Türk360 Haber
İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

Bu dünyadan bir Ozan geçti…

Bugün, Türk halk şiiri geleneğinin modern dönemdeki güçlü temsilcilerinden Ozan Arif’i vefat yıl dönümünde anıyoruz. Asıl adı Arif Şirin’di. 1949 yılında Samsun’un Terme ilçesinde dünyaya geldi. Karadeniz’in sert rüzgârı, onun karakterine de dizelerine de yansıdı. Henüz genç yaşlarda sazla ve sözle tanıştı.  Öğretmenlik eğitimi aldı; fakat hayat onu kürsülere, konser salonlarına ve kalabalık meydanlara taşıdı. 1970’li yılların siyasal geriliminde kalemi susmadı. Şiiri, yalnızca bireysel bir ifade alanı değil; bir duruş biçimi oldu. Vatan, kimlik, adalet ve aidiyet kavramlarını merkezine aldı.  Bu yönüyle alkışlandığı kadar eleştirildi de. Ancak o, inandığı çizgiden geri adım atmadı. Onu dinleyenler için sesi bir çağrıydı. Dinlemeyenler içinse güçlü bir karşıtlık. Sanatının en belirgin özelliği, süslü ifadelerden uzak, doğrudan ve anlaşılır olmasıydı. Bu noktada, onun şiir iklimine selam duran iki kısa mısrayı paylaşmak isterim: Bir sazın teline değdiğinde söz, Suskun bir milletin kalbi olur öz. Bir yanım gurbet, bir yanım sızı, Adını andıkça büyür içimde vatan izi. 1980 darbesi sonrasında Almanya’ya gidişi, hayatında yeni bir sayfa açtı. Gurbet yılları onun şiirine derin bir hüzün kattı. Memleket hasreti, dizelerinde daha belirgin hâle geldi. Almanya’daki Türk toplumu için yalnızca bir sanatçı değil, bir moral kaynağı oldu. Türkiye’ye dönüşünün ardından üretmeye devam etti. Şiir albümleri, sahne performansları ve yazılı eserleriyle geniş bir kitleye ulaştı. Onun şiiri akademik çevrelerin dar kalıplarından ziyade halkın gündelik diliyle şekillendi. Bu nedenle meydanların sesi olarak anıldı. Ozan Arif için sanat, estetik bir uğraş olmanın ötesinde, kimliğin ifadesiydi. Bu tavır, onu Türkiye’nin yakın dönem kültürel tartışmalarının merkezine yerleştirdi. Sevenleri için bir gönül ve dava adamıydı; eleştirenleri için ideolojik bir figür. Ancak inkâr edilemez olan, bıraktığı etkinin gücüdür. Bugün onu anarken, yalnızca geçmişi değil; sözün hâlâ nasıl bir güç taşıdığını da hatırlıyoruz. Toprak dediğin yalnız taş değil, Üzerinde yürüyen düşlerin izidir. Bir ozan gider, sesi kalır, Çünkü kelime, zamana karşı en uzun direniştir. 2019 yılında aramızdan ayrıldı. Ardında dizeler, besteler ve bir dönemin ruhunu taşıyan hatıralar bıraktı. Ruhu şad mekanı cennet olsun. Karadeniz’in kıyısında doğan bir ses, Rüzgârı sert, yüreği ateş. Bir elinde saz, bir elinde söz, Kalabalıklar içinde yalnız bir öz. Meydanlara bıraktı yankısını, Gurbet yollarına hasretini. Ne alkış susturdu, ne sitem, İnandığı yolda yürüdü her dem. Vefat yıl dönümünde kendisini rahmetle anıyoruz. Bazı sesler susar; fakat yankısı dünya döndükçe sürer.
Ekleme Tarihi: 13 Şubat 2026 -Cuma
İlhan İŞMAN

Bu dünyadan bir Ozan geçti…

Bugün, Türk halk şiiri geleneğinin modern dönemdeki güçlü temsilcilerinden Ozan Arif’i vefat yıl dönümünde anıyoruz.

Asıl adı Arif Şirin’di. 1949 yılında Samsun’un Terme ilçesinde dünyaya geldi. Karadeniz’in sert rüzgârı, onun karakterine de dizelerine de yansıdı. Henüz genç yaşlarda sazla ve sözle tanıştı. 

Öğretmenlik eğitimi aldı; fakat hayat onu kürsülere, konser salonlarına ve kalabalık meydanlara taşıdı.

1970’li yılların siyasal geriliminde kalemi susmadı. Şiiri, yalnızca bireysel bir ifade alanı değil; bir duruş biçimi oldu. Vatan, kimlik, adalet ve aidiyet kavramlarını merkezine aldı. 

Bu yönüyle alkışlandığı kadar eleştirildi de. Ancak o, inandığı çizgiden geri adım atmadı.

Onu dinleyenler için sesi bir çağrıydı. Dinlemeyenler içinse güçlü bir karşıtlık. Sanatının en belirgin özelliği, süslü ifadelerden uzak, doğrudan ve anlaşılır olmasıydı.

Bu noktada, onun şiir iklimine selam duran iki kısa mısrayı paylaşmak isterim:

Bir sazın teline değdiğinde söz,

Suskun bir milletin kalbi olur öz.

Bir yanım gurbet, bir yanım sızı,

Adını andıkça büyür içimde vatan izi.

1980 darbesi sonrasında Almanya’ya gidişi, hayatında yeni bir sayfa açtı. Gurbet yılları onun şiirine derin bir hüzün kattı.

Memleket hasreti, dizelerinde daha belirgin hâle geldi. Almanya’daki Türk toplumu için yalnızca bir sanatçı değil, bir moral kaynağı oldu.

Türkiye’ye dönüşünün ardından üretmeye devam etti. Şiir albümleri, sahne performansları ve yazılı eserleriyle geniş bir kitleye ulaştı.

Onun şiiri akademik çevrelerin dar kalıplarından ziyade halkın gündelik diliyle şekillendi. Bu nedenle meydanların sesi olarak anıldı.

Ozan Arif için sanat, estetik bir uğraş olmanın ötesinde, kimliğin ifadesiydi. Bu tavır, onu Türkiye’nin yakın dönem kültürel tartışmalarının merkezine yerleştirdi.

Sevenleri için bir gönül ve dava adamıydı; eleştirenleri için ideolojik bir figür. Ancak inkâr edilemez olan, bıraktığı etkinin gücüdür.

Bugün onu anarken, yalnızca geçmişi değil; sözün hâlâ nasıl bir güç taşıdığını da hatırlıyoruz.

Toprak dediğin yalnız taş değil,

Üzerinde yürüyen düşlerin izidir.

Bir ozan gider, sesi kalır,

Çünkü kelime, zamana karşı en uzun direniştir.

2019 yılında aramızdan ayrıldı. Ardında dizeler, besteler ve bir dönemin ruhunu taşıyan hatıralar bıraktı. Ruhu şad mekanı cennet olsun.

Karadeniz’in kıyısında doğan bir ses,

Rüzgârı sert, yüreği ateş.

Bir elinde saz, bir elinde söz,

Kalabalıklar içinde yalnız bir öz.

Meydanlara bıraktı yankısını,

Gurbet yollarına hasretini.

Ne alkış susturdu, ne sitem,

İnandığı yolda yürüdü her dem.

Vefat yıl dönümünde kendisini rahmetle anıyoruz.

Bazı sesler susar; fakat yankısı dünya döndükçe sürer.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.