Okullar açıldı. Gündemimiz yine akran zorbalığı oldu. Biz de bu yazımızda durum, sorun ve çözüm yaklaşımı ile bu konu üzerine yazalım istedim..
Bir çocuk her sabah okula gitmemek için bahaneler üretiyorsa…
Karnının ağrıdığını söylüyor, arkadaşlarından uzaklaşıyor, ders başarısı düşüyor ve telefonu çaldığında tedirgin oluyorsa durup düşünmemiz gerekir.
Bu değişikliklerin arkasında görülmeyen bir akran zorbalığı olabilir.
Akran zorbalığı, çocuklar arasındaki sıradan bir tartışma değildir. Zorbalıkta kasıt, tekrar ve güç dengesizliği vardır. Bir çocuk diğerini sürekli hedef alıyor, korkutuyor, dışlıyor ve çocuk kendisini savunamıyorsa burada basit bir anlaşmazlıktan söz edemeyiz.
Üstelik zorbalık yalnızca vurmak, itmek veya fiziksel zarar vermek değildir.
Bir çocuğa lakap takmak, dış görünüşüyle alay etmek, ekonomik durumu üzerinden küçümsemek, arkadaş grubundan çıkarmak, hakkında söylenti yaymak ve onu sınıfta yalnızlaştırmak da zorbalıktır.
Bir de okul kapısında sona ermeyen siber zorbalık var.
Hakaret içerikli mesajlar, sahte hesaplar, izinsiz paylaşılan görüntüler ve dijital gruplardan dışlama… Çocuk okuldan çıkıyor ancak zorbalıktan kurtulamıyor. Telefonuyla birlikte korkusunu da evine taşıyor.
Akran zorbalığında yalnızca zorbalığa maruz kalan ve zorbalık davranışı gösteren çocuk yoktur. Bir de izleyenler vardır.
Gülenler, görüntüyü paylaşanlar, olayı gördüğü hâlde susanlar… İzleyicilerin sessizliği, zorbalık davranışı gösteren çocuğa güç verir. Mağdur çocuğa ise yalnız olduğu duygusunu yaşatır.
Mobbing ile Mücadele Derneğine ulaşan başvurulardan ve sahadaki gözlemlerimizden biliyoruz ki insanlar çoğu zaman yaşadıkları davranıştan çok, çevrenin sessizliğinden yara alıyor.
Bu durum çocuklar açısından da farklı değildir.
Çocuk, yaşadıklarını anlattığında kendisine inanılmayacağını düşünüyorsa susar. “Şikâyetçi” olarak damgalanmaktan korkuyorsa susar. Öğretmeninin “Çocuklar arasında olur” diyeceğini düşünüyorsa yine susar.
Oysa sessizlik sorunu ortadan kaldırmaz. Yalnızca zorbalığı görünmez hâle getirir.
Ailelerin ilk görevi çocuğu sorgulamak değil, dinlemektir. “Sen ne yaptın da bunlar oldu?” demek yerine, “Sana inanıyorum, bu senin suçun değil ve bu sorunu birlikte çözeceğiz” denilmelidir.
Aile öfkeyle diğer çocukla veya ailesiyle karşı karşıya gelmemelidir. Olayı sosyal medyada paylaşarak çocukların kimliklerini ifşa etmek de doğru değildir.
Yaşananlar tarih, yer, tanık ve olay biçimiyle kayıt altına alınmalıdır. Siber zorbalık söz konusuysa mesajlar, bağlantılar ve ekran görüntüleri korunmalıdır. Ardından sınıf öğretmeni, rehberlik ve psikolojik danışma servisi ile okul yönetimine yazılı olarak başvurulmalıdır.
Buradaki amaç intikam almak veya bir çocuğu cezalandırmak değildir. Temel amaç, zarar gören çocuğun güvenliğini sağlamak ve davranışın tekrarını önlemektir.
Zorbalık davranışı gösteren çocuğu da “zorba çocuk” diye damgalamak doğru değildir. Yanlış davranışa açık bir sınır konulmalı; ancak çocuğu bu davranışa yönelten nedenler de araştırılmalıdır.
Güç kazanma isteği, arkadaş grubunda kabul görme çabası, empati eksikliği, öfke kontrolü sorunları, şiddetin normalleştirildiği bir çevre veya çocuğun geçmişte kendisinin de zorbalığa uğramış olması bu davranışın arkasında bulunabilir.
Bunların hiçbiri zorbalığı haklı göstermez. Fakat yalnızca ceza vermek de sorunu çözmez.
Millî Eğitim Bakanlığının 2024/56 sayılı Okullarda Şiddetin Önlenmesi Genelgesi; akran zorbalığı ve siber zorbalık dâhil olmak üzere şiddetin farklı biçimlerine karşı alınması gereken tedbirleri ortaya koyuyor. Bakanlığın okul öncesinden lise düzeyine kadar hazırladığı farkındalık ve psikoeğitim programları da önemli bir kurumsal altyapı sunuyor.
Ancak bir düzenlemenin varlığı tek başına yeterli değildir. Asıl mesele, bu düzenlemelerin okul koridorlarında ne ölçüde uygulandığıdır. Bunun için öncelikle her okul kendi risk haritasını çıkarmalıdır. Zorbalığın en çok yaşandığı sınıflar, koridorlar, servisler, bahçeler ve dijital iletişim grupları belirlenmelidir.
İkinci olarak öğrencilerin güvenle ulaşabileceği gizli ve erişilebilir bildirim mekanizmaları kurulmalıdır. Her bildirim kayıt altına alınmalı, belirli bir süre içinde değerlendirilmeli ve alınan önlemler aileye bildirilmelidir.
Üçüncü olarak öğretmenlere, okul yöneticilerine ve velilere düzenli eğitim verilmelidir. Bir defalık seminerlerle kalıcı bir okul kültürü oluşturulamaz.
Dördüncü olarak izleyici öğrenciler sürecin parçası hâline getirilmelidir. Çocuklara zorbalığa katılmamanın, incitici içeriği paylaşmamanın ve güvenilir bir yetişkine haber vermenin “ispiyonculuk” değil, arkadaşını korumak olduğu anlatılmalıdır.
Son olarak her okul zorbalık olaylarını kişisel verileri koruyarak izlemeli ve aldığı önlemlerin sonuçlarını değerlendirmelidir. Ölçülmeyen bir sorun yönetilemez.
Akran zorbalığı çocukların kaderi değildir. Aile, öğretmen, okul yönetimi, rehberlik servisi ve öğrenciler birlikte hareket ederse önlenebilir. Yeter ki sorunu küçümsemeyelim, çocuğu suçlamayalım ve sessizliği normalleştirmeyelim.
Çocuğun sustuğu bir okul gerçekten sessiz değildir; yardım çağrısının duyulmadığı bir yerdir. Bu çağrıyı duyurmak yalnızca ailelerin ve eğitimcilerin değil, medyanın da vicdani sorumluluğudur.
MMD olarak akran zorbalığıyla mücadele amacıyla hazırladığımız broşürlere yönettiği gazetenin sayfalarında yer açan Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Gençsoy, sadece bir farkındalık çalışmasına destek vermemiş; çocukların sesinin daha geniş kesimlere ulaşmasına da katkı sunmuştur. Gösterdiği duyarlılık ve kıymetli desteği için kendisine yürekten teşekkür ediyoruz.
