İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

İşyerinde Onur, Toplumda Barış

Çalışma hayatı aynı zamanda insan onurunun sınandığı bir alandır. Bu nedenle işyerinde şiddet, taciz ve mobbing meselesi, yalnızca çalışanı ilgilendiren dar bir başlık değildir. Bu konu, doğrudan doğruya adalet, verimlilik, kurum kültürü ve sosyal barış meselesidir. Hacettepe Üniversitesi’nde düzenlenen “ILO C190 Perspektifinde Çalışma Hayatında Şiddet ve Tacizle Mücadele Sempozyumu” bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu. Akademi, sendikalar, hukuk çevreleri, kamu kurumları, insan kaynakları profesyonelleri ve sivil toplum aynı noktada buluştu. Çalışma hayatında şiddet ve taciz, bireysel bir sorun değildir. Yapısal bir sorundur. Bu nedenle çözüm de yapısal olmalıdır.  Bugün artık şunu açık biçimde söylemek gerekir: Hiçbir çalışan baskıyı, dışlanmayı, yıldırmayı, şiddeti ya da tacizi işin doğal bir parçası gibi görmek zorunda değildir. İşyerinde huzur tesadüfle kurulmaz. Güvenli çalışma ortamı kendiliğinden oluşmaz. Bunun için açık irade gerekir. Net politika gerekir. Etkili başvuru mekanizması gerekir. En önemlisi de insanı merkeze alan bir kurumsal anlayış gerekir.  Tam da bu noktada ILO C190 ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü bu sözleşme, şiddet ve tacizi sadece tek tek yaşanan olaylar olarak görmez. Bunu kamusal, sosyal ve hukuki sorumluluk alanı içinde ele alır. Başka bir ifadeyle, meseleye sadece mağduriyet olduktan sonra değil, mağduriyet doğmadan önce bakar. Asıl hedef budur. Önlemek. Korumak. İyileştirmek. Çalışma hayatını insan onuruna yakışır hale getirmek.  Türkiye açısından ihtiyaç duyulan şey de tam olarak budur. Parçalı değil, bütüncül bir yaklaşım. Sadece şikâyet alan değil, çözen bir sistem. Sadece yaptırım üreten değil, riskleri önceden gören bir yönetim anlayışı. Sempozyumda ortaya çıkan ortak kanaat de bu yöndedir. Başvuru mekanizmaları güçlenmeli. Misilleme yasağı netleşmeli. Psikososyal risk yönetimi kurumsallaşmalı. İşyeri politikaları kâğıt üzerinde kalmamalı. Toplu iş sözleşmeleri koruyucu hükümler içermeli. Eğitim ve farkındalık süreklilik kazanmalıdır.  Burada “sosyal diyalog” kavramına ayrıca dikkat çekmek gerekir. Çünkü sosyal diyalog, yalnızca toplantı yapmak değildir. Sosyal diyalog, ortak akla saygıdır. Kuruma saygıdır. Sendikaya saygıdır. Sivil topluma saygıdır. Uzmanlığa saygıdır. Farklı görüşlerin aynı masa etrafında ülkenin geleceği için konuşabilmesidir. Küçümseyen dil, sosyal diyaloğu zayıflatır. Dışlayan yaklaşım, çözümü geciktirir. Oysa kalıcı çözüm, ancak herkesin sözüne değer verilen bir iklimde mümkündür.  Sosyal diyalog neden önemlidir? Çünkü çalışma hayatında şiddet ve tacizle mücadele tek bir kurumun taşıyabileceği bir yük değildir. Kamu tek başına yetmez. İşveren tek başına yetmez. Sendika tek başına yetmez. Üniversite tek başına yetmez. Sivil toplum tek başına yetmez. Güçlü sonuç, ancak ortak sorumlulukla alınır. Bu yüzden sosyal taraflar arasında ortak dil kurulması, sadece iyi niyetli bir temenni değil, stratejik bir zorunluluktur.  Meselenin bir de daha geniş boyutu var. Biz işyerlerinde mobbing ile mücadele ederken, dünyanın başka köşelerinde devletlerin devletlere yönelttiği baskıyı, yıldırmayı, psikolojik ve fiziksel şiddeti de görüyoruz. Bazen bu baskı öyle bir noktaya geliyor ki artık buna sadece çatışma demek yetmiyor. İnsan onurunu ayaklar altına alan, sivilleri hedef alan, toplumları sindirmeye çalışan bir makro şiddet düzeni ortaya çıkıyor. Bu da bize aynı hakikati hatırlatıyor: İster işyerinde olsun, ister uluslararası alanda, güç denetlenmediğinde önce adalet zedelenir, sonra insanlık yara alır.  Savaşın kazananı yoktur. Şiddetin meşru galibi yoktur. Mobbingin büyük ya da küçük ölçekte normalleştirilmesi, insanlığın ortak kaybıdır. Bu nedenle işyerinde onuru savunmak ile dünyada barışı savunmak arasında güçlü bir bağ vardır. Aynı vicdan, aynı ilke, aynı sorumluluk. Önümüzde artık açık bir yol haritası vardır. Yazılı politika. Erişilebilir başvuru kanalları. Misillemeye karşı güvence. Standart inceleme süreçleri. Koruyucu toplu iş sözleşmesi hükümleri. Düzenli eğitim. Kırılgan gruplar için özel tedbir. Psikososyal risk yönetimi. İzleme ve raporlama sistemi. Bunlar temenni değil, ihtiyaçtır. Hatta gecikmiş bir ihtiyaçtır.  Artık asıl soru şudur: Bu sorunu konuşmaya devam mı edeceğiz, yoksa çözümü kurumsallaştıracak mıyız? Çünkü güçlü kurum, insanı koruyan kurumdur. Nitelikli çalışma hayatı, onuru güvence altına alan çalışma hayatıdır. Sürdürülebilir verimlilik, korkunun değil güvenin olduğu yerde doğar. İş barışı, sessizlikle değil adaletle kurulur. Bu sempozyum önemli bir eşiği göstermiştir. Şimdi bu eşiği politika ile, mevzuatla, toplu pazarlıkla ve kurumsal uygulamayla ileri taşımak gerekir. Şiddetten, tacizden ve mobbingden arındırılmış bir çalışma hayatı mümkün. Yeter ki ortak aklı küçümsemeyelim. Yeter ki sosyal diyaloğu güçlendirelim. Yeter ki insan onurunu her şeyin üstünde tutalım.  Biz Mobbing ile Mücadele Derneği olarak bu hedefe odaklandık… Misyonumuz, vizyonumuz nettir… Niyetimiz halis, önceliğimiz ülkemize hizmet etmektir.
Ekleme Tarihi: 18 Nisan 2026 -Cumartesi
İlhan İŞMAN

İşyerinde Onur, Toplumda Barış

Çalışma hayatı aynı zamanda insan onurunun sınandığı bir alandır.

Bu nedenle işyerinde şiddet, taciz ve mobbing meselesi, yalnızca çalışanı ilgilendiren dar bir başlık değildir.

Bu konu, doğrudan doğruya adalet, verimlilik, kurum kültürü ve sosyal barış meselesidir.

Hacettepe Üniversitesi’nde düzenlenen “ILO C190 Perspektifinde Çalışma Hayatında Şiddet ve Tacizle Mücadele Sempozyumu” bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu.

Akademi, sendikalar, hukuk çevreleri, kamu kurumları, insan kaynakları profesyonelleri ve sivil toplum aynı noktada buluştu.

Çalışma hayatında şiddet ve taciz, bireysel bir sorun değildir.

Yapısal bir sorundur.

Bu nedenle çözüm de yapısal olmalıdır. 

Bugün artık şunu açık biçimde söylemek gerekir:

Hiçbir çalışan baskıyı, dışlanmayı, yıldırmayı, şiddeti ya da tacizi işin doğal bir parçası gibi görmek zorunda değildir.

İşyerinde huzur tesadüfle kurulmaz.

Güvenli çalışma ortamı kendiliğinden oluşmaz.

Bunun için açık irade gerekir.

Net politika gerekir.

Etkili başvuru mekanizması gerekir.

En önemlisi de insanı merkeze alan bir kurumsal anlayış gerekir. 

Tam da bu noktada ILO C190 ayrı bir önem taşımaktadır.

Çünkü bu sözleşme, şiddet ve tacizi sadece tek tek yaşanan olaylar olarak görmez.

Bunu kamusal, sosyal ve hukuki sorumluluk alanı içinde ele alır.

Başka bir ifadeyle, meseleye sadece mağduriyet olduktan sonra değil, mağduriyet doğmadan önce bakar.

Asıl hedef budur.

Önlemek.

Korumak.

İyileştirmek.

Çalışma hayatını insan onuruna yakışır hale getirmek. 

Türkiye açısından ihtiyaç duyulan şey de tam olarak budur.

Parçalı değil, bütüncül bir yaklaşım.

Sadece şikâyet alan değil, çözen bir sistem.

Sadece yaptırım üreten değil, riskleri önceden gören bir yönetim anlayışı.

Sempozyumda ortaya çıkan ortak kanaat de bu yöndedir.

Başvuru mekanizmaları güçlenmeli.

Misilleme yasağı netleşmeli.

Psikososyal risk yönetimi kurumsallaşmalı.

İşyeri politikaları kâğıt üzerinde kalmamalı.

Toplu iş sözleşmeleri koruyucu hükümler içermeli.

Eğitim ve farkındalık süreklilik kazanmalıdır. 

Burada “sosyal diyalog” kavramına ayrıca dikkat çekmek gerekir.

Çünkü sosyal diyalog, yalnızca toplantı yapmak değildir.

Sosyal diyalog, ortak akla saygıdır.

Kuruma saygıdır.

Sendikaya saygıdır.

Sivil topluma saygıdır.

Uzmanlığa saygıdır.

Farklı görüşlerin aynı masa etrafında ülkenin geleceği için konuşabilmesidir.

Küçümseyen dil, sosyal diyaloğu zayıflatır.

Dışlayan yaklaşım, çözümü geciktirir.

Oysa kalıcı çözüm, ancak herkesin sözüne değer verilen bir iklimde mümkündür. 

Sosyal diyalog neden önemlidir?

Çünkü çalışma hayatında şiddet ve tacizle mücadele tek bir kurumun taşıyabileceği bir yük değildir.

Kamu tek başına yetmez.

İşveren tek başına yetmez.

Sendika tek başına yetmez.

Üniversite tek başına yetmez.

Sivil toplum tek başına yetmez.

Güçlü sonuç, ancak ortak sorumlulukla alınır.

Bu yüzden sosyal taraflar arasında ortak dil kurulması, sadece iyi niyetli bir temenni değil, stratejik bir zorunluluktur. 

Meselenin bir de daha geniş boyutu var.

Biz işyerlerinde mobbing ile mücadele ederken, dünyanın başka köşelerinde devletlerin devletlere yönelttiği baskıyı, yıldırmayı, psikolojik ve fiziksel şiddeti de görüyoruz.

Bazen bu baskı öyle bir noktaya geliyor ki artık buna sadece çatışma demek yetmiyor.

İnsan onurunu ayaklar altına alan, sivilleri hedef alan, toplumları sindirmeye çalışan bir makro şiddet düzeni ortaya çıkıyor.

Bu da bize aynı hakikati hatırlatıyor:

İster işyerinde olsun, ister uluslararası alanda, güç denetlenmediğinde önce adalet zedelenir, sonra insanlık yara alır. 

Savaşın kazananı yoktur.

Şiddetin meşru galibi yoktur.

Mobbingin büyük ya da küçük ölçekte normalleştirilmesi, insanlığın ortak kaybıdır.

Bu nedenle işyerinde onuru savunmak ile dünyada barışı savunmak arasında güçlü bir bağ vardır.

Aynı vicdan, aynı ilke, aynı sorumluluk.

Önümüzde artık açık bir yol haritası vardır.

Yazılı politika.

Erişilebilir başvuru kanalları.

Misillemeye karşı güvence.

Standart inceleme süreçleri.

Koruyucu toplu iş sözleşmesi hükümleri.

Düzenli eğitim.

Kırılgan gruplar için özel tedbir.

Psikososyal risk yönetimi.

İzleme ve raporlama sistemi.

Bunlar temenni değil, ihtiyaçtır.

Hatta gecikmiş bir ihtiyaçtır. 

Artık asıl soru şudur:

Bu sorunu konuşmaya devam mı edeceğiz, yoksa çözümü kurumsallaştıracak mıyız?

Çünkü güçlü kurum, insanı koruyan kurumdur.

Nitelikli çalışma hayatı, onuru güvence altına alan çalışma hayatıdır.

Sürdürülebilir verimlilik, korkunun değil güvenin olduğu yerde doğar.

İş barışı, sessizlikle değil adaletle kurulur.

Bu sempozyum önemli bir eşiği göstermiştir.

Şimdi bu eşiği politika ile, mevzuatla, toplu pazarlıkla ve kurumsal uygulamayla ileri taşımak gerekir.

Şiddetten, tacizden ve mobbingden arındırılmış bir çalışma hayatı mümkün.

Yeter ki ortak aklı küçümsemeyelim.

Yeter ki sosyal diyaloğu güçlendirelim.

Yeter ki insan onurunu her şeyin üstünde tutalım. 

Biz Mobbing ile Mücadele Derneği olarak bu hedefe odaklandık…

Misyonumuz, vizyonumuz nettir…

Niyetimiz halis, önceliğimiz ülkemize hizmet etmektir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.