1 Mayıs, çalışma hayatına yeniden bakma günüdür.
Bu güne dar bir pencereden bakmak doğru olmaz.
Çünkü çalışma hayatı hepimizi ilgilendirir.
İşçiyi ilgilendirir. İşvereni ilgilendirir.
Kamu yöneticisini ilgilendirir.
Aileleri, gençleri ve emeklileri ilgilendirir.
İnsan, hayatının büyük bir bölümünü çalışarak geçirir.
Bu nedenle iş yeri sadece üretim alanı değildir.
Aynı zamanda insan onurunun sınandığı bir alandır.
İnsanın kendini değerli hissettiği ya da yıprandığı yerdir.
Bugün Türkiye’de 1 Mayıs’ı anlamaya çalışırken önce şu soruyu sormalıyız:
Çalışma hayatımız insana ne kadar değer veriyor?
Bu soru ideolojik bir soru değildir. Bu soru vicdani bir sorudur.
Hukuki bir sorudur. Kurumsal yönetim sorusudur.
Verimlilik sorusudur. Toplumsal barış sorusudur.
Çalışma hayatında ücret önemlidir. İş güvencesi önemlidir.
Sosyal haklar önemlidir. Ancak bunların yanında çok temel bir başlık daha vardır.
O da insan onurudur.
Bir çalışan, iş yerinde aşağılanmamalıdır. Dışlanmamalıdır.
Sürekli baskı altında bırakılmamalıdır. Sözle, davranışla veya sistemli uygulamalarla yıpratılmamalıdır.
Çünkü insan onuru, çalışma hayatının en temel değeridir.
Bugün dünyada çalışma hayatı yeni bir anlayışa doğru ilerliyor.
Bu anlayışın merkezinde güvenli, sağlıklı ve saygılı iş yerleri var.
ILO’nun 190 sayılı Sözleşmesi de bize bu yönde güçlü bir çerçeve sunuyor.
C190’ın mesajı çok açıktır:
Çalışma dünyası şiddetten ve tacizden arındırılmalıdır.
Bu sadece fiziksel şiddet anlamına gelmez. Psikolojik zarar da önemlidir.
Ekonomik baskı da önemlidir. Cinsel taciz de önemlidir.
Tek seferlik davranışlar da dikkate alınmalıdır.
Tekrarlanan davranışlar da dikkate alınmalıdır.
Bu yaklaşım, mobbing ile mücadele açısından son derece değerlidir.
Çünkü mobbing çoğu zaman görünmez ilerler.
Bazen bir sözle başlar.
Bazen görevlerin anlamsızlaştırılmasıyla sürer.
Bazen yalnızlaştırma ile derinleşir.
Bazen de çalışanı işten ayrılmaya zorlayan bir sürece dönüşür.
Bu nedenle kurumların görevi sadece sorun çıktıktan sonra işlem yapmak değildir.
Asıl görev, sorunu doğmadan önlemektir.
Önleyici politika şarttır. Açık prosedür şarttır.
Güvenli başvuru kanalı şarttır. Tarafsız inceleme şarttır.
Yönetici eğitimi şarttır.
Çalışma barışı, kendiliğinden oluşmaz. Emek ister.
Adalet ister. Denge ister. Karşılıklı saygı ister.
İşverenin sürdürülebilir üretim hakkı vardır.
Çalışanın onurlu çalışma hakkı vardır.
Devletin düzenleme ve denetim sorumluluğu vardır.
Sendikaların, meslek örgütlerinin ve sivil toplumun katkısı vardır.
Sosyal diyalog, çalışma hayatının en önemli denge mekanizmalarından biridir.
İşçi, işveren ve kamu otoritesi aynı zeminde konuşabildiğinde sorunlar daha sağlıklı çözülür.
Sosyal diyalog, tarafların birbirini dinlemesini sağlar.
Önyargıları azaltır. Güveni artırır.
Kurumsal kararların daha adil alınmasına katkı sunar.
Mobbing, taciz ve psikolojik şiddet gibi hassas konularda da sosyal diyalog büyük önem taşır.
Çünkü sessiz kalan sorunlar büyür.
Konuşulan, kayıt altına alınan ve çözüm mekanizmasına bağlanan sorunlar ise çalışma barışını güçlendirir.
Bu alanı çatışma diliyle değil, ortak akıl diliyle konuşmalıyız.
Çünkü çalışma hayatında kazananın tek taraf olduğu bir model uzun ömürlü olmaz.
Kalıcı başarı, çalışma barışı ile mümkündür.
Çalışma barışı da adalet duygusu ile güçlenir.
1 Mayıs bize bunu hatırlatmalıdır.
Emeğe; alın terine saygı çalışma ortamını insanileştirmektir.
Emeğe; alın terine saygı, çalışanın sesini duymaktır.
Emeğe; alın terine saygı, yöneticinin gücünü hakkaniyetle kullanmasıdır.
Emeğe; alın terine saygı, iş yerinde kimsenin psikolojik şiddete maruz kalmamasıdır.
Türkiye’nin çalışma hayatında güçlü bir kurumsal kültüre ihtiyacı var.
Bu kültür, korkuya değil güvene dayanmalıdır. Baskıya değil, liyakate dayanmalıdır.
Keyfiliğe değil kurala dayanmalıdır. Sessizliğe değil etkili başvuru mekanizmalarına dayanmalıdır.
1 Mayısı anlamak, sadece geçmişi anmak değildir.
Bugünü doğru okumaktır. Geleceğe daha sağlıklı bir çalışma düzeni bırakmaktır.
1 Mayıs, bu ortak sorumluluğu hatırlatan güçlü bir gündür. Bu günü ideolojik kalıplara sıkıştırmadan da okuyabilmeliyiz.
Çünkü emek, hepimizin ortak değeridir. İnsan onuru da hepimizin ortak sorumluluğudur.


