İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

Herkes Haddini Bilmeli mi?

Geçenlerde bir cümle dikkatimi çekti. “Herkes haddini bilmeli.” Nerede duydum? Kim söyledi? Tam olarak hatırlamıyorum. Ama bu cümle zihnime takıldı. Kendi kendime sormaya başladım. Gerçekten herkes haddini bilmeli mi? Herkes kendisine çizilen sınırlar içinde kalsaydı; dünya bugün bulunduğu noktaya gelebilir miydi? İnsanlar “Bu benim işim değil.” deseydi bilim ilerler miydi? “Ben kimim ki bunu düşüneyim?” deseydi yeni buluşlar yapılabilir miydi? Kaşifler yola çıkar mıydı? İnsan uzaya gidebilir miydi? Denizlerin binlerce metre altında araştırma yapılabilir miydi? Belki de insanlığın gelişimi, bazı insanların kendilerine çizilen sınırları kabul etmemesiyle başladı. Birileri gökyüzüne baktı. Uçmayı hayal etti. O günlerde bu düşünceye gülenler oldu. “İnsan uçamaz.” dediler. Ama birileri haddini aşmayı göze aldı. Birileri dünyanın yuvarlak olduğunu söyledi. Birileri hastalıkların görünmeyen canlılardan kaynaklanabileceğini düşündü. Birileri elektriği anlamaya çalıştı. Birileri aya gitmeyi hayal etti. Onlara da muhtemelen aynı söz söylendi. “Haddini bil.” Fakat onlar durmadı. Sordular. Araştırdılar. Yanıldılar. Yeniden denediler. Sonunda insanlığın sınırlarını genişlettiler. Burada önemli bir ayrım var. Haddini bilmek ile sınırlarını aşmak aynı şey değildir. İnsanın haddini bilmesi, başkasını küçümsememesi anlamına gelebilir. Kibirli olmamak demektir. Yetkisini kötüye kullanmamak demektir. Başkalarının haklarına saygı göstermek demektir. Bilmediği bir konuda kesin konuşmamak demektir. Bu yönüyle haddini bilmek değerlidir. Ancak bu söz bazen başka bir amaçla kullanılıyor. İnsanı susturmak için. Eleştiriyi engellemek, yeni fikirleri bastırmak, haksızlığa itiraz eden kişiyi korkutmak için. Bir çalışan yöneticisine yanlış bir uygulamayı söylediğinde karşısına bu cümle çıkabiliyor. “Sen haddini bil.” Bir genç yeni bir fikir sunduğunda aynı tepkiyle karşılaşabiliyor. “Bunlar seni aşar.” Bir kadın karar süreçlerine katılmak istediğinde önüne görünmez sınırlar konulabiliyor. Bir vatandaş kamu hizmetini eleştirdiğinde sesi kesilmek istenebiliyor. Bir bilim insanı yerleşmiş kabulleri sorguladığında dışlanabiliyor. Bu durumda “haddini bil” sözü bir terbiye çağrısı olmaktan çıkıyor. Bir baskı aracına dönüşüyor. Asıl sorun da burada başlıyor. Çünkü gelişim, soru sormakla başlar. Soru sormayan toplum ilerleyemez. Eleştiriye kapalı kurum gelişemez. Farklı düşünceye tahammül edemeyen yönetici doğru karar veremez. Her sözü itaat olarak anlayan yapı, zamanla kendi hatalarını göremez hâle gelir. Herkes yalnızca kendisine verilen alan içinde konuşursa yanlışları kim söyleyecek? Yetkili kişi hata yaptığında kim uyaracak? Kurallar adaletsizse kim değiştirecek? Gelenekler insan onurunu zedeliyorsa kim itiraz edecek? Tarih boyunca büyük değişimler, sınırları sorgulayan insanlar sayesinde gerçekleşti. Ancak sınırları sorgulamak ile kuralsızlık da aynı şey değildir. İnsan her istediğini yapamaz. Özgürlüğün de bir sınırı vardır. O sınır, başka insanların hakkıdır. İnsan düşüncesinde sınırsız olabilir. Hayallerinde sınır tanımayabilir. Bilimde daha ileri gitmek isteyebilir. Kendi kapasitesini geliştirebilir. Ancak bunu yaparken hukuku çiğneyemez. İnsan onurunu zedeleyemez. Başkalarına zarar veremez. Yetkisini kişisel hesaplaşma aracı olarak kullanamaz. Demek ki asıl mesele haddini bilmek değil. Haddin nerede başladığını ve nerede bittiğini bilmektir. Bilimde sınırları zorlamak gerekir. Sanatta sınırları aşmak gerekir. Düşüncede cesur olmak gerekir. Girişimcilikte risk almak gerekir. Hak aramada kararlı olmak gerekir. Fakat makamda ölçülü olmak gerekir. Yetki kullanırken sorumlu davranmak, insan ilişkilerinde saygılı olmak, eleştirirken hakkaniyetli olmak gerekir. Gücümüzü kullanırken başkasının hukukunu gözetmek gerekir. Bir yöneticinin haddi, kendisine verilen yetkinin sınırıdır. Bir çalışanın haddi, sessizce her şeye katlanmak değildir. Bir vatandaşın haddi, yalnızca seçimden seçime konuşmak değildir. Bir gencin haddi, büyüklerin çizdiği sınırlar içinde yaşamak değildir. Bir bilim insanının haddi, bilinenleri tekrarlamak değildir. Bir toplumun haddi de kendisine biçilen geleceği körü körüne kabul etmek değildir. Belki de çocuklarımıza sürekli “Haddini bil.” demek yerine başka cümleler kurmalıyız. “Saygılı ol.” “Bilmediğini öğren.” “Soru sormaktan korkma.” “Haksızlığa sessiz kalma.” “Yetkini kötüye kullanma.” “Başkalarının hakkına dokunma.” “Hayal kur.” “Çalış.”Dene.” “Yanıl.” “Yeniden başla.” Çünkü insanın gelişmesi için bazen kendisine çizilen sınırın ötesine geçmesi gerekir. Ama bunu yaparken vicdanını, ahlakını ve sorumluluğunu yanında taşımalıdır. Haddimizi başkalarının korkuları belirlememeli. Makam sahiplerinin tahammülsüzlüğü belirlememeli. Toplumun alışkanlıkları belirlememeli. Haddimizi hukuk belirlemeli. Vicdan belirlemeli. İnsan onuru belirlemeli. Bilgi ve sorumluluk belirlemeli. Sonuç olarak herkes haddini bilmeli mi? Evet. Ama bu söz, susmak anlamına gelmemeli. Boyun eğmek anlamına gelmemeli. Düşünmekten vazgeçmek anlamına gelmemeli. İnsan, başkalarının hakkı söz konusu olduğunda haddini bilmelidir. Bilim, sanat, düşünce ve insanlığın geleceği söz konusu olduğunda ise sınırlarını aşmaya cesaret etmelidir. Çünkü dünya, haddini aşan kibirliler yüzünden çok acı çekti. Ama insanlık, kendisine çizilen sınırları aşan cesur insanlar sayesinde ilerledi.
Ekleme Tarihi: 01 Eylül 2026 -Salı
İlhan İŞMAN

Herkes Haddini Bilmeli mi?

Geçenlerde bir cümle dikkatimi çekti. “Herkes haddini bilmeli.” Nerede duydum? Kim söyledi? Tam olarak hatırlamıyorum. Ama bu cümle zihnime takıldı. Kendi kendime sormaya başladım. Gerçekten herkes haddini bilmeli mi? Herkes kendisine çizilen sınırlar içinde kalsaydı; dünya bugün bulunduğu noktaya gelebilir miydi?

İnsanlar “Bu benim işim değil.” deseydi bilim ilerler miydi? “Ben kimim ki bunu düşüneyim?” deseydi yeni buluşlar yapılabilir miydi? Kaşifler yola çıkar mıydı? İnsan uzaya gidebilir miydi? Denizlerin binlerce metre altında araştırma yapılabilir miydi?

Belki de insanlığın gelişimi, bazı insanların kendilerine çizilen sınırları kabul etmemesiyle başladı. Birileri gökyüzüne baktı. Uçmayı hayal etti. O günlerde bu düşünceye gülenler oldu. “İnsan uçamaz.” dediler. Ama birileri haddini aşmayı göze aldı. Birileri dünyanın yuvarlak olduğunu söyledi. Birileri hastalıkların görünmeyen canlılardan kaynaklanabileceğini düşündü. Birileri elektriği anlamaya çalıştı. Birileri aya gitmeyi hayal etti.

Onlara da muhtemelen aynı söz söylendi. “Haddini bil.”

Fakat onlar durmadı. Sordular. Araştırdılar. Yanıldılar. Yeniden denediler. Sonunda insanlığın sınırlarını genişlettiler.

Burada önemli bir ayrım var. Haddini bilmek ile sınırlarını aşmak aynı şey değildir. İnsanın haddini bilmesi, başkasını küçümsememesi anlamına gelebilir. Kibirli olmamak demektir. Yetkisini kötüye kullanmamak demektir. Başkalarının haklarına saygı göstermek demektir. Bilmediği bir konuda kesin konuşmamak demektir.

Bu yönüyle haddini bilmek değerlidir. Ancak bu söz bazen başka bir amaçla kullanılıyor. İnsanı susturmak için. Eleştiriyi engellemek, yeni fikirleri bastırmak, haksızlığa itiraz eden kişiyi korkutmak için.

Bir çalışan yöneticisine yanlış bir uygulamayı söylediğinde karşısına bu cümle çıkabiliyor. “Sen haddini bil.” Bir genç yeni bir fikir sunduğunda aynı tepkiyle karşılaşabiliyor. “Bunlar seni aşar.” Bir kadın karar süreçlerine katılmak istediğinde önüne görünmez sınırlar konulabiliyor. Bir vatandaş kamu hizmetini eleştirdiğinde sesi kesilmek istenebiliyor. Bir bilim insanı yerleşmiş kabulleri sorguladığında dışlanabiliyor.

Bu durumda “haddini bil” sözü bir terbiye çağrısı olmaktan çıkıyor. Bir baskı aracına dönüşüyor. Asıl sorun da burada başlıyor. Çünkü gelişim, soru sormakla başlar. Soru sormayan toplum ilerleyemez. Eleştiriye kapalı kurum gelişemez. Farklı düşünceye tahammül edemeyen yönetici doğru karar veremez. Her sözü itaat olarak anlayan yapı, zamanla kendi hatalarını göremez hâle gelir.

Herkes yalnızca kendisine verilen alan içinde konuşursa yanlışları kim söyleyecek? Yetkili kişi hata yaptığında kim uyaracak? Kurallar adaletsizse kim değiştirecek? Gelenekler insan onurunu zedeliyorsa kim itiraz edecek? Tarih boyunca büyük değişimler, sınırları sorgulayan insanlar sayesinde gerçekleşti. Ancak sınırları sorgulamak ile kuralsızlık da aynı şey değildir.

İnsan her istediğini yapamaz. Özgürlüğün de bir sınırı vardır. O sınır, başka insanların hakkıdır. İnsan düşüncesinde sınırsız olabilir. Hayallerinde sınır tanımayabilir. Bilimde daha ileri gitmek isteyebilir. Kendi kapasitesini geliştirebilir. Ancak bunu yaparken hukuku çiğneyemez. İnsan onurunu zedeleyemez. Başkalarına zarar veremez. Yetkisini kişisel hesaplaşma aracı olarak kullanamaz.

Demek ki asıl mesele haddini bilmek değil. Haddin nerede başladığını ve nerede bittiğini bilmektir. Bilimde sınırları zorlamak gerekir. Sanatta sınırları aşmak gerekir. Düşüncede cesur olmak gerekir. Girişimcilikte risk almak gerekir.

Hak aramada kararlı olmak gerekir. Fakat makamda ölçülü olmak gerekir. Yetki kullanırken sorumlu davranmak, insan ilişkilerinde saygılı olmak, eleştirirken hakkaniyetli olmak gerekir. Gücümüzü kullanırken başkasının hukukunu gözetmek gerekir.

Bir yöneticinin haddi, kendisine verilen yetkinin sınırıdır. Bir çalışanın haddi, sessizce her şeye katlanmak değildir. Bir vatandaşın haddi, yalnızca seçimden seçime konuşmak değildir. Bir gencin haddi, büyüklerin çizdiği sınırlar içinde yaşamak değildir. Bir bilim insanının haddi, bilinenleri tekrarlamak değildir. Bir toplumun haddi de kendisine biçilen geleceği körü körüne kabul etmek değildir.

Belki de çocuklarımıza sürekli “Haddini bil.” demek yerine başka cümleler kurmalıyız.

“Saygılı ol.” “Bilmediğini öğren.” “Soru sormaktan korkma.” “Haksızlığa sessiz kalma.” “Yetkini kötüye kullanma.” “Başkalarının hakkına dokunma.” “Hayal kur.” “Çalış.”Dene.” “Yanıl.” “Yeniden başla.”

Çünkü insanın gelişmesi için bazen kendisine çizilen sınırın ötesine geçmesi gerekir. Ama bunu yaparken vicdanını, ahlakını ve sorumluluğunu yanında taşımalıdır. Haddimizi başkalarının korkuları belirlememeli. Makam sahiplerinin tahammülsüzlüğü belirlememeli. Toplumun alışkanlıkları belirlememeli.

Haddimizi hukuk belirlemeli. Vicdan belirlemeli. İnsan onuru belirlemeli. Bilgi ve sorumluluk belirlemeli.

Sonuç olarak herkes haddini bilmeli mi? Evet.

Ama bu söz, susmak anlamına gelmemeli. Boyun eğmek anlamına gelmemeli. Düşünmekten vazgeçmek anlamına gelmemeli. İnsan, başkalarının hakkı söz konusu olduğunda haddini bilmelidir. Bilim, sanat, düşünce ve insanlığın geleceği söz konusu olduğunda ise sınırlarını aşmaya cesaret etmelidir.

Çünkü dünya, haddini aşan kibirliler yüzünden çok acı çekti. Ama insanlık, kendisine çizilen sınırları aşan cesur insanlar sayesinde ilerledi.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.