Bir kürsüden çıkan her söz, kişisel görüş değildir.
Kurumsal duruştur.
Sorumluluktur.
Cumhuriyet’e “100 yıllık narkoz” demek, talihsiz bir benzetme değildir.
Bu, kurucu iradeyi küçümsemektir.
Bu, ortak hafızayı yaralamaktır.
Daha da önemlisi, emekçinin ekmeğini savunma iddiasındaki bir makam için ağır bir temsil zafiyetidir.
Çünkü Cumhuriyet, çalışma hayatında gerileme değil ilerlemedir.
İlk yıllarında hafta tatili düzenlendi.
İş ilişkileri hukuk çerçevesine alındı.
İlk İş Kanunu 1936’da yürürlüğe girdi.
1945’te iş kazaları, meslek hastalıkları ve analık sigortasıyla sosyal güvenliğin kurumsal temeli atıldı.
Sonra haklar anayasal güvenceye kavuştu.
Çalışma hakkı devletin koruma alanına alındı.
Sendika hakkı tanındı.
Toplu iş sözleşmesi hakkı güvence altına alındı.
Başka bir ifadeyle, keyfiyetten kurala geçildi.
Lütuftan hakka geçildi.
Evet, bugün çalışma hayatında sorun çoktur.
Mobbing vardır.
Güvencesizlik vardır.
Gelir kaybı vardır.
Ama çözüm Cumhuriyet’i aşağılamak değildir.
Çözüm, Cumhuriyetin kurduğu hukuk zeminini güçlendirmektir.
Cumhuriyet narkoz değildir.
Cumhuriyet, emekçinin dinlenme hakkıdır.
Sigortasıdır.
Sendikasıdır.
Toplu sözleşme masasıdır.
Kamu hizmetinde kurumsal düzendir.
Bunu küçümseyenler, aslında emeğin tarihini küçümser.
Herkes haddini, hududunu bilmelidir.
Toplu sözleşme masasında oturanlara düşen görev bellidir.
Tarih kavgası çıkarmak değil.
Çalışanın derdine çözüm üretmektir.
Liyakati savunmaktır.
İş güvencesini büyütmektir.
Çalışma barışını korumaktır.
Sosyal Diyaloğu geliştirmektir.
Çalışma barışını, onurlu çalışma hakkını savunmaktır.
Kurucu değerlere laf yetiştirmek kolaydır.
Emekçiye umut olmak zordur.
Asıl sınav da burada başlar
Cumhuriye’te “100 yıllık narkoz” demeden önce,
Çalışanın rızkını, memurun, emeklinin geçimini, hakkını savunmak gerekir
Sorumluluk gerekir, liyakat gerekir, edep gerekir,
Ahlak gerekir, çalışkanlık gerekir, bu yolda bedel ödemiş olmak gerekir
Cumhuriyetin kazanımlarını bilmek gerekir
İşin ilginç yanı bu sınavı veremeyenlerin de karnesi ortadadır.
