Değerli okurlar,
Hayatımızda kiminden sabrı, sadakati, vefayı ve sevgiyi öğrenirken, kiminden de riyayı ve sahteliği öğreniyoruz ve adına da tecrübe diyoruz. Elbette hiçbir insan fazlalık değil ve de "tam olamaz" ama eserlerinde insan ahlakı, devlet yönetimi ve adalet üzerine evrensel öğütler veren İran edebiyatının şair ve düşünürlerinden Sadi Şirazi'nin adeta beşeri ilişkilerin özü diyebileceğimiz "akıllı adam, düşmanından bile bir şeyler öğrenendir; zira o, hatalarını sana gösteren bir aynadır. Dostun ise kusurlarını örtbas ederek seni yanıltabilir" dediği tecrübe öğretisini "siyasi temsiliyet" noktasına taşıdığımızda bunun şahsi bir öğrenimin ötesine geçip gurur meselesine dönüştüğünü de gördükten sonra belki zamanıdır diyerek; insanoğlunun, hayatının her döneminde ve her alanda seçtiklerinin görev yetki ve sorumluluklarının bilincinde olup olmadığını da düşünelim ve konuşalım istedim.
Zira insan, bir asil bir seçmen olarak gelecek kaygısı içinde kıvranırken, seçtiği vekilin kendi yarattığı "bal tutan parmağını yalaması"nın sadece bir adaletsizlik değil aynı zamanda temsil makamına yapılmış bir saygısızlık, bir ihanet olarak görüldüğünü de inkar etmemek gerekir.
Gerçekten günümüzde seçim sistemi; vekili asilden koparıp genel merkezin sadık birer "onay memuru" haline getirmekte ve sandık sadece üç beş yılda bir kurulan adeta rıza! töreni gibidir. Diğer taraftan yürürlükteki hukuk (de lege lata) vekili dokunulmaz bir vasi kılarken, figüranlaşan asilinde geleceğinin anahtarını teslim ettiği vekilin yapıp yapmadıklarına sessiz kalmaması, ideal hukukun da (de lege ferenda) mülkün gerçek sahibi olan bu asile azil hakkını vermesi gerekir.
Mesela vekil adayının ön seçimle belirlendiği ve vaatlerinin de hukuki bir borç sayıldığı bir sistemde; görevini yapmayan vekilin asilin imzasıyla koltuğundan indirilmesi belki bugün için n'olamaz! gibi ama hayal de değildir diye düşünüyorum.
"Halka ve hakka hizmet edenler, kimseden bir şey beklemezler; zira vazifelerini yapmışlardır" diyor Atatürk.
Ya yapmayanlar?
Bakınız, Dünya siyaset tarihinde; asilin vekile verdiği vekaletnamenin bir teslimiyet senedi olmadığını ve kötüye kullanma halinde o azil mührünün kullanılarak her an feshedilebilecek ahlaki ve hukuki bir akit olduğunu tescilleyen örnekler çoktur.
İşte, Kaliforniya’dan Japonya’ya, Kanada’dan Tayvan’a kadar "Ricat" dediğimiz ve siyasi literatürde vekilin halk iradesiyle makamdan geri çektirildiği, azledildiği o örnekler;
-Yıl 1998, Kanada Milletvekili Paul Reitsma, sahte isimle gazetelere kendini öven mektuplar yazdığı ortaya çıkınca, azledilme utancını yaşamamak için istifa etmek zorunda kalmıştır ki, burada sistemin vekilin ahlakını asilin denetimine açtığını görüyoruz.
-Yıl 2003, Kaliforniya'daki enerji krizi ve bütçe açığı nedeniyle halk 1,3 milyon imza toplamış ve Vali Gray Davis görevden alınarak yerine aktör Arnold Schwarzenegger seçilmiştir ki, bu vekilin halkın cebini yakan politikalara karşı bir anlamda asilin yani seçmenin "veto" gücüdür.
-Yıl 2004, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’e karşı uygulanan ricat referandumu, en tepedeki makamın bile asilin sorgulama ve azil hakkına karşı hesap verebilir olduğunu kanıtlamakta...
-Yıl 2011, Michigan'da Senatör Paul Scott, eğitim bütçesine dair verdiği sözlerin tam tersi politikalar izleyince %51 oyla meclisten uzaklaştırılmıştır. Yani "vaatler, asil ile vekil arasında imzalanmış hukuki bir sözleşmedir" deniliyor.
-Yıl 2013, Polonya'nın Elbląg şehri belediye başkanının yüksek vergi ve kibirli yönetimine karşı halk örgütlenerek hem başkanı hem de tüm meclisi görevden düşürmüştür.
-Yıl 2015, Ukrayna'da seçim vaatlerini çiğneyen veya bir yıl boyunca seçmenleriyle toplantı yapmayan yerel vekillerin asil tarafından görevden alınmasının önü açılmıştır. "Vekalet, sandık günü biten değil, her an denetlenen bir görevdir" deniliyor.
-Yıl 2019, İngiltere'de milletvekili Christopher Davies, seçim harcamalarında sahte fatura düzenlediği için seçmenlerin %10’unun imzasıyla görevden düşürülmüştür. Bu, yolsuzluğun bedelinin anında azil olduğunu ortaya koyuyor.
-Yıl 2020, Tayvan'da Kaohsiung Belediye Başkanı Han Kuo-yu seçildikten hemen sonra makamını basamak yaparak Cumhurbaşkanlığına aday olunca, 939 bin seçmenin oyuyla azledilmiştir. İşte kibrin sandıktaki karşılığı bu olmalı...
-Japonya'da halk, her genel seçimde Yüksek Mahkeme hakimlerini de oylama hakkına sahip ve çoğunluk "hayır" derse, adaletin en tepesindeki isimler bile ricat etmek zorundadır. Yani asil, sadece yasayı yapanı değil, uygulayanı da denetlemektedir.
-İsviçre'nin Uri kantonunda uygulanan ve halkın doğrudan meclisi veya hükümeti feshine imkan tanıyan doğrudan demokrasi yöntemlerinden biri olan "Uri Modeli" uyarınca; meclis asilin iradesine aykırı düşerse, toplanan imzalarla tüm parlamento seçime zorlanabilmekte. Yani vekili "vasi" değil, "memur" disiplininde tutan bir yapı kurulmuş...
Peki ne yapılmalıdır?
Asilin sandık günü hatırlanan bir figüran, vekilin ise dokunul(a)maz olduğu çarpık temsiliyet krizlerini aşmanın yolu somut reformlardır;
Mesela, aday sıralaması genel merkezlerin kapalı kapıları ardında değil, o ilin asillerinin katılacağı hakim denetimindeki 'Ön Seçim' ile belirlenebilir.
Ya da bir vekil vaatlerini çiğnediğinde veya halktan koptuğunda, seçmenin en az %25’inin imzasıyla kurulacak bir sandıkla görevden alınabilir.
Meclis çalışmalarına katılımı düşen veya seçim bölgesine uğramayan vekil için "otomatik azil" süreçleri de işletilebilir. Belki dijital şeffaflık sayesinde her asil vekilini anlık olarak takip bile edebilir.
Kısaca halkın, emanetini şahsi ikbaline azık edenlere, seçmeni figüran sayanlara bir sözü olmalı ve vekilliğin bir dokunulmazlık zırhı değil de bir hizmet borcu olduğu hatırlatılmakıdır.
Esasen seçim taahhütlerini yerine getirmeyenlere verilen vekaletin vicdanlarda da feshedildiğine inanıyor ve "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyorsak kullanımı da "süreli" olmamalı ve kötüye kullananı azletme hakkına sahip olunmalıdır.
Gerçekten kibrin sandıkta kırıldığı, vaatlerin mahkemede takip edildiği, kendi vekiline "dur" denilebilen bir ortam sadece seçim yöntemi değil aynı zamanda "Milli Ruhun" adalete olan güven yoludur. Artık demokrasi, sandıktan sandığa hatırlanan bir tören değil bir denetim sürecine evrilmelidir.
Seçmek, vekâletname vermek kolay ama o vekâleti kötüye kullananı azletmek de bir toplumun haysiyet sınavı olmalıdır. Artık, o mühür asilin elinde olsun, liste vesayeti son bulsun ve imtiyazlar millete iade edilsin diyebilmeliyiz.
Bakınız, "Toplum Sözleşmesi" eserinde milli egemenlik ve doğrudan demokrasi fikirlerini geliştiren, halkın iradesinin devredilemez olduğunu savunan Fransız düşünür Jean-Jacques Rousseau'nun dediği gibi "yanlış sonsuz şekle girebilir ama doğru tektir." Bu nedenle, ya emanetin hakkı verilmelidir ya da asilin iradesi karşısında "ricat" edilmelidir.
Belki bugün imkansız görünen 'Ricat' hakkı, yarının mecburi istikametidir. Zira denetlen(e)meyen güç, sahibini kör eder; azledil(e)meyen vekil, kendini efendi zanneder. İhtiyacımız olan seçilenin üzerindeki asalet mührünün tescilidir.
Sadece seçen değil, denetleyen ve azleden "Asiller" olarak bilmeliyiz ki,
Demokrasi sadece bir aritmetik değildir ve hukuk bir 'vasi' dayatıyor da olabilir ancak "Özgürlük Üstüne" adlı eserinde bireyin devlet karşısındaki haklarını savunan, temsilî demokrasinin ancak eğitimli, denetleyen ve katılım gösteren bireylerle ayakta kalabileceğini vurgulayan İngiliz filozof John Stuart Mill’in dediği gibi "bir devletin değeri, onu oluşturan bireylerin değeridir" ve insan hürriyeti, irade ve ahlak üzerine yazdığı eserlerle bilinen Romalı filozof Seneca'nın ifadesiyle de "hiçbir kölelik, gönüllü olandan daha aşağılık ve utanç verici değildir."
Unutulmamalıdır ki,
"Kanunların Ruhu Üzerine" adlı eseriyle modern demokrasinin temel taşı olan "Kuvvetler Ayrılığı" ilkesini geliştiren; gücün yozlaşmasını engellemek için "gücün gücü durdurması" gerektiğini savunan ve temsilî sistemde denetimin hayatiyetini vurgulayan Fransız düşünür ve hukukçu Montesquieu'nun dediği gibi
"insanlar gücü ellerinde tuttuklarında her zaman onu kötüye kullanmaya meyillidir."
O halde;
Asil, hem vicdanen hem de hukuken o 'azil' mührüne de sahip olmalıdır.
Zaten ideal olan da bu değil midir?
Ne dersiniz?

Suat Umutlu 31 Mart 2026
