Tahir AYDOĞDU
Köşe Yazarı
Tahir AYDOĞDU
 

İSLÂM ve MÜZİK

Allah’ın insanlara bahşettiği duyulardan birisi de işitme duyusudur. İnsan, mûsıkîden ve etrafında duyduğu güzel, âhenkli seslerden haz duyar. Hatta mûsıkîden sadece insanlar değil, hayvanlar, bitkiler ve bütün yaradılmış da etkilenir. Çünkü hayatın temeli hareket ve titreşim, bunun neticesi de ses ve âhenktir. Allah (c.c.) herşeyi bir âhenk üzere yaratmıştır. Yaradılışın, atomik seviyeden galaksiler mertebesine kadar temeli, hareket olduğuna göre, yaradılmışın, neticedeki titreşimlerden, ulvî veya süflî, etkilenmemesi mümkün değildir. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda, su moleküllerine dinletilen çeşitli müzik türlerine, moleküllerin farklı tepkiler verdiği gözlemlenmiştir. İnsan vücudunun büyük bir bölümünün sudan oluştuğu ve hayatın da temelinin su olduğu düşünülürse, insan denen varlığa da bu müziğin, titreşimlerin, nasıl tesir edeceği âşikârdır. Allah (c.c.) insana ve hatta cümle yaradılmışa, Esmâ-yı Hüsnâ’daki “Hâlik”, “Bâri”, “Musavvir”, ism-i şerîflerine mukabil, eser yaratma yeteneği vermiştir. İnsanlık, zuhûrundan itibâren duyduğu seslere ilgi göstermiştir. Peygamberimiz, efendimiz, Hz. Muhammed (S.A.V.)’in bir hadîs-i şerîf’de belirttiği “Kur’ân-ı Kerîm’i güzel sesle süsleyiniz” misâli, seslendirilen bir Kur’ân’ı Kerîm’den hoşlanmamak, etkilenmemek mümkün müdür? Evrende bütün mevcûdâtın çıkardığı sesler de ilginçtir ki nasıl dönen herhangi bir cismin bir titreşimi veya sesinden bahsedilebilirse, güneş sistemimizdeki herhangi bir gezegen, dünya, güneş v.b. diğer her yıldız ve gezegenin, hatta galaksilerin dönerken sebeb olduğu bir titreşim ve sonuçta bir ses ve mûsıkî vardır. Bir çocuk doğduğunda kulağına okunan ezan, insan öldükten sonra okunan salâ ve tekbirler de bir müziktir. Mevlevî zikri, mûsıkî eşliğinde ayakta ve dönerek yapılan bir müzik türüdür. Hatta tarikatlerde mûsıkînin önemli bir yeri vardır. Kâdirîler, Bektâşîler, Rıfâîler, v.b. Peygamberimiz Efendimiz (S.A.V.)'in hadislerinde mûsıkî terimleri yer bulmuştur. Kur'ân-ı Kerîm'de de "unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin/eşeklerin sesidir" buyurularak gerçekte güzel ses övülmüştür. İslâmiyet ve Hz. Peygamber mûsıkîyi asla yasak etmemiş, hadisleriyle bir yol göstermiştir. Hz.Peygamber'in ezan okumak üzere Hz. Bilâl el-Habeşî'yi seçmesinin en önemli sebebi, sesinin güzel olmasıdır. Ahenkli okunan bilimum Kur'ân ve mevlid sesleri, ilâhiler, kaside ve kahramanlık marşları gibi nice sesler vardır ki İslâm bunları zaten teşvik eder. Kur’ân dışındaki diğer üç kitapta (Tevrat, İncil ve Zebur’da) da, kitâbın güzel sesle okunması açıklamaları ve tavsiyeleri de vardır. Müzik hayatın neşesi, rûhu, sevincidir. Hayat, bütünüyle, hareketle varolmuş ve devam ettiğinden, her yerde, duyalım/duymayalım mûsıkî vardır. Dolayısıyla, “inneme’l-â’mâlü bi’n-niyât” (ameller niyetlere göredir) hadîs-i şerifi gereğince, her olguyu mûteber eden/etmeyen bizim niyetimizdir. Gene, ne güzel söylenmiştir ki “mûsıkî aşıkın aşkını, fâsıkın, fıskını artırır”. İlâhi bile dinlerken, başkaları aleyhine düşünmeye sevkediyorsa, sana haramdır. Aksi takdirde dinlediğin müzik sana Allah’ı hatırlatıyorsa, hangi müzik olursa olsun sana helâldir.” Peygamberimiz Medine’ye hicret ederken, halk, O’nu, bir mûsıkî eseriyle karşılamıştır. İslâm tarihinde koro halinde söylenen ilk ilâhi, Hz. Peygamberin karşılandığı ilâhidir. Peygamberimizin doğumunu yâd etmek, ona salât ve selâm getirmek maksadıyla çeşitli dillerde okunan mevlitler vardır ve mevlid edebî bir form olduğu gibi, ülkemizde doğumdan ölüme, düğünden, cenazeye, her olayda okunagelmiştir. Peygamberimiz, zaman zaman güzel sesli hafızları getirir, onlara Kur’ân okuturdu.         Teganni/terennüm ve nağme ile Kur'an okumak veya okunan Kur'an'ı dinlemek insanın dini duygularını harekete geçirir, heyecanlandırır, maneviyatını güçlendirir, gönül dünyasını zenginleştirir. Münacaat, tevhid, na't, mevlid ve ilahilerin nağmeli ve ahenkli bir sesle okunması Müslümanların müzik ilmine yaptığı katkılara ve buldukları/uyguladıkları yeniliklere en güzel örneklerdir. Türkiye de meşhur,Süleyman Çelebi nin, 1409 yılında yazdığı Vesiletü’n-Necât isimli mevlid kitabıdır.        Türk-İslam bilgini ve filozofu Farabi yazmış olduğu “Kitab ül Musiki” adlı eserinde müziği teorik açıdan açıklamış, müzik aletleri hakkında bilgi vermiştir.      Musiki özellikle saray ve tekkelerde, mehterhane çevresinde gelişmesini sürdürmüştür. Bu gelişmelerin merkezini ağırlıklı olarak mevlevihane ve enderun oluşturmuştur. Mevlevi ve diğer tarikat mensupları arasında büyük bestekarlar yetişmiş tasavvuf ekolü mensupları(sufiler) müzikle uğraşmış, kullanmış ve savunmuşlardır. Sufiler, akli ve ruhsal hastalıkların müzik ile tedavi edildiğinden bahsetmişlerdir. Ünlü besteci ve tasavvuf ehli Yesâri Âsım Arsoy ne diyor ? “İlâhi mefhumlarından biri de şüphesiz musikidir. Musiki insanı kemâlâta götürür. Musikiden bu manada nasibini alamayanlar cidden bedbahttırlar. Nitekim tasavvufta : Musiki âşıkın aşkını,fâsıkın fıskını arttırır diye bir izah vardır. Binaenaleyh musiki insanı şeytana değil Allah’a götürmelidir. Büyük Türk İslam Mütefekkiri Erzurumlu İbrahim Hakkı musiki konusunda : MUSİKİ HİKMETE DÂİR FENDİR BİLENE BİLMEYENE RÛŞENDİR NİCE ESRARI VAR İDRÂK EDECEK YÂR GELÛR SİNELERİ ÇÂK EDECEK Sözleri ile mûsikî denen mükemmel lisanın bir sanat olduğunu ifade ediyor ve MARİFETNAMESİ’nde vücudun her organını özelliğine göre işletmenin faydalı olduğunu belirtmiş ; “hançerenin musiki yönünde kullanmakla,kulağın güzel ve hoş sesleri dinlemekle, gözün güzel şeyleri seyretmekle kuvvet kazandığını ve geliştiğini belirtiyor. Yine Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.(1703-1780) musiki konusunda şu sözleri söylemiştir: DİNLE CANDAN KİM NE SÖYLER CENGÛ ÛD ENTE RABBİ,ENTE HASBİ YA VEDÛD KALBİ DOLMUŞLARDA YOK ZEVK U SEMÂ YOKSA ÂLEM DOPDOLUDUR,BU SÜRÛD MUTRİB-İ AŞK’IN DEMİNDEN DEM BE DEM RAKS’A GELMİŞ CÜMLE ZERRÂT-I VÜCUD PES HAKİKAT,ÂŞIK U MÂŞUK ODUR, BİLDİ HAKKİ PERDEDİR ÇEŞMU HUDÛD. Büyük Türk-İslam mütefekkiri Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Kur’an ‘ a karşı duyduğu sonsuz saygı ve sadakatın ve yüce Allah’a olan büyük sevgisinin ifadeleri olan ilahileri Müslümanlar için büyük zevk ve huşu ile okunulan ve dinlenilen büyük feyz alınan birer hazine gibidirler. İnsana çağrı, en güzel insan sesiyle yapılır; Namaza çağrıyı, mûsıkî estetiğini görmezden gelerek icrâ, ezan okumak değil, ezan’a ve İslâm’ın evrenselliğine yapılacak en büyük kötülüktür. Günde beş vakit okunan ezanın her biri farklı makamlarda okunmuştur. Osmanlılar savaşlarda orduyu coşturmak için müziği kullanmışlardır. Askerî mûsikînin dünyadaki ilk örneği Mehter de ilginç özelliklere sahiptir. Ayrıca, câmilerde havuzlar yaptırılarak, ibadet edenlerin psikolojik rahatlamaları, su sesi ile sağlanmıştır. Her ses, müzik değil, ama müzik de sesten başka bir şey değildir. O, her an "Kün"(Ol) u tekrarlar ve biz yaşamaya devam ederiz. Ses, hayâtın başlangıcını ifade eder. İnsan kendi varlığına zarar verecek seslerden kaçınmalıdır. İnsanı rûhen ve bedenen rahatsız eden sesleri dinlemek makbûl olmadığı gibi, rahatlatan, dinlendiren, yüce, ulvî duygular kazandıran, kulluğunu hatırlatan seslerin dinlenmesi de makbûl olacaktır. Dinde mûsıkîye yer olmadığını iddia etmek, mûsıkîye 'günah' demeye kadar ileri gitmek, İslâmî estetiğe ve İslâm'ın insana bakışına ters düşmektedir. Çünkü bu, İslâm'ın direği olan namazın çağrısını, yâni insan sesiyle okunan ezânı bilmeden reddetmektir. Tabii burada, Hz. Peygamber’in hiçbir hâl ve şartta mûsıkîyi yasaklamadığını ve reddetmediğini kuvvetle belirtmek gerekir. Hz. Mevlânâ’nın, Ney'in o esrarlı sesini, kâinâtın sırrını anlatan nağmeler olarak açıklaması da, İslâmiyet ile mûsıkînin ne kadar örtüştüğünün en bâriz delîlidir. Kur’ân da,"O, yerde ne varsa hepsini sizin için yaratmıştır.” buyurmaktadır. Kulağı yaratan ve özelliklerini bilen, hiç onun duyması gerekenleri ölçüsüz, sebepsiz yasaklar mı? Mûsıkî, Hz. Âdem'den beri dînî hayatla içiçedir.                                                                                                Tahir Aydoğdu Kanun Sanatçısı-Koro Şefi Ukasaya Derneği Geçici Yönetim Kurulu Başkanı    
Ekleme Tarihi: 27 Eylül 2026 -Pazar
Tahir AYDOĞDU

İSLÂM ve MÜZİK

Allah’ın insanlara bahşettiği duyulardan birisi de işitme duyusudur. İnsan, mûsıkîden ve etrafında duyduğu güzel, âhenkli seslerden haz duyar. Hatta mûsıkîden sadece insanlar değil, hayvanlar, bitkiler ve bütün yaradılmış da etkilenir. Çünkü hayatın temeli hareket ve titreşim, bunun neticesi de ses ve âhenktir. Allah (c.c.) herşeyi bir âhenk üzere yaratmıştır. Yaradılışın, atomik seviyeden galaksiler mertebesine kadar temeli, hareket olduğuna göre, yaradılmışın, neticedeki titreşimlerden, ulvî veya süflî, etkilenmemesi mümkün değildir. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda, su moleküllerine dinletilen çeşitli müzik türlerine, moleküllerin farklı tepkiler verdiği gözlemlenmiştir. İnsan vücudunun büyük bir bölümünün sudan oluştuğu ve hayatın da temelinin su olduğu düşünülürse, insan denen varlığa da bu müziğin, titreşimlerin, nasıl tesir edeceği âşikârdır.

Allah (c.c.) insana ve hatta cümle yaradılmışa, Esmâ-yı Hüsnâ’daki “Hâlik”, “Bâri”, “Musavvir”, ism-i şerîflerine mukabil, eser yaratma yeteneği vermiştir. İnsanlık, zuhûrundan itibâren duyduğu seslere ilgi göstermiştir. Peygamberimiz, efendimiz, Hz. Muhammed (S.A.V.)’in bir hadîs-i şerîf’de belirttiği “Kur’ân-ı Kerîm’i güzel sesle süsleyiniz” misâli, seslendirilen bir Kur’ân’ı Kerîm’den hoşlanmamak, etkilenmemek mümkün müdür?

Evrende bütün mevcûdâtın çıkardığı sesler de ilginçtir ki nasıl dönen herhangi bir cismin bir titreşimi veya sesinden bahsedilebilirse, güneş sistemimizdeki herhangi bir gezegen, dünya, güneş v.b. diğer her yıldız ve gezegenin, hatta galaksilerin dönerken sebeb olduğu bir titreşim ve sonuçta bir ses ve mûsıkî vardır. Bir çocuk doğduğunda kulağına okunan ezan, insan öldükten sonra okunan salâ ve tekbirler de bir müziktir. Mevlevî zikri, mûsıkî eşliğinde ayakta ve dönerek yapılan bir müzik türüdür. Hatta tarikatlerde mûsıkînin önemli bir yeri vardır. Kâdirîler, Bektâşîler, Rıfâîler, v.b.

Peygamberimiz Efendimiz (S.A.V.)'in hadislerinde mûsıkî terimleri yer bulmuştur. Kur'ân-ı Kerîm'de de "unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin/eşeklerin sesidir" buyurularak gerçekte güzel ses övülmüştür. İslâmiyet ve Hz. Peygamber mûsıkîyi asla yasak etmemiş, hadisleriyle bir yol göstermiştir. Hz.Peygamber'in ezan okumak üzere Hz. Bilâl el-Habeşî'yi seçmesinin en önemli sebebi, sesinin güzel olmasıdır. Ahenkli okunan bilimum Kur'ân ve mevlid sesleri, ilâhiler, kaside ve kahramanlık marşları gibi nice sesler vardır ki İslâm bunları zaten teşvik eder. Kur’ân dışındaki diğer üç kitapta (Tevrat, İncil ve Zebur’da) da, kitâbın güzel sesle okunması açıklamaları ve tavsiyeleri de vardır. Müzik hayatın neşesi, rûhu, sevincidir. Hayat, bütünüyle, hareketle varolmuş ve devam ettiğinden, her yerde, duyalım/duymayalım mûsıkî vardır. Dolayısıyla, “inneme’l-â’mâlü bi’n-niyât” (ameller niyetlere göredir) hadîs-i şerifi gereğince, her olguyu mûteber eden/etmeyen bizim niyetimizdir. Gene, ne güzel söylenmiştir ki “mûsıkî aşıkın aşkını, fâsıkın, fıskını artırır”. İlâhi bile dinlerken, başkaları aleyhine düşünmeye sevkediyorsa, sana haramdır. Aksi takdirde dinlediğin müzik sana Allah’ı hatırlatıyorsa, hangi müzik olursa olsun sana helâldir.”

Peygamberimiz Medine’ye hicret ederken, halk, O’nu, bir mûsıkî eseriyle karşılamıştır. İslâm tarihinde koro halinde söylenen ilk ilâhi, Hz. Peygamberin karşılandığı ilâhidir. Peygamberimizin doğumunu yâd etmek, ona salât ve selâm getirmek maksadıyla çeşitli dillerde okunan mevlitler vardır ve mevlid edebî bir form olduğu gibi, ülkemizde doğumdan ölüme, düğünden, cenazeye, her olayda okunagelmiştir. Peygamberimiz, zaman zaman güzel sesli hafızları getirir, onlara Kur’ân okuturdu.

        Teganni/terennüm ve nağme ile Kur'an okumak veya okunan Kur'an'ı dinlemek insanın dini duygularını harekete geçirir, heyecanlandırır, maneviyatını güçlendirir, gönül dünyasını zenginleştirir. Münacaat, tevhid, na't, mevlid ve ilahilerin nağmeli ve ahenkli bir sesle okunması Müslümanların müzik ilmine yaptığı katkılara ve buldukları/uyguladıkları yeniliklere en güzel örneklerdir. Türkiye de meşhur,Süleyman Çelebi nin, 1409 yılında yazdığı Vesiletü’n-Necât isimli mevlid kitabıdır.

       Türk-İslam bilgini ve filozofu Farabi yazmış olduğu “Kitab ül Musiki” adlı eserinde müziği teorik açıdan açıklamış, müzik aletleri hakkında bilgi vermiştir.

     Musiki özellikle saray ve tekkelerde, mehterhane çevresinde gelişmesini sürdürmüştür. Bu gelişmelerin merkezini ağırlıklı olarak mevlevihane ve enderun oluşturmuştur. Mevlevi ve diğer tarikat mensupları arasında büyük bestekarlar yetişmiş tasavvuf ekolü mensupları(sufiler) müzikle uğraşmış, kullanmış ve savunmuşlardır. Sufiler, akli ve ruhsal hastalıkların müzik ile tedavi edildiğinden bahsetmişlerdir. Ünlü besteci ve tasavvuf ehli Yesâri Âsım Arsoy ne diyor ?

“İlâhi mefhumlarından biri de şüphesiz musikidir. Musiki insanı kemâlâta götürür. Musikiden bu manada nasibini alamayanlar cidden bedbahttırlar. Nitekim tasavvufta : Musiki âşıkın aşkını,fâsıkın fıskını arttırır diye bir izah vardır. Binaenaleyh musiki insanı şeytana değil Allah’a götürmelidir.

Büyük Türk İslam Mütefekkiri Erzurumlu İbrahim Hakkı musiki konusunda :

MUSİKİ HİKMETE DÂİR FENDİR

BİLENE BİLMEYENE RÛŞENDİR

NİCE ESRARI VAR İDRÂK EDECEK

YÂR GELÛR SİNELERİ ÇÂK EDECEK

Sözleri ile mûsikî denen mükemmel lisanın bir sanat olduğunu ifade ediyor ve MARİFETNAMESİ’nde vücudun her organını özelliğine göre işletmenin faydalı olduğunu belirtmiş ; “hançerenin musiki yönünde kullanmakla,kulağın güzel ve hoş sesleri dinlemekle, gözün güzel şeyleri seyretmekle kuvvet kazandığını ve geliştiğini belirtiyor.

Yine Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.(1703-1780) musiki konusunda şu sözleri söylemiştir:

DİNLE CANDAN KİM NE SÖYLER CENGÛ ÛD

ENTE RABBİ,ENTE HASBİ YA VEDÛD

KALBİ DOLMUŞLARDA YOK ZEVK U SEMÂ

YOKSA ÂLEM DOPDOLUDUR,BU SÜRÛD

MUTRİB-İ AŞK’IN DEMİNDEN DEM BE DEM

RAKS’A GELMİŞ CÜMLE ZERRÂT-I VÜCUD

PES HAKİKAT,ÂŞIK U MÂŞUK ODUR,

BİLDİ HAKKİ PERDEDİR ÇEŞMU HUDÛD.

Büyük Türk-İslam mütefekkiri Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Kur’an ‘ a karşı duyduğu sonsuz saygı ve sadakatın ve yüce Allah’a olan büyük sevgisinin ifadeleri olan ilahileri Müslümanlar için büyük zevk ve huşu ile okunulan ve dinlenilen büyük feyz alınan birer hazine gibidirler.

İnsana çağrı, en güzel insan sesiyle yapılır; Namaza çağrıyı, mûsıkî estetiğini görmezden gelerek icrâ, ezan okumak değil, ezan’a ve İslâm’ın evrenselliğine yapılacak en büyük kötülüktür. Günde beş vakit okunan ezanın her biri farklı makamlarda okunmuştur.

Osmanlılar savaşlarda orduyu coşturmak için müziği kullanmışlardır. Askerî mûsikînin dünyadaki ilk örneği Mehter de ilginç özelliklere sahiptir. Ayrıca, câmilerde havuzlar yaptırılarak, ibadet edenlerin psikolojik rahatlamaları, su sesi ile sağlanmıştır. Her ses, müzik değil, ama müzik de sesten başka bir şey değildir. O, her an "Kün"(Ol) u tekrarlar ve biz yaşamaya devam ederiz. Ses, hayâtın başlangıcını ifade eder. İnsan kendi varlığına zarar verecek seslerden kaçınmalıdır. İnsanı rûhen ve bedenen rahatsız eden sesleri dinlemek makbûl olmadığı gibi, rahatlatan, dinlendiren, yüce, ulvî duygular kazandıran, kulluğunu hatırlatan seslerin dinlenmesi de makbûl olacaktır. Dinde mûsıkîye yer olmadığını iddia etmek, mûsıkîye 'günah' demeye kadar ileri gitmek, İslâmî estetiğe ve İslâm'ın insana bakışına ters düşmektedir.

Çünkü bu, İslâm'ın direği olan namazın çağrısını, yâni insan sesiyle okunan ezânı bilmeden reddetmektir. Tabii burada, Hz. Peygamber’in hiçbir hâl ve şartta mûsıkîyi yasaklamadığını ve reddetmediğini kuvvetle belirtmek gerekir. Hz. Mevlânâ’nın, Ney'in o esrarlı sesini, kâinâtın sırrını anlatan nağmeler olarak açıklaması da, İslâmiyet ile mûsıkînin ne kadar örtüştüğünün en bâriz delîlidir. Kur’ân da,"O, yerde ne varsa hepsini sizin için yaratmıştır.” buyurmaktadır. Kulağı yaratan ve özelliklerini bilen, hiç onun duyması gerekenleri ölçüsüz, sebepsiz yasaklar mı? Mûsıkî, Hz. Âdem'den beri dînî hayatla içiçedir.                                                                                               

Tahir Aydoğdu

Kanun Sanatçısı-Koro Şefi

Ukasaya Derneği Geçici Yönetim Kurulu Başkanı

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.