İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

Bir Çocuk Hafızasında 20 Temmuz

20 Temmuz 1974. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın başladığı tarih. Ben 1964 doğumluyum. O günlerde on yaşındaydım. Yaşananların siyasi ve tarihî anlamını kavrayacak yaşta değildim. Garantörlük nedir, bilmiyordum. Uluslararası antlaşmaları bilmiyordum. Kıbrıs’ta Türklerin hangi acıları yaşadığını da bütün yönleriyle anlayamıyordum. Ancak evlerdeki kaygıyı hissediyordum. Büyüklerin konuşmalarındaki ciddiyeti görüyordum. Radyodan gelen haberleri dinliyordum. Televizyonun henüz her eve girmediği yıllardı. Haberlerin en önemli kaynağı radyoydu. Aileler radyonun başında toplanırdı. Her yeni haber dikkatle dinlenirdi. Cümleler kısa olurdu. Yüzler ciddi olurdu. Dualar sessizce edilirdi. O günlerde karartma uygulamaları da çocukluk hafızamda yer etti. Akşam olduğunda ışıkların dışarıya sızmaması istenirdi. Pencereler kapatılırdı. Perdeler dikkatle çekilirdi. Sokaklar normalden daha karanlık görünürdü. Bir çocuk için karanlık, bilinmeyen demekti. Neden ışıkları kapattığımızı tam olarak anlayamıyordum. Ancak önemli ve tehlikeli bir şeylerin yaşandığını hissediyordum. Savaşın ne olduğunu bilmiyordum. Fakat savaş ihtimalinin insanlarda oluşturduğu endişeyi görüyordum. Büyüklerin yüzlerinde hem kaygı hem de kararlılık vardı. Bir taraftan askerlerimiz için dua ediliyordu. Diğer taraftan Kıbrıs Türklerinin kurtarılması gerektiği söyleniyordu. Biz çocuklar oyunlarımızı oynuyorduk. Fakat gündelik hayatın üzerinde görünmeyen bir ağırlık vardı. Gökyüzüne daha dikkatli bakıyorduk. Uçak sesi duyduğumuzda merak ediyorduk. Radyoda askerî marşlar çaldığında heyecanlanıyorduk. Türk askerinin Kıbrıs’a çıktığı haberi yayıldığında evlerde farklı bir hava oluştu. İnsanların gözlerinde umut vardı. Millet olarak bir araya gelmenin gücü hissediliyordu. Yıllar geçti. Ben büyüdüm. Tarihi, siyaseti ve uluslararası ilişkileri daha iyi anlamaya başladım. O gün anlamlandıramadığım karartmaların, kaygıların ve duaların ne ifade ettiğini daha sonra kavradım. 20 Temmuz 1974, sadece bir askerî harekât değildi. Kıbrıs Türk halkının var olma mücadelesiydi. Can güvenliğinin sağlanmasıydı. Bir toplumun yok edilme tehdidine karşı korunmasıydı. Türkiye, uluslararası antlaşmalardan doğan garantörlük hakkını kullandı. Türk Silahlı Kuvvetleri adaya çıktı. Kıbrıs Türk halkının yalnız olmadığı bütün dünyaya gösterildi. Harekâtın adı da anlamlıydı. Barış Harekâtı. Çünkü amaç savaş çıkarmak değildi. Amaç, devam eden zulmü durdurmaktı. Amaç, güvenliği sağlamaktı. Amaç, Kıbrıs Türklerinin kendi topraklarında özgürce yaşayabilmesiydi. Bu tarihî mücadelenin en önemli isimlerinden biri de hiç şüphesiz Rauf Raif Denktaş’tı. Denktaş, sadece bir siyasetçi değildi. O, bir dava adamıydı. Hayatını Kıbrıs Türk halkının özgürlüğüne ve egemenliğine adadı. Baskılara boyun eğmedi. Tehditlerden korkmadı. Kıbrıs Türklerinin azınlık olmadığını her platformda savundu. Onların ayrı bir halk olduğunu söyledi. Egemenlikten vazgeçilemeyeceğini vurguladı. Türkiye ile Kıbrıs Türkleri arasındaki bağın sıradan bir siyasi ilişki olmadığını biliyordu. Bu bağ tarihten geliyordu. Bu bağ ortak kültürden geliyordu. Bu bağ şehitlerin kanıyla kurulmuştu. Rauf Denktaş’ın mücadelesi kolay olmadı. Yalnız bırakıldığı zamanlar oldu. Eleştirildiği dönemler oldu. Ancak o, inandığı davadan geri adım atmadı. Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti varsa, bu sonuçta Denktaş’ın kararlı mücadelesinin büyük payı vardır. Bugün 20 Temmuz’a baktığımda çocukluk günlerimi hatırlıyorum. Karanlık sokakları hatırlıyorum. Sıkıca kapatılan perdeleri hatırlıyorum. Radyonun başında bekleyen insanları hatırlıyorum. Büyüklerimizin sessiz dualarını hatırlıyorum. O günlerde yaşananların anlamını tam olarak kavrayamıyordum. Fakat millet olmanın ne demek olduğunu hissediyordum. Birlik olmanın önemini hissediyordum. Vatanın, bağımsızlığın ve özgürlüğün kolay kazanılmadığını zamanla öğrendim. Barışın da kendiliğinden oluşmadığını gördüm. Barış, bazen güçlü bir irade ister. Kararlılık ister. Fedakârlık ister. Bedel ödemeyi göze almayı ister. 20 Temmuz, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için sıradan bir tarih değildir. Bu tarih, Kıbrıs Türk halkının özgürlük günüdür. Bu tarih, Türk milletinin kardeşini yalnız bırakmadığı gündür. Bu tarih, Mehmetçiğin barış ve güvenlik için adaya ayak bastığı gündür. Aradan 52 yıl geçti. Ancak 20 Temmuz’un anlamı azalmadı. Aksine, bölgemizde yaşanan gelişmeler bu tarihî adımın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bugün bize düşen görev açıktır. Kıbrıs Türk halkının egemenlik haklarını savunmak. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında durmak. Şehitlerimizin emanetine sahip çıkmak. Gazilerimizin fedakârlığını unutmamak. Rauf Denktaş’ın mücadelesini yeni nesillere anlatmak. Çünkü hafızasını kaybeden milletler, geleceklerini de kaybeder. 20 Temmuz’u unutmamalıyız. Unutturmamalıyız. Çocuklarımıza ve gençlerimize anlatmalıyız. Bu vesileyle Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümünü ve 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı kutluyorum. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Raif Denktaş’ı rahmet, saygı ve minnetle anıyorum. Aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Kıbrıs Türk halkına barış, huzur ve güven içinde nice yıllar diliyorum.
Ekleme Tarihi: 20 Temmuz 2026 -Pazartesi
İlhan İŞMAN

Bir Çocuk Hafızasında 20 Temmuz

20 Temmuz 1974. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın başladığı tarih.

Ben 1964 doğumluyum. O günlerde on yaşındaydım. Yaşananların siyasi ve tarihî anlamını kavrayacak yaşta değildim.

Garantörlük nedir, bilmiyordum. Uluslararası antlaşmaları bilmiyordum.

Kıbrıs’ta Türklerin hangi acıları yaşadığını da bütün yönleriyle anlayamıyordum. Ancak evlerdeki kaygıyı hissediyordum.

Büyüklerin konuşmalarındaki ciddiyeti görüyordum. Radyodan gelen haberleri dinliyordum.

Televizyonun henüz her eve girmediği yıllardı. Haberlerin en önemli kaynağı radyoydu. Aileler radyonun başında toplanırdı. Her yeni haber dikkatle dinlenirdi.

Cümleler kısa olurdu. Yüzler ciddi olurdu. Dualar sessizce edilirdi.

O günlerde karartma uygulamaları da çocukluk hafızamda yer etti.

Akşam olduğunda ışıkların dışarıya sızmaması istenirdi. Pencereler kapatılırdı. Perdeler dikkatle çekilirdi.

Sokaklar normalden daha karanlık görünürdü. Bir çocuk için karanlık, bilinmeyen demekti.

Neden ışıkları kapattığımızı tam olarak anlayamıyordum. Ancak önemli ve tehlikeli bir şeylerin yaşandığını hissediyordum. Savaşın ne olduğunu bilmiyordum.

Fakat savaş ihtimalinin insanlarda oluşturduğu endişeyi görüyordum. Büyüklerin yüzlerinde hem kaygı hem de kararlılık vardı. Bir taraftan askerlerimiz için dua ediliyordu.

Diğer taraftan Kıbrıs Türklerinin kurtarılması gerektiği söyleniyordu.

Biz çocuklar oyunlarımızı oynuyorduk. Fakat gündelik hayatın üzerinde görünmeyen bir ağırlık vardı. Gökyüzüne daha dikkatli bakıyorduk. Uçak sesi duyduğumuzda merak ediyorduk. Radyoda askerî marşlar çaldığında heyecanlanıyorduk.

Türk askerinin Kıbrıs’a çıktığı haberi yayıldığında evlerde farklı bir hava oluştu.

İnsanların gözlerinde umut vardı. Millet olarak bir araya gelmenin gücü hissediliyordu.

Yıllar geçti. Ben büyüdüm. Tarihi, siyaseti ve uluslararası ilişkileri daha iyi anlamaya başladım.

O gün anlamlandıramadığım karartmaların, kaygıların ve duaların ne ifade ettiğini daha sonra kavradım. 20 Temmuz 1974, sadece bir askerî harekât değildi.

Kıbrıs Türk halkının var olma mücadelesiydi. Can güvenliğinin sağlanmasıydı. Bir toplumun yok edilme tehdidine karşı korunmasıydı.

Türkiye, uluslararası antlaşmalardan doğan garantörlük hakkını kullandı. Türk Silahlı Kuvvetleri adaya çıktı. Kıbrıs Türk halkının yalnız olmadığı bütün dünyaya gösterildi.

Harekâtın adı da anlamlıydı. Barış Harekâtı.

Çünkü amaç savaş çıkarmak değildi. Amaç, devam eden zulmü durdurmaktı. Amaç, güvenliği sağlamaktı. Amaç, Kıbrıs Türklerinin kendi topraklarında özgürce yaşayabilmesiydi.

Bu tarihî mücadelenin en önemli isimlerinden biri de hiç şüphesiz Rauf Raif Denktaş’tı.

Denktaş, sadece bir siyasetçi değildi. O, bir dava adamıydı. Hayatını Kıbrıs Türk halkının özgürlüğüne ve egemenliğine adadı. Baskılara boyun eğmedi. Tehditlerden korkmadı.

Kıbrıs Türklerinin azınlık olmadığını her platformda savundu. Onların ayrı bir halk olduğunu söyledi. Egemenlikten vazgeçilemeyeceğini vurguladı.

Türkiye ile Kıbrıs Türkleri arasındaki bağın sıradan bir siyasi ilişki olmadığını biliyordu. Bu bağ tarihten geliyordu. Bu bağ ortak kültürden geliyordu. Bu bağ şehitlerin kanıyla kurulmuştu. Rauf Denktaş’ın mücadelesi kolay olmadı.

Yalnız bırakıldığı zamanlar oldu. Eleştirildiği dönemler oldu. Ancak o, inandığı davadan geri adım atmadı. Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti varsa, bu sonuçta Denktaş’ın kararlı mücadelesinin büyük payı vardır.

Bugün 20 Temmuz’a baktığımda çocukluk günlerimi hatırlıyorum.

Karanlık sokakları hatırlıyorum. Sıkıca kapatılan perdeleri hatırlıyorum. Radyonun başında bekleyen insanları hatırlıyorum. Büyüklerimizin sessiz dualarını hatırlıyorum.

O günlerde yaşananların anlamını tam olarak kavrayamıyordum. Fakat millet olmanın ne demek olduğunu hissediyordum. Birlik olmanın önemini hissediyordum.

Vatanın, bağımsızlığın ve özgürlüğün kolay kazanılmadığını zamanla öğrendim. Barışın da kendiliğinden oluşmadığını gördüm. Barış, bazen güçlü bir irade ister. Kararlılık ister. Fedakârlık ister. Bedel ödemeyi göze almayı ister.

20 Temmuz, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için sıradan bir tarih değildir.

Bu tarih, Kıbrıs Türk halkının özgürlük günüdür. Bu tarih, Türk milletinin kardeşini yalnız bırakmadığı gündür. Bu tarih, Mehmetçiğin barış ve güvenlik için adaya ayak bastığı gündür.

Aradan 52 yıl geçti. Ancak 20 Temmuz’un anlamı azalmadı. Aksine, bölgemizde yaşanan gelişmeler bu tarihî adımın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Bugün bize düşen görev açıktır.

Kıbrıs Türk halkının egemenlik haklarını savunmak. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında durmak. Şehitlerimizin emanetine sahip çıkmak. Gazilerimizin fedakârlığını unutmamak.

Rauf Denktaş’ın mücadelesini yeni nesillere anlatmak.

Çünkü hafızasını kaybeden milletler, geleceklerini de kaybeder.

20 Temmuz’u unutmamalıyız.

Unutturmamalıyız.

Çocuklarımıza ve gençlerimize anlatmalıyız.

Bu vesileyle Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümünü ve 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı kutluyorum.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Raif Denktaş’ı rahmet, saygı ve minnetle anıyorum.

Aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Kahraman gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Kıbrıs Türk halkına barış, huzur ve güven içinde nice yıllar diliyorum.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.