Türk360 Haber
İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

Adnan Büyükbaş : Ustanın Ardından bir ahde vefa borcu…

Her İnsan bu dünyaya bir hikmet üzere gelir.  Herkesin bir vazifesi, bir izi vardır. Kimi bunu erken fark eder, kimi geç.  Kimi de fark etse bile tamamlayamaz.  Çünkü yol sadece niyetle değil, emekle yürünür.  Başaranlar ise övünerek değil, sonuçla konuşur.  Eser bırakırlar; bir düşünceyi kalıcı kılarlar.  Bir talebeye dokunurlar; bir hayatın yönünü değiştirirler.  Ardından “adı var” diye değil, “faydası var” diye anılırlar.  Asıl kıymet de burada başlar: Kendi hikmetini bulup, onu başkalarının yoluna ışık edecek kadar net ve tutarlı yaşayabilmekte… Usta Adnan Büyükbaş’ta böyle bir insandı. Vefatı ile Kayseri’nin kültür eko-sistemindeki bir “ana damar” sustu.  Adnan Büyükbaş’ın vefatı, sadece bir ismin eksilmesi değil.  Birikimin, emeğin ve üreten bir zihin ve ülkü insanının, yılmaz bir disiplinin ve cesur bir yüreğin sahadan ayrılmasıdır.  Büyükbaş, şehirlerin kolay kolay yetiştiremediği türden bir kişilikti örnek bir profildi. Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olan biri değildi. Hamasi vatan millet nutukları atan ama yaptıkları ve davranışları birbiriyle uyuşmayan kişilerden hiç değildi. Gerçek bir vatanseverdi. Öğretmen. Yazar. Şair. Ressam. Sahneyi bilen bir tiyatro insanı. Ve el emeğini, fikri emeğini gençlerden esirgemeyen, bir ülkü insanıydı. Sanatseverleri aynı masada buluşturan nadir ustalardan biriydi.  Onun hikâyesi “çok yönlülük” diye tek kelimeyle anlatılıp geçilecek bir durum değil. Bu, yıllar boyu süren istikrarlı üretim demek. Süreklilik demek. Kendini tekrar etmeden üretme kapasitesi demek.  İlk deneme kitabı Ebabillerin Kanat Sesleri 1981’de yayımlanıyor. Ardından şiir, hikâye, roman ve tiyatroya uzanan bir güzel sanatlar üretim hattı kuruluyor. Hiç Kimse (2012) ve diğer eserler bu çabanın görünür çıktılarıdır.  Kayseri Kalesi içindeki Sanatçılar Sokağı’ndaki sanat evi ise ayrı bir başlık. Orası bir dükkân değil. Kültür, sanat, edebiyat ve tarih üzerine sohbetlerin yapıldığı bir “açık atölye”, gibiydi.  İnsanların uğrayıp nefes aldığı, sanatın vitrinde değil süreçte görüldüğü bir temas noktasıydı. Büyükbaş’ın ahşap ve rölyef çalışmalarıyla bu alana somut katkı verdiği, tüm Kayserili sanat severlerin de malumudur.  Ahşap yakma sanatına (pyrography) dair anlattıkları da hafife alınacak türden değil.  “Az kişi yapıyor, yaşatmak için sürdürüyorum” diyordu büyük usta.  Bu bir hobi cümlesi değil. Bu, kültürel sürdürülebilirlik cümlesidir.  Bir sanatın “devamlılık planı.” Ve bunu, şehrin gündelik akışı içinde, sessizce taşıyanlardan birisidir Adnan Büyükbaş.  Vefatının ardından düzenlenen cenaze töreni de şunu gösterdi: Büyükbaş, belli bir çevrenin değil, geniş bir paydaş kitlesinin, Kayserinin hocasıydı.  Ailesi, öğrencileri, meslektaşları ve çok sayıda hemşerisi bir aradaydı. Hulusi Akar Camii’nde kılınan cenaze namazı sonrası Asri Mezarlık’ta toprağa verildi.  Bir şehir için en büyük risk, “değer üreten” insanları yaşarken gündelik telaşın içinde görünmez kılmaktır. Sonra bir gün, o insan gidince hepimiz aynı cümleyi kurarız: “Meğer ne büyük birikimmiş.”  Kayseri bugün bunu yeniden hatırladı.  Adnan Büyükbaş’ın geride bıraktığı asıl miras, kitap sayısı ya da sergi adediyle sınırlı değil. Daha stratejik bir miras var.  Dokunduğu öğrenciler.  Diline, fikrine, disiplinine yön verdiği gençler.  Şehrin kültürel hafızasına bıraktığı iz.  Bir öğretmenin en güçlü eseri bazen yazdığı metin değil, yetiştirdiği insandır.  Bugün yapılacak şey belli.  Bir anma metni yazıp üstüne kapanmak değil.  Kurumsal hafızayı diri tutmak.  Atölye kültürünü, yerel sanat sokaklarını, yazı ve düşünce disiplinini “tekil kahramanlar” üzerinden değil, kalıcı mekanizmalar üzerinden sürdürmek.  Çünkü şehirler de kurumlar gibidir.  İyi insan kaynağı giderse süreçler aksar.  Hafıza zayıflarsa kalite düşer. Adnan Hocamıza rahmet. Ailesine ve tüm sevenlerine sabır.  Kayseri’ye de bir görev: Bu üretim çizgisini, bu emeği, bu sesi; bir sonraki kuşağa profesyonel bir hassasiyetle devretmek olmalı. Şehirleri şehir yapan kadim kültürüdür. Bu kültürü de gelecek kuşaklara taşıyan sanatçılarımızdır. Onlar iyi ki varlar… Onlar kolay yetişmiyor… Sanatın ve sanatçılarımızın kıymetini bilelim.  Büyük Usta ruhun şad, mekanın cennet olsun… 
Ekleme Tarihi: 11 Şubat 2026 -Çarşamba
İlhan İŞMAN

Adnan Büyükbaş : Ustanın Ardından bir ahde vefa borcu…

Her İnsan bu dünyaya bir hikmet üzere gelir. 

Herkesin bir vazifesi, bir izi vardır. Kimi bunu erken fark eder, kimi geç. 

Kimi de fark etse bile tamamlayamaz. 

Çünkü yol sadece niyetle değil, emekle yürünür. 

Başaranlar ise övünerek değil, sonuçla konuşur. 

Eser bırakırlar; bir düşünceyi kalıcı kılarlar. 

Bir talebeye dokunurlar; bir hayatın yönünü değiştirirler. 

Ardından “adı var” diye değil, “faydası var” diye anılırlar. 

Asıl kıymet de burada başlar: Kendi hikmetini bulup, onu başkalarının yoluna ışık edecek kadar net ve tutarlı yaşayabilmekte… Usta Adnan Büyükbaş’ta böyle bir insandı.

Vefatı ile Kayseri’nin kültür eko-sistemindeki bir “ana damar” sustu. 

Adnan Büyükbaş’ın vefatı, sadece bir ismin eksilmesi değil. 

Birikimin, emeğin ve üreten bir zihin ve ülkü insanının, yılmaz bir disiplinin ve cesur bir yüreğin sahadan ayrılmasıdır. 

Büyükbaş, şehirlerin kolay kolay yetiştiremediği türden bir kişilikti örnek bir profildi.

Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olan biri değildi. Hamasi vatan millet nutukları atan ama yaptıkları ve davranışları birbiriyle uyuşmayan kişilerden hiç değildi.

Gerçek bir vatanseverdi.

Öğretmen. Yazar. Şair. Ressam. Sahneyi bilen bir tiyatro insanı. Ve el emeğini, fikri emeğini gençlerden esirgemeyen, bir ülkü insanıydı. Sanatseverleri aynı masada buluşturan nadir ustalardan biriydi. 

Onun hikâyesi “çok yönlülük” diye tek kelimeyle anlatılıp geçilecek bir durum değil. Bu, yıllar boyu süren istikrarlı üretim demek. Süreklilik demek. Kendini tekrar etmeden üretme kapasitesi demek. 

İlk deneme kitabı Ebabillerin Kanat Sesleri 1981’de yayımlanıyor. Ardından şiir, hikâye, roman ve tiyatroya uzanan bir güzel sanatlar üretim hattı kuruluyor. Hiç Kimse (2012) ve diğer eserler bu çabanın görünür çıktılarıdır. 

Kayseri Kalesi içindeki Sanatçılar Sokağı’ndaki sanat evi ise ayrı bir başlık. Orası bir dükkân değil. Kültür, sanat, edebiyat ve tarih üzerine sohbetlerin yapıldığı bir “açık atölye”, gibiydi. 

İnsanların uğrayıp nefes aldığı, sanatın vitrinde değil süreçte görüldüğü bir temas noktasıydı. Büyükbaş’ın ahşap ve rölyef çalışmalarıyla bu alana somut katkı verdiği, tüm Kayserili sanat severlerin de malumudur. 

Ahşap yakma sanatına (pyrography) dair anlattıkları da hafife alınacak türden değil. 

“Az kişi yapıyor, yaşatmak için sürdürüyorum” diyordu büyük usta. 

Bu bir hobi cümlesi değil. Bu, kültürel sürdürülebilirlik cümlesidir. 

Bir sanatın “devamlılık planı.” Ve bunu, şehrin gündelik akışı içinde, sessizce taşıyanlardan birisidir Adnan Büyükbaş. 

Vefatının ardından düzenlenen cenaze töreni de şunu gösterdi: Büyükbaş, belli bir çevrenin değil, geniş bir paydaş kitlesinin, Kayserinin hocasıydı. 

Ailesi, öğrencileri, meslektaşları ve çok sayıda hemşerisi bir aradaydı. Hulusi Akar Camii’nde kılınan cenaze namazı sonrası Asri Mezarlık’ta toprağa verildi. 

Bir şehir için en büyük risk, “değer üreten” insanları yaşarken gündelik telaşın içinde görünmez kılmaktır. Sonra bir gün, o insan gidince hepimiz aynı cümleyi kurarız: “Meğer ne büyük birikimmiş.” 

Kayseri bugün bunu yeniden hatırladı. 

Adnan Büyükbaş’ın geride bıraktığı asıl miras, kitap sayısı ya da sergi adediyle sınırlı değil. Daha stratejik bir miras var. 

Dokunduğu öğrenciler. 

Diline, fikrine, disiplinine yön verdiği gençler. 

Şehrin kültürel hafızasına bıraktığı iz. 

Bir öğretmenin en güçlü eseri bazen yazdığı metin değil, yetiştirdiği insandır. 

Bugün yapılacak şey belli. 

Bir anma metni yazıp üstüne kapanmak değil. 

Kurumsal hafızayı diri tutmak. 

Atölye kültürünü, yerel sanat sokaklarını, yazı ve düşünce disiplinini “tekil kahramanlar” üzerinden değil, kalıcı mekanizmalar üzerinden sürdürmek.

 Çünkü şehirler de kurumlar gibidir. 

İyi insan kaynağı giderse süreçler aksar. 

Hafıza zayıflarsa kalite düşer.

Adnan Hocamıza rahmet. Ailesine ve tüm sevenlerine sabır. 

Kayseri’ye de bir görev: Bu üretim çizgisini, bu emeği, bu sesi; bir sonraki kuşağa profesyonel bir hassasiyetle devretmek olmalı.

Şehirleri şehir yapan kadim kültürüdür. Bu kültürü de gelecek kuşaklara taşıyan sanatçılarımızdır. Onlar iyi ki varlar…

Onlar kolay yetişmiyor… Sanatın ve sanatçılarımızın kıymetini bilelim. 

Büyük Usta ruhun şad, mekanın cennet olsun… 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.