Türk dünyası, yalnızca coğrafi bir alan değildir.
Aynı tarihin, aynı kültürün ve ortak hafızanın büyük buluşma noktasıdır.
Bugün Adriyatik’ten Orta Asya’ya uzanan geniş bir gönül coğrafyasından söz ediyoruz.
Bu coğrafya; dilde, kültürde ve tarihte birbirine bağlı milyonlarca insanı kapsıyor.
Türkiye için Türk dünyası sadece dış politika başlığı değildir.
Aynı zamanda stratejik derinliğin kültürel alanıdır.
Çünkü milletler sadece sınırlarla güçlü olmaz.
Kültürel bağlarla da güç kazanır.
Ortak dil, ortak tarih ve ortak değerler toplumları birbirine yakınlaştırır.
Bu bağlar ekonomik ilişkilerden daha uzun ömürlüdür.
Çünkü kültür, milletlerin hafızasıdır.
Son yıllarda Türk devletleri arasındaki ilişkiler dikkat çekici şekilde gelişiyor.
Eğitimden ticarete, enerjiden savunma sanayine kadar birçok alanda iş birliği artıyor.
Bu gelişmeler, geleceğe dair önemli fırsatlar sunuyor.
Ancak en büyük güç kültürel birlikteliktir.
Birbirini tanıyan toplumlar daha kolay dayanışma kurar.
Ortak kültür ise güven duygusunu büyütür.
Bugün Türk dünyasının önünde yeni bir dönem bulunuyor.
Bu dönemde akılcı politikalar kadar kültürel yakınlaşma da önem taşıyor.
Çünkü güçlü gelecekler yalnızca ekonomik yatırımlarla kurulmaz.
Ortak kimlik bilinciyle de inşa edilir.
Türkiye’nin tarihî birikimi ve devlet tecrübesi bu süreçte önemli bir merkezdir.
Türk dünyası ise bu büyük yürüyüşün doğal paydaşıdır.
Geleceğin güçlü dünyasında söz sahibi olmak isteyen toplumlar, önce kendi kültürel köklerine sahip çıkmalıdır.
Türk dünyası gerçeği de tam olarak bunu hatırlatmaktadır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü ise bugün hâlâ yol gösterici niteliğini korumaktadır:
“Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur. Komşumuzdur. Müttefikimizdir. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. O zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız.”

