Çalışma hayatında şiddet ve taciz yeni bir sorun değil.
Yıllardır var.
Yıllardır konuşuluyor.
Ama çoğu zaman eksik konuşuluyor.
Sorun bazen sadece mobbing diye anılıyor.
Bazen sadece cinsel taciz başlığına indirgeniyor.
Bazen de birkaç bireysel olaydan ibaretmiş gibi gösteriliyor.
Oysa gerçek çok daha büyük.
Ve çok daha derin.
ILO’nun 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi tam da bu yüzden önemlidir.
Çünkü bu sözleşme, çalışma hayatındaki şiddet ve tacizi ilk kez tek bir bağlayıcı uluslararası metinde topluyor.
Sorunu daraltmıyor.
Geniş çerçeveden bakıyor.
İşyeri içindeki baskıyı da görüyor.
İşyeri dışına taşan etkileri de görüyor.
Kadınları etkileyen boyutu da görüyor.
Kırılgan çalışanları da görüyor.
Akademi dünyası da büyük ölçüde bu noktada buluşuyor.
Yapılan akademik çalışmalar bize aynı şeyi söylüyor.
C190 sıradan bir metin değil.
Bir dönüm noktası.
Gecikmiş ama önemli bir standart.
Çünkü bu sözleşme, sadece yeni bir hukuk metni değil.
Aynı zamanda yeni bir bakış açısıdır.
Şunu söylüyor:
Şiddet ve taciz, çalışma hayatının kenarında duran bir konu değildir.
Tam merkezindedir.
Bu çok önemli bir tespittir.
Çünkü yıllardır işyerindeki pek çok sorun “kişisel mesele” diye geçiştirildi.
“Aralarında olmuş” dendi.
“Yönetici sertmiş” dendi.
“İşin doğasında var” dendi.
“Biraz sabret” dendi.
Böylece sorun kurumsal olmaktan çıkarıldı.
Bireysel alana itildi.
Sonra da görünmez hale getirildi.
Oysa akademik çalışmalar bize başka bir şey söylüyor.
Şiddet ve taciz, yalnızca bireysel kötü davranış değildir.
Aynı zamanda güç ilişkisidir.
Eşitsizliktir.
Korumasızlıktır.
Sessizliğe zorlanmadır.
Bazı çalışanların daha kolay hedef haline gelmesidir.
Bu nedenle C190’ın en güçlü yanı, meseleyi sadece “taciz var mı yok mu” sorusuna hapsetmemesidir.
Daha geniş bir rejimi işaret etmesidir.
Fiziksel şiddeti de kapsar.
Psikolojik baskıyı da kapsar.
Cinsel tacizi de kapsar.
Toplumsal cinsiyet temelli şiddeti de kapsar.
Misillemeyi de görür.
Güvencesizliği de görür.
Ev içi şiddetin işe yansıyan sonuçlarını bile görür.
İşte akademi dünyası tam burada güçlü bir ortak kanaat üretiyor.
Sorun parçalı değil.
Bütünlüklü.
O halde çözüm de parçalı olamaz.
Bütünlüklü olmak zorundadır.
Ancak burada çok önemli bir uyarı da var.
Akademik literatür bize sadece sözleşmeyi övmüyor.
Aynı zamanda sınırı da gösteriyor.
Diyor ki:
Metin güçlü olabilir.
Ama asıl sınav uygulamadır.
Bu cümle çok değerlidir.
Çünkü çoğu zaman bir sözleşmenin kabul edilmesiyle her şeyin çözüleceği sanılır.
Oysa öyle olmaz.
Kağıt üzerindeki güç, kendiliğinden sahaya inmez.
İmzalamak tek başına yetmez.
İç hukuk uyumu gerekir.
Denetim gerekir.
Eğitim gerekir.
Toplu pazarlık gerekir.
Veri gerekir.
Güvenli başvuru kanalları gerekir.
Kurumsal sahiplenme gerekir.
Yani “bir eğitim verelim, bir afiş asalım, mesele kapansın” dönemi bitmelidir.
Akademi buna ikna olmuş değil.
Biz de olmamalıyız.
Özellikle Türkiye açısından bu tespit daha da önemlidir.
Çünkü ülkemizde şiddet ve taciz çoğu zaman sadece mobbing olarak algılanıyor.
Ekonomik şiddet daha az konuşuluyor.
Cinsel taciz daha az görünür oluyor.
Hukuki farkındalık ise çoğu zaman sınırlı kalıyor.
Bu da bize şunu gösteriyor:
Sorun sadece norm eksikliği değil.
Aynı zamanda bilgi eksikliği.
Kurumsal refleks eksikliği.
Uygulama eksikliği.
Bir başka önemli nokta da toplumsal cinsiyet meselesidir.
C190, toplumsal cinsiyet körü bir metin değildir.
Tam tersine bu boyutu görünür kılar.
Bu çok kıymetlidir.
Çünkü çalışma hayatında şiddet ve taciz herkesi etkileyebilir.
Ama herkesi aynı biçimde etkilemez.
Kadınlar daha ağır bedel ödeyebilir.
Güvencesiz çalışanlar daha korumasız kalabilir.
Göçmenler, gençler, stajyerler ve düşük ücretli çalışanlar daha kolay hedef olabilir.
Adalet tam da burada başlar.
Kimlerin daha kırılgan olduğunu görmekle başlar.
Mobbing ile Mücadele Derneği Başkanı olarak açıkça söylemek isterim:
C190 artık yalnızca bir hukuk tartışması değildir.
Aynı zamanda bir çalışma hayatı standardıdır.
Aynı zamanda bir insan onuru meselesidir.
Aynı zamanda bir kurumsal sorumluluk testidir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yalnızca “iyi niyet” değildir.
Açık iradedir.
Somut adımdır.
Ölçülebilir uygulamadır.
Artık şu gerçeği kabul etmeliyiz:
Şiddet ve taciz, işin doğal parçası değildir.
Yöneticilik tarzı değildir.
Kurumsal kültür değildir.
Performans baskısının yan ürünü değildir.
Açık bir hak ihlalidir.
Akademi dünyası bize yol gösteriyor.
Metnin önemini anlatıyor.
Eksikleri gösteriyor.
Uygulamanın şart olduğunu söylüyor.
Şimdi sıra karar vericilerde.
Sıra kurumlarda.
Sıra işverenlerde.
Sıra sendikalarda.
Sıra hepimizde.
C190 önemlidir.
C190 gereklidir.
Ama tek başına yeterli değildir.
Gerçek değişim, onun ruhunu çalışma hayatının içine taşımakla mümkündür.
Asıl mesele budur.
Ve artık ertelenmemelidir.
