Tahir AYDOĞDU
Köşe Yazarı
Tahir AYDOĞDU
 

Musiki Repertuvarımızdaki Klâsik Eserlerin Önemi

Değerli okuyucular,   Yazımın başlığından anlaşılacağı üzere bugünkü yazımın konusu: “Musiki repertuvarımızdaki klâsik eserler” olacak. Neden klâsik eserler dinlemeliyiz?   Nasıl dinlemeliyiz? Repertuvarımızda nasıl yer almalıdır gibi sorulara cevap aramak olacak.   Dünyanın en şanslı milletlerinin başında geliyoruz. Daha önceki bir yazımda belirttiğim gibi Klâsik Musikimiz, Halk Musikimiz (Folklor), Askerî Musikimiz (Mehter) ve Tasavvuf-Dinî Musikimiz; Türk Musikisi’ni oluşturuyor.   İşte bu oluşumda en önemli yeri tutan unsurlardan birisi de Türk Klâsik Musikisi’dir.   Türk Klâsik Musikisi’ndeki önemli bestecilere baktığımızda gördüğümüz şöyle bir manzara var; kullanılan büyük usûller, makamların geleneksel hâli (Arel-Ezgi-Uzdilek’in listelediği ve anlattığı şekilde değildir!), tercih edilen birbirinden değerli güfteler, musiki zevki ve anlayışı, o zamanki yaşam tarzı şeklinde özetleyebilirim.   Klâsik musikimizin en büyük bestecisi Hammamizâde İsmail Dede Efendi, Zekâi Dede Efendi, Tanburi Ali Efendi, Sultan III. Selim ve diğer büyük bestecilerimize baktığınızda durum yukarıda anlattığım gibidir. Bu besteci örnekleri hâliyle çoğaltılabilir. Gerek Dede Efendi’nin gerekse Zekâi Dede Efendi’nin eserlerinde, keza Sultan III. Selim’in eserlerinde adeta dantel gibi işlenmiş notalar, usûlle birlikte uyum içinde bestelenmiş güfteler, musiki zevki, bestelenmek üzere seçilen güftelerin kalitesi, geçmişten gelen birikimin musiki ile çok başarılı bir şekilde aktarılmasından bahsedebilirim.   Bana bazen soruyorlar, geçmişte mi yaşıyorsun diye! Evet, bu muhteşem eserleri öğrenip seslendirdikten sonra, hocalarımızdan meşk ettikten sonra o döneme gidiyorsunuz, adeta zamanda yolculuk yapıyorsunuz o güzelim eserleri dinledikten sonra! Evet, o dönemi yaşıyor ve yaşatmaya çalışıyorum.   Benim şansım; hem sanatçı bir babanın oğlu olmak hem de TRT Ankara Radyosu gibi ulvî bir mekânda musiki öğrenmek, değerli hocalarla meşk etmek olmuştur ama Ankara Radyosu’nun günümüzde konservatuvar fonksiyonunu devam ettirdiğini söyleyemem ne yazık ki!   Burada Dede Efendi ve Zekâi Dede’nin bazı eserlerinden örnekler vermek istiyorum: Hammamizâde İsmail Dede Efendi’nin Bayatî makamında Hafif usûlündeki bestesi: Bir gonca femin yâresi vardır ciğerimde (kaybettiği evlâdının arkasından bestelemiştir.) ve Acemaşiran Ağır Semaisi: Ey lebleri gonca yüzü gül serv-i bilendim; Zekâi Dede Efendi’nin Ferahnâk Bestesi: Söyletme benim cânım efendim kederim var, Hisarbuselik Yürük Semaisi: Gönlüm hevesi zülf-i siyehkâre düşürdüm.   Tanburi Ali Efendi’nin bestelerinden de örnek vermek isterim: Suz-i dil Beste: Bilmedik yâri ki bizden bu kadar gafil imiş ve aynı makamda Ağır Semâi: Kan-ı yâd-ı lebinle hûn-i dil nûr ettiğim demler.   Örnek vermek istediğim bir bestecimiz de Sultan III. Selim Hân. Günümüzde güzel bir benzetme var Sultan III. Selim ile ilgili:   “Part-time padişah, full-time müzisyen!” (Yani yarı zamanlı padişah, tam zamanlı müzisyen.)   Sultan III. Selim’in eserlerine baktığınızda en dikkati çeken şey, en çok beste yapan padişah olmasıdır. Beste yapmakla kalmamış, besteci ve müzisyenlere büyük destek vermiş, kendi terkib ettiği pek çok makam da vardır.   O’nun dönemi adeta musikimizin en parlak dönemidir. Birkaç eserinden örnek vermek gerekirse:   Sûz-i dilârâ Yürük Semai: Ab-ü tâbi ile bu şeb hâneme cânân geliyor,   Sûz-i dilârâ Ağır Semâi: A gönül cür’a mıyız kar-ı penâh eyleyelim.   Yazılarımı takip edenler hatırlayacaklardır! Musikimizde klasik bir takım nasıl yapılır, içinde hangi formdan eserler içerir gibi sorulara cevap vermiştim. Hatırlatmakta fayda görüyorum. Peşrev ile başlayan (bir hane değil, gerekirse dört hanenin de icra edileceği bir peşrevden bahsediyorum), arkasından 1. Beste, 2. beste, Ağır Semâi, Yürük Semâi ve Saz Semaisi ile biten bir takım. Böylesi düzenlenmiş bir takıma doyum olmaz.   Düşünün bir Tanburi Ali Efendi’yi. Onun bestelemiş olduğu Suz-i dil makamından bir takım icra ettiğinizi. Klâsik dönemin bestecilerinde alışılagelmiş bir uygulamadır bir makamdan klâsik bir takım bestelemek, hatta bazı besteciler terkib etmiş oldukları makamdan da takım bestelemişlerdir.   Tanburi Ali Efendi’nin örneğinde olduğu gibi.   Klâsik eserlerden ve bestecilerimizden bahsettikten sonra neden klâsik eserler dinlemeliyiz sorusuna cevap vereyim.   Klâsik eserlerdeki anlayış, makam anlatımı, usûlün kullanımı, vezin-usûl ilişkisine dikkat çekmek isterim. Bu eserleri dinlediğiniz zaman makam seyrini çok iyi tesbit eder, öğrenirsiniz. Güfteyi araştırıp açıklamaları öğrendiğinizde o zamanki güfte anlayışının ne kadar farklı olduğunu görürsünüz. Usûl, vezinin adeta bir saatin tik takları gibi nasıl düzenli bir şekilde işlediğini müşahade edersiniz. Tâbiri caizse eserle meşk edersiniz.   Eğer Bekir Sıdkı Sezgin, Alâeddin Yavaşça veya Meral Uğurlu gibi önemli solistlerden de dinlerseniz bütün bu bilgileri pekiştirmiş olursunuz.   Nasıl dinlemeliyiz sorusuna gelince: Artık günümüzde araştırıp sorgulamak şartıyla aradığınız pek çok eserin notasına ulaşmak kolay. Karşınızda nota ile birlikte iyi bir icracıdan dinleyerek, büyük usûl de olsa usûlü vurarak takip eder, güftenin anlamını da bilirseniz bütün bu unsurlar sizi eserin bestelendiği döneme götürecek, adeta bir zaman yolculuğu yapacak ve eserin tadına varacaksınız. İşte klâsik bir eser böyle dinlenir.   Daha önceki bir yazımda belirttiğim gibi TRT ve Kültür-Turizm Bakanlığı Devlet Korolarından bahsetmiyorum çünkü onların görevidir zaten klâsik eserlere sahip çıkarak icra etmek!   Bu konu bir başka yazımın konusu olabilir.   Amatör korolarımızın muhakkak genç kuşaklara örnek olması amacıyla klasik eserlerimizi de seslendirmesi gerekir. Hiç olmazsa senede bir yapılacak konserin bir bölümünde klasik bir takımdan örnek verebilir veya Ağır Semâi, Yürük Semâi formlarından örnek eserler de seslendirebilirler. Yoksa sadece son dönem bestecilerinden örnek vermek, gerçek musikiyle ilgilenmek değildir. Musikimiz sadece şarkı formu değildir!   Önemli bir konu da gerek meşk yöntemiyle gerekse nota ile günümüze kadar gelebilmiş klâsik eserlerimizi bundan sonraki kuşaklara doğru ve düzgün aktarmaktır. Bu aktarma hem icra hem de nota ile hatta meşk yöntemi ile de olmalıdır. Kısacası geleneksel yöntem ile günümüz nota sistemini ve teknolojiyi kullanmaktır.   Bu arada en önemli konulardan birisi de elimizdeki icra ve notaları ihtiyacı olan herkesle paylaşmaktır. Bu sayede klasiklerimizi unutmaktan kurtaracağımız gibi daha da çok yaygınlaşmasını sağlayabiliriz.   Yeni bir yazıda birlikte olmak dileğiyle…..   Tahir Aydoğdu Kanun Sanatçısı ve koro şefi
Ekleme Tarihi: 13 Eylül 2026 -Pazar
Tahir AYDOĞDU

Musiki Repertuvarımızdaki Klâsik Eserlerin Önemi

Değerli okuyucular,

 

Yazımın başlığından anlaşılacağı üzere bugünkü yazımın konusu: “Musiki repertuvarımızdaki klâsik eserler” olacak. Neden klâsik eserler dinlemeliyiz?

 

Nasıl dinlemeliyiz? Repertuvarımızda nasıl yer almalıdır gibi sorulara cevap aramak olacak.

 

Dünyanın en şanslı milletlerinin başında geliyoruz. Daha önceki bir yazımda belirttiğim gibi Klâsik Musikimiz, Halk Musikimiz (Folklor), Askerî Musikimiz (Mehter) ve Tasavvuf-Dinî Musikimiz; Türk Musikisi’ni oluşturuyor.

 

İşte bu oluşumda en önemli yeri tutan unsurlardan birisi de Türk Klâsik Musikisi’dir.

 

Türk Klâsik Musikisi’ndeki önemli bestecilere baktığımızda gördüğümüz şöyle bir manzara var; kullanılan büyük usûller, makamların geleneksel hâli (Arel-Ezgi-Uzdilek’in listelediği ve anlattığı şekilde değildir!), tercih edilen birbirinden değerli güfteler, musiki zevki ve anlayışı, o zamanki yaşam tarzı şeklinde özetleyebilirim.

 

Klâsik musikimizin en büyük bestecisi Hammamizâde İsmail Dede Efendi, Zekâi Dede Efendi, Tanburi Ali Efendi, Sultan III. Selim ve diğer büyük bestecilerimize baktığınızda durum yukarıda anlattığım gibidir. Bu besteci örnekleri hâliyle çoğaltılabilir. Gerek Dede Efendi’nin gerekse Zekâi Dede Efendi’nin eserlerinde, keza Sultan III. Selim’in eserlerinde adeta dantel gibi işlenmiş notalar, usûlle birlikte uyum içinde bestelenmiş güfteler, musiki zevki, bestelenmek üzere seçilen güftelerin kalitesi, geçmişten gelen birikimin musiki ile çok başarılı bir şekilde aktarılmasından bahsedebilirim.

 

Bana bazen soruyorlar, geçmişte mi yaşıyorsun diye! Evet, bu muhteşem eserleri öğrenip seslendirdikten sonra, hocalarımızdan meşk ettikten sonra o döneme gidiyorsunuz, adeta zamanda yolculuk yapıyorsunuz o güzelim eserleri dinledikten sonra! Evet, o dönemi yaşıyor ve yaşatmaya çalışıyorum.

 

Benim şansım; hem sanatçı bir babanın oğlu olmak hem de TRT Ankara Radyosu gibi ulvî bir mekânda musiki öğrenmek, değerli hocalarla meşk etmek olmuştur ama Ankara Radyosu’nun günümüzde konservatuvar fonksiyonunu devam ettirdiğini söyleyemem ne yazık ki!

 

Burada Dede Efendi ve Zekâi Dede’nin bazı eserlerinden örnekler vermek istiyorum: Hammamizâde İsmail Dede Efendi’nin Bayatî makamında Hafif usûlündeki bestesi: Bir gonca femin yâresi vardır ciğerimde (kaybettiği evlâdının arkasından bestelemiştir.) ve Acemaşiran Ağır Semaisi: Ey lebleri gonca yüzü gül serv-i bilendim; Zekâi Dede Efendi’nin Ferahnâk Bestesi: Söyletme benim cânım efendim kederim var, Hisarbuselik Yürük Semaisi: Gönlüm hevesi zülf-i siyehkâre düşürdüm.

 

Tanburi Ali Efendi’nin bestelerinden de örnek vermek isterim: Suz-i dil Beste: Bilmedik yâri ki bizden bu kadar gafil imiş ve aynı makamda Ağır Semâi: Kan-ı yâd-ı lebinle hûn-i dil nûr ettiğim demler.

 

Örnek vermek istediğim bir bestecimiz de Sultan III. Selim Hân. Günümüzde güzel bir benzetme var Sultan III. Selim ile ilgili:

 

“Part-time padişah, full-time müzisyen!” (Yani yarı zamanlı padişah, tam zamanlı müzisyen.)

 

Sultan III. Selim’in eserlerine baktığınızda en dikkati çeken şey, en çok beste yapan padişah olmasıdır. Beste yapmakla kalmamış, besteci ve müzisyenlere büyük destek vermiş, kendi terkib ettiği pek çok makam da vardır.

 

O’nun dönemi adeta musikimizin en parlak dönemidir. Birkaç eserinden örnek vermek gerekirse:

 

Sûz-i dilârâ Yürük Semai: Ab-ü tâbi ile bu şeb hâneme cânân geliyor,

 

Sûz-i dilârâ Ağır Semâi: A gönül cür’a mıyız kar-ı penâh eyleyelim.

 

Yazılarımı takip edenler hatırlayacaklardır! Musikimizde klasik bir takım nasıl yapılır, içinde hangi formdan eserler içerir gibi sorulara cevap vermiştim. Hatırlatmakta fayda görüyorum. Peşrev ile başlayan (bir hane değil, gerekirse dört hanenin de icra edileceği bir peşrevden bahsediyorum), arkasından 1. Beste, 2. beste, Ağır Semâi, Yürük Semâi ve Saz Semaisi ile biten bir takım. Böylesi düzenlenmiş bir takıma doyum olmaz.

 

Düşünün bir Tanburi Ali Efendi’yi. Onun bestelemiş olduğu Suz-i dil makamından bir takım icra ettiğinizi. Klâsik dönemin bestecilerinde alışılagelmiş bir uygulamadır bir makamdan klâsik bir takım bestelemek, hatta bazı besteciler terkib etmiş oldukları makamdan da takım bestelemişlerdir.

 

Tanburi Ali Efendi’nin örneğinde olduğu gibi.

 

Klâsik eserlerden ve bestecilerimizden bahsettikten sonra neden klâsik eserler dinlemeliyiz sorusuna cevap vereyim.

 

Klâsik eserlerdeki anlayış, makam anlatımı, usûlün kullanımı, vezin-usûl ilişkisine dikkat çekmek isterim. Bu eserleri dinlediğiniz zaman makam seyrini çok iyi tesbit eder, öğrenirsiniz. Güfteyi araştırıp açıklamaları öğrendiğinizde o zamanki güfte anlayışının ne kadar farklı olduğunu görürsünüz. Usûl, vezinin adeta bir saatin tik takları gibi nasıl düzenli bir şekilde işlediğini müşahade edersiniz. Tâbiri caizse eserle meşk edersiniz.

 

Eğer Bekir Sıdkı Sezgin, Alâeddin Yavaşça veya Meral Uğurlu gibi önemli solistlerden de dinlerseniz bütün bu bilgileri pekiştirmiş olursunuz.

 

Nasıl dinlemeliyiz sorusuna gelince: Artık günümüzde araştırıp sorgulamak şartıyla aradığınız pek çok eserin notasına ulaşmak kolay. Karşınızda nota ile birlikte iyi bir icracıdan dinleyerek, büyük usûl de olsa usûlü vurarak takip eder, güftenin anlamını da bilirseniz bütün bu unsurlar sizi eserin bestelendiği döneme götürecek, adeta bir zaman yolculuğu yapacak ve eserin tadına varacaksınız. İşte klâsik bir eser böyle dinlenir.

 

Daha önceki bir yazımda belirttiğim gibi TRT ve Kültür-Turizm Bakanlığı Devlet Korolarından bahsetmiyorum çünkü onların görevidir zaten klâsik eserlere sahip çıkarak icra etmek!

 

Bu konu bir başka yazımın konusu olabilir.

 

Amatör korolarımızın muhakkak genç kuşaklara örnek olması amacıyla klasik eserlerimizi de seslendirmesi gerekir. Hiç olmazsa senede bir yapılacak konserin bir bölümünde klasik bir takımdan örnek verebilir veya Ağır Semâi, Yürük Semâi formlarından örnek eserler de seslendirebilirler. Yoksa sadece son dönem bestecilerinden örnek vermek, gerçek musikiyle ilgilenmek değildir. Musikimiz sadece şarkı formu değildir!

 

Önemli bir konu da gerek meşk yöntemiyle gerekse nota ile günümüze kadar gelebilmiş klâsik eserlerimizi bundan sonraki kuşaklara doğru ve düzgün aktarmaktır. Bu aktarma hem icra hem de nota ile hatta meşk yöntemi ile de olmalıdır. Kısacası geleneksel yöntem ile günümüz nota sistemini ve teknolojiyi kullanmaktır.

 

Bu arada en önemli konulardan birisi de elimizdeki icra ve notaları ihtiyacı olan herkesle paylaşmaktır. Bu sayede klasiklerimizi unutmaktan kurtaracağımız gibi daha da çok yaygınlaşmasını sağlayabiliriz.

 

Yeni bir yazıda birlikte olmak dileğiyle…..

 

Tahir Aydoğdu

Kanun Sanatçısı ve koro şefi

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.