Son dönemde çalışma hayatında en çok duyduğumuz yakınmalardan biri şu:
“Bana kendimi anlatma fırsatı verilmedi.”
“Karar önce verilmişti, savunma sonra istendi.”
“Dosya hazırdı, benden sadece imza bekleniyordu.”
Bu şikâyetler yabana atılacak şeyler değil.
Çünkü disiplin süreci, sadece bir idari işlem değildir.
Bir insanın itibarıyla ilgilidir.
Göreviyle ilgilidir.
Ekmeğiyle ilgilidir.
Sorunun özü şudur:
Bazı kurumlarda savunma hakkı, gerçek bir hak gibi değil, evrak tamamlama adımı gibi görülüyor.
Oysa savunma, şeklen alınsın diye istenen bir metin değildir.
Savunma hakkı, adil sürecin temelidir.
Bir kişiye iddia söylenmeden ceza verilmesi doğru değildir.
Ne ile suçlandığını bilmeden savunma istenmesi de doğru değildir.
Süre verilmeden, belge gösterilmeden, baskı altında ifade alınması da doğru değildir.
Bunlar usul meselesi gibi görünür.
Ama aslında adalet meselesidir.
Hukuki zeminde savunma hakkı temel bir güvencedir.
Çalışanın kendisine yöneltilen iddiayı bilmesi gerekir.
Makul süre içinde açıklama yapabilmesi gerekir.
Varsa delil sunabilmesi gerekir.
İddiasını yazılı ve açık biçimde ortaya koyabilmesi gerekir.
Kurum açısından da bu böyledir.
Savunma hakkı sadece çalışanı korumaz.
Kurumun kararını da korur.
Usulüne uygun yürütülmeyen disiplin süreci, sonradan hem hukuki uyuşmazlık üretir hem de kurumsal güveni zedeler.
Savunma hakkı zayıfsa, çalışan şunu düşünür:
“Nasıl olsa karar çoktan verilmiş.”
Bu duygu iş barışını bozar.
Aidiyet duygusunu zedeler.
Çalışanı sessizleştirir.
Kimi zaman da kuruma karşı derin bir güvensizlik üretir.
Kurum açısından maliyet daha büyüktür.
Adil yürütülmeyen süreçler, dava üretir.
Zaman kaybettirir.
Yönetim enerjisini tüketir.
Ekip içinde korku iklimi oluşturur.
Korkunun olduğu yerde verim değil, sessizlik büyür.
Toplum açısından da sonuç hafif değildir.
Çünkü kamuya ya da özel sektöre güven, sadece hizmet kalitesiyle kurulmaz.
Adil süreçlerle kurulur.
Savunma hakkının kâğıt üstünde kalması, hukuk devletinin de zayıflaması demektir.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle, savunma istem yazıları açık olmalı.
İddia net yazılmalı.
Tarih, olay ve dayanak belirtilmeli.
Çalışana makul süre verilmeli.
“Bugün ver, hemen imzala” anlayışı terk edilmeli.
İkinci olarak, savunma hakkı baskı altında kullandırılmamalı.
Çalışan tehdit altında hissetmemeli.
Savunma bir formalite değil, gerçek açıklama imkânı olmalı.
Üçüncü olarak, disiplin süreci kayıtlı ve denetlenebilir yürümeli.
Kim ne zaman ne talep etti, ne cevap verildi, hepsi açık olmalı.
Belirsizlik, adaletin dostu değildir.
Dördüncü olarak, yöneticilere usul eğitimi verilmelidir.
Çünkü bazen kötü niyetten çok kötü yöntem zarar veriyor.
Ama sonuç değişmiyor.
Yanlış usul, doğru kararı bile sakatlar.
Beşinci olarak, çalışan da hakkını bilmeli.
Savunma istem yazısını dikkatle okumalı.
Yazılı cevap vermeli.
Delil sunmalı.
Gerekirse hukuki destek istemeli.
Sessiz kalmak bazen en pahalı tercih olur.
Unutmayalım:
Savunma hakkı zayıfsa, disiplin değil keyfilik güçlenir.
