İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

Mobbingde sorun belli, eksik olan açık hukuk

Mobbing artık istisnai bir sorun değil. Çalışma hayatının tam içinde. Kurumların içinde. Ofislerin içinde. Fabrikaların içinde. Kamunun içinde. Özel sektörün içinde. Ama hukuk hâlâ bu sorunun etrafında dolaşıyor. Tam içine girmiyor. İşte asıl mesele de burada başlıyor. Akademi dünyası uzun süredir aynı noktaya işaret ediyor. Türkiye’de mobbing konusunda koruma var. Ama bu koruma dağınık. Dolaylı, parçalı, sınırlı. Yani bir şeyler var. Ama yeterince net değil. Bugün mobbingi tek bir kanunda, açık ve doğrudan biçimde düzenleyen bir yapı yok. Onun yerine farklı alanlara dağılmış hükümler var. Anayasa var. İş Kanunu var. Borçlar Kanunu var.  İş sağlığı ve güvenliği hükümleri var. Yargı kararları var. Ama bütün bunlar bir araya geldiğinde bile sistem tam görünür hale gelmiyor. Akademinin temel eleştirisi de tam burada yoğunlaşıyor. Koruma var ama sistematik değil. Tanım varmış gibi ama net değil. Prosedür varmış gibi ama öngörülebilir değil. Yaptırım varmış gibi ama caydırıcılık zayıf. Kurumsal sorumluluk varmış gibi ama hesap verebilirlik flu. Bu tablo bize ne söylüyor? Şunu söylüyor: Sorun, sadece kötü uygulama sorunu değil. Aynı zamanda tasarım sorunu. Norm tasarımı sorunu. Kurumsal çerçeve sorunu. Akademi bu yüzden daha açık bir hukuki çerçeve istiyor. Çünkü açık olmayan hukuk, güçlü görünse de sahada zayıf işler. Adı net konmayan sorunlar, kurumlar tarafından daha kolay muğlak bırakılır. Muğlak kalan meseleler de çoğu zaman sonuç üretmez. Özel bir düzenleme talebinin arkasında üç temel gerekçe var. Birincisi, tanım ve kapsam belirsizliğini azaltmak. Bugün en büyük sorunlardan biri bu. Hangi davranış mobbingdir? Ne kadar süre gerekir? Hangi eşik aşılınca hukuki koruma devreye girer? Yönetim hakkı ile psikolojik taciz arasındaki çizgi nerede başlar? Bu soruların her biri uygulamada tartışma yaratıyor. Tartışma büyüdükçe mağdurun yükü artıyor. İkincisi, ispat ve başvuru süreçlerini daha işler hale getirmek. Mobbing çoğu zaman kapalı kapılar ardında yaşanıyor. Belgesi az oluyor. Tanığı sınırlı oluyor. Mağdur zaten baskı altında oluyor. Böyle bir alanda yalnızca genel hükümlerle ilerlemek, çoğu zaman hak aramayı zorlaştırıyor. Akademi bu nedenle daha açık kurallar, daha net prosedürler ve mağdur lehine daha işlevsel mekanizmalar istiyor. Üçüncüsü, önleme ve denetim boyutunu standartlaştırmak. Çünkü mesele sadece şikâyet geldikten sonra dosya açmak değil. Asıl mesele, bu davranışların hiç oluşmamasını sağlamak. Bunun için kurum içi politika gerekir. Kayıt gerekir. Bildirim sistemi gerekir. Veri gerekir. Eğitim gerekir. Denetim gerekir. Yani mesele sadece hukuk metni değil, kurumsal yönetişim meselesidir. Akademi dünyasında ihtiyaç konusunda önemli ölçüde yakınlaşma var. Asıl ayrışma çözüm tekniğinde başlıyor. Bir grup, doğrudan müstakil bir mobbing ile mücadele kanunu istiyor. Bu görüşe göre sorun, kendi başına açıkça tanımlanmalı. Usulü ayrı kurulmalı. Yaptırımı netleşmeli. Kurumsal yükümlülükler görünür hale gelmeli. Bir başka grup daha ileri gidiyor. Türk Ceza Kanunu’nda bağımsız suç tipi öneriyor. Onlara göre yalnızca idari ve iş hukuku araçları yetmez. Daha sert ve caydırıcı bir norm gerekir. Daha ihtiyatlı bir çizgi ise başka bir yol öneriyor. Ayrı kanun şart olmayabilir diyor. Ama iş sağlığı ve güvenliği, iş hukuku, idare hukuku ve disiplin rejimi içinde çok daha net ve bütüncül bir reform paketi gerektiğini savunuyor. Burada önemli olan şu: Akademi yöntem konusunda ayrışsa da ihtiyaç konusunda ayrışmıyor. Kimse ciddi biçimde çıkıp “mevcut yapı zaten yeterli” demiyor. Asıl ortak kanaat şu: Türkiye’de mobbing alanında normatif boşluk olmasa bile ciddi bir normatif eksiklik var. Bu ayrım önemli. Çünkü bazen “kanunda hiçbir şey yok” deniyor. Bu tam doğru değil. Bir şeyler var. Ama mesele zaten burada. Bir şeylerin olması yetmiyor. O şeylerin açık, erişilebilir, uygulanabilir ve ölçülebilir olması gerekiyor. Uluslararası akademik çalışmalar da benzer bir noktaya işaret ediyor. Bir sorunu açıkça adlandıran hukuk, o sorunun yönetimini kolaylaştırıyor. Bir davranışı açıkça yanlış ilan eden norm, kurumsal refleksi güçlendiriyor. Başka bir deyişle, adı konmayan sorun daha kolay öteleniyor. Daha kolay küçümseniyor. Daha kolay kişiselleştiriliyor. Daha kolay halının altına süpürülüyor. Türkiye artık bu eşiği geçmek zorunda. Mobbingi sadece bireysel uyuşmazlık gibi görmekten vazgeçmek zorunda. Bunu bir çalışma hayatı standardı olarak ele almak zorunda. İnsan onuru meselesi olarak görmek zorunda. Kurumsal sorumluluk başlığı olarak yönetmek zorunda. Bugün ihtiyaç duyulan şey, dağınık koruma hükümlerinin arkasına saklanmak değil. Açık hukuk üretmek. Net çerçeve kurmak. Kurumsal prosedürü standardize etmek. Mağdurun hak arama yolunu kolaylaştırmak. Önleme yükümlülüğünü görünür hale getirmek. Kısacası akademi bize şunu söylüyor: Sorun belli. Eksik de belli. Tartışma artık “gerek var mı?” tartışması değil. Daha çok “hangi modelle ilerleyeceğiz?” tartışması. Bu da küçümsenecek bir aşama değil. Çünkü bir ülkede meselelerin gerçekten olgunlaştığı an, varlığının değil çözüm modelinin tartışıldığı andır. Mobbing konusunda artık tam da o noktadayız. Sorunu biliyoruz. Eksikliği biliyoruz. Şimdi açık hukuk üretme zamanı…
Ekleme Tarihi: 15 Mayıs 2026 -Cuma
İlhan İŞMAN

Mobbingde sorun belli, eksik olan açık hukuk

Mobbing artık istisnai bir sorun değil.

Çalışma hayatının tam içinde.

Kurumların içinde. Ofislerin içinde.

Fabrikaların içinde. Kamunun içinde.

Özel sektörün içinde.

Ama hukuk hâlâ bu sorunun etrafında dolaşıyor.

Tam içine girmiyor. İşte asıl mesele de burada başlıyor.

Akademi dünyası uzun süredir aynı noktaya işaret ediyor.

Türkiye’de mobbing konusunda koruma var.

Ama bu koruma dağınık. Dolaylı, parçalı, sınırlı.

Yani bir şeyler var. Ama yeterince net değil.

Bugün mobbingi tek bir kanunda, açık ve doğrudan biçimde düzenleyen bir yapı yok.

Onun yerine farklı alanlara dağılmış hükümler var.

Anayasa var. İş Kanunu var. Borçlar Kanunu var. 

İş sağlığı ve güvenliği hükümleri var. Yargı kararları var.

Ama bütün bunlar bir araya geldiğinde bile sistem tam görünür hale gelmiyor.

Akademinin temel eleştirisi de tam burada yoğunlaşıyor.

Koruma var ama sistematik değil. Tanım varmış gibi ama net değil.

Prosedür varmış gibi ama öngörülebilir değil. Yaptırım varmış gibi ama caydırıcılık zayıf.

Kurumsal sorumluluk varmış gibi ama hesap verebilirlik flu.

Bu tablo bize ne söylüyor? Şunu söylüyor:

Sorun, sadece kötü uygulama sorunu değil.

Aynı zamanda tasarım sorunu.

Norm tasarımı sorunu. Kurumsal çerçeve sorunu.

Akademi bu yüzden daha açık bir hukuki çerçeve istiyor.

Çünkü açık olmayan hukuk, güçlü görünse de sahada zayıf işler.

Adı net konmayan sorunlar, kurumlar tarafından daha kolay muğlak bırakılır.

Muğlak kalan meseleler de çoğu zaman sonuç üretmez.

Özel bir düzenleme talebinin arkasında üç temel gerekçe var.

Birincisi, tanım ve kapsam belirsizliğini azaltmak.

Bugün en büyük sorunlardan biri bu.

Hangi davranış mobbingdir? Ne kadar süre gerekir?

Hangi eşik aşılınca hukuki koruma devreye girer?

Yönetim hakkı ile psikolojik taciz arasındaki çizgi nerede başlar?

Bu soruların her biri uygulamada tartışma yaratıyor.

Tartışma büyüdükçe mağdurun yükü artıyor.

İkincisi, ispat ve başvuru süreçlerini daha işler hale getirmek.

Mobbing çoğu zaman kapalı kapılar ardında yaşanıyor.

Belgesi az oluyor. Tanığı sınırlı oluyor.

Mağdur zaten baskı altında oluyor.

Böyle bir alanda yalnızca genel hükümlerle ilerlemek, çoğu zaman hak aramayı zorlaştırıyor.

Akademi bu nedenle daha açık kurallar, daha net prosedürler ve mağdur lehine daha işlevsel mekanizmalar istiyor.

Üçüncüsü, önleme ve denetim boyutunu standartlaştırmak.

Çünkü mesele sadece şikâyet geldikten sonra dosya açmak değil.

Asıl mesele, bu davranışların hiç oluşmamasını sağlamak.

Bunun için kurum içi politika gerekir.

Kayıt gerekir.

Bildirim sistemi gerekir. Veri gerekir. Eğitim gerekir. Denetim gerekir.

Yani mesele sadece hukuk metni değil, kurumsal yönetişim meselesidir.

Akademi dünyasında ihtiyaç konusunda önemli ölçüde yakınlaşma var.

Asıl ayrışma çözüm tekniğinde başlıyor.

Bir grup, doğrudan müstakil bir mobbing ile mücadele kanunu istiyor.

Bu görüşe göre sorun, kendi başına açıkça tanımlanmalı.

Usulü ayrı kurulmalı. Yaptırımı netleşmeli.

Kurumsal yükümlülükler görünür hale gelmeli.

Bir başka grup daha ileri gidiyor.

Türk Ceza Kanunu’nda bağımsız suç tipi öneriyor.

Onlara göre yalnızca idari ve iş hukuku araçları yetmez.

Daha sert ve caydırıcı bir norm gerekir.

Daha ihtiyatlı bir çizgi ise başka bir yol öneriyor.

Ayrı kanun şart olmayabilir diyor.

Ama iş sağlığı ve güvenliği, iş hukuku, idare hukuku ve disiplin rejimi içinde çok daha net ve bütüncül bir reform paketi gerektiğini savunuyor.

Burada önemli olan şu:

Akademi yöntem konusunda ayrışsa da ihtiyaç konusunda ayrışmıyor.

Kimse ciddi biçimde çıkıp “mevcut yapı zaten yeterli” demiyor.

Asıl ortak kanaat şu:

Türkiye’de mobbing alanında normatif boşluk olmasa bile ciddi bir normatif eksiklik var.

Bu ayrım önemli.

Çünkü bazen “kanunda hiçbir şey yok” deniyor.

Bu tam doğru değil. Bir şeyler var. Ama mesele zaten burada.

Bir şeylerin olması yetmiyor.

O şeylerin açık, erişilebilir, uygulanabilir ve ölçülebilir olması gerekiyor.

Uluslararası akademik çalışmalar da benzer bir noktaya işaret ediyor.

Bir sorunu açıkça adlandıran hukuk, o sorunun yönetimini kolaylaştırıyor.

Bir davranışı açıkça yanlış ilan eden norm, kurumsal refleksi güçlendiriyor.

Başka bir deyişle, adı konmayan sorun daha kolay öteleniyor.

Daha kolay küçümseniyor. Daha kolay kişiselleştiriliyor.

Daha kolay halının altına süpürülüyor.

Türkiye artık bu eşiği geçmek zorunda.

Mobbingi sadece bireysel uyuşmazlık gibi görmekten vazgeçmek zorunda.

Bunu bir çalışma hayatı standardı olarak ele almak zorunda.

İnsan onuru meselesi olarak görmek zorunda.

Kurumsal sorumluluk başlığı olarak yönetmek zorunda.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, dağınık koruma hükümlerinin arkasına saklanmak değil.

Açık hukuk üretmek. Net çerçeve kurmak.

Kurumsal prosedürü standardize etmek.

Mağdurun hak arama yolunu kolaylaştırmak.

Önleme yükümlülüğünü görünür hale getirmek.

Kısacası akademi bize şunu söylüyor:

Sorun belli. Eksik de belli. Tartışma artık “gerek var mı?” tartışması değil.

Daha çok “hangi modelle ilerleyeceğiz?” tartışması.

Bu da küçümsenecek bir aşama değil.

Çünkü bir ülkede meselelerin gerçekten olgunlaştığı an, varlığının değil çözüm modelinin tartışıldığı andır.

Mobbing konusunda artık tam da o noktadayız.

Sorunu biliyoruz. Eksikliği biliyoruz.

Şimdi açık hukuk üretme zamanı…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.