygularının sende bıraktığı o derin, acı izlere sebep olan hiç kimseyi unutmadın. Kim senin canını yaktıysa, kim seni bu sonsuz yalnızlığa ittiyse, isimleri silinse de sızıları kaldı şuranda. Hakkını vermediler bu dünyada Nazik’im; hakkın olan sevgiyi, hakkın olan vefayı esirgediler senden. Sen o zarif halinle hak aradın çaresizce, sustun, içine feryat ettin de sesini duymadılar.

​O "acı gerçekleri" hiçbir zaman bütünüyle unutamadın aslında. Sadece hayatta kalabilmek, o sızıyı dindirebilmek için ruhunun en kuytu köşesinde uyuttun onları. Üzerlerini örttün, sessizliğe gömdün. Uyutabildiğince geçti belki başının, o hiç dinmeyen şakaklarındaki ağrısı. Ağrıyan aslında başın değil, ömründü...

​Şimdi büyük bir sessizliğin, amansız bir eşiğin kenarındasın. Biliyorum, şimdi her zamankinden daha yorgunsun Nazik’im. O derin, beyaz, mekanik sessizliğin içinden çıkıp yeniden kendi bahçene, o eski günlerine dönebilsen... Söylesene, dayanır mısın yeniden minik kuş?

​Tutunacağın tüm dallar kırık bu saatten sonra, biliyorsun. Bu yalan dünyanın, bu vefasız hayatın insanları taşıyamazlar senin o asil, o ağır yorgunluğunu. Bir bilsen ah, arkanda bıraktığın dünyanın ne kadar çoraklaştığını bir bilsen... Onların sığ dünyası senin bu derin kederini anlamaya yetmez.

​Her şeye rağmen, nefes aldığın bu ince çizgide sadece iyi olmanı diliyorum. Ruhunun huzura ermesini, o yorgun kanatlarının artık dinlenmesini istiyorum. Sana sözüm olsun Nazik’im; sen duymasan da, görmesen de bıraktığın o sessiz bahçede her sabah minik bir kuş bir güle meşk edecek. En güzel namelerle, en içten bağlılıkla duasını fısıldayacak o güle. Senin o naif ruhunu, o güzel adını fısıldayacak gökyüzüne.

​Huzurla uyu kuşum, huzurla uyu Nazik’im... Tarih, bu adaletsiz dünyaya karşı senin o sessiz, o asil ve zarif direnişini hep minnetle hatırlayacak.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.