Türk360 Haber
İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

En Temel Yaşam Hakkı Ertelenebilir mi?

Siyasetçilere sormak lazım: En temel yaşam hakkı ertelenebilir mi?  “Bugün ilaç alamıyorum” diyenin derdi… Ertelenebilir mi? “Kira günü geldi” diyenin uykusu… Ertelenebilir mi? “Pazara çıktım, elim boş döndüm” diyenin mahcubiyeti… Ertelenebilir mi Ülkede emeklilik meselesi artık bir “rakam” tartışması değil. Maalesef doğrudan doğruya hayatta kalma tartışması oldu. Çünkü mesele sadece para değil; mesele, insanın yarınına güvenebilmesi, yarınını satın alabilmesi.  Yani başını sokacak bir evinin olması, mutfakta tencerenin kaynaması, eczanede reçetenin karşılanması, evde kombinin yanması, sofrada aşın olması, kazanç getirecek işin olması… Ama ne oluyor? Emekliye gelince “şartlar”, “dengeler”, “takvim”, “bütçe”… Siyasetçiye gelince düzenleme daha hızlı, daha otomatik, daha “kolay”. Vatandaş bunu görüyor. Görmese bile hissediyor. Çünkü hayat öyle: Enflasyon etikette yazmıyor sadece, insanın omzuna biniyor. Emekli aylığı konuşulurken hep aynı cümle duyuluyor: “Biraz daha sabır.” Sabır güzel şey. Ama sabırla markete gidilmiyor. Sabırla elektrik faturası ödenmiyor. Sabırla tansiyon ilacı alınmıyor. Burada sormamız gereken soru basit: Devlet, vatandaşına “bekle” dediğinde, vatandaş neyi bekliyor oluyor? İyileşmeyi mi? Adaleti mi? Yoksa bir sonraki zam dalgasını mı? Şimdi gelelim asıl can yakan yere. Milletvekili maaşı ve milletvekili emekliliği gündeme geldiğinde ülkede bir sinir ucu açılıyor. Çünkü toplumun ortak hissi şu: “Bizim payımıza sabır düşüyor, onların payına güvence.” Bakın, kimse milletvekilliği zor bir görev değil demiyor. Kimse “siyasetçinin geliri olmasın” da demiyor. Ama vatandaş şunu diyor: “Benim hayatım bu kadar zorlaşmışken, sizin düzeniniz neden bu kadar rahat?” İşte bu yüzden mesele yalnızca “ne kadar alıyorlar” meselesi değil. Mesele “hangi hızla” ve “kimin için” çözüm üretildiği meselesi. Emekli için düzenleme konuşuluyor, tartışılıyor, uzuyor… Mutfakta tencere ise o sırada “tartışmayı” beklemiyor. Açlık beklemiyor. Hastalık beklemiyor. Bir de işin vicdani tarafı var. Emeklilik, bu ülkede bir lütuf değil. Bir sadaka hiç değil. Bu ülkenin insanı yıllarca çalışıyor, prim ödüyor, vergi ödüyor. Sonra yaşlanınca devletten şunu istiyor: “Beni yarı yolda bırakma.” Asgari bir geçim standardı oluştur. Beni namerde muhtaç etme… Bu kadar. Ama emeklinin talebi en temel yerden geliyor: yaşam hakkı. Yaşam hakkı ertelenebilir mi? “Bu ay olmaz, gelecek ay bakalım.” “Şimdi değil, seçim sonrası.” “Komisyon görsün, sonra değerlendiririz.” Bunlar kâğıt üzerinde cümleler. Ama gerçek hayatta karşılığı var: Eczaneden geri dönen yaşlı. Kredi kartını döndürmeye çalışan aile. Markette “şunu da alacaktım ama…” diye susan insanlar. Bu ülkede sabır artık bir erdem değil, bir mecburiyet. Ve mecburiyet, insanı en çok yoran şeydir. O yüzden siyasetçilere bir kez daha sormak lazım: En temel yaşam hakkı ertelenebilir mi? Eğer cevap “hayır” ise, bunun gereği de bellidir: Emekliye, asgari gelirliye, yoksullaşana “bekle” denmez. Çünkü hayat beklemez.
Ekleme Tarihi: 24 Ocak 2026 -Cumartesi
İlhan İŞMAN

En Temel Yaşam Hakkı Ertelenebilir mi?

Siyasetçilere sormak lazım: En temel yaşam hakkı ertelenebilir mi?

 “Bugün ilaç alamıyorum” diyenin derdi… Ertelenebilir mi?

“Kira günü geldi” diyenin uykusu… Ertelenebilir mi?

“Pazara çıktım, elim boş döndüm” diyenin mahcubiyeti… Ertelenebilir mi

Ülkede emeklilik meselesi artık bir “rakam” tartışması değil. Maalesef doğrudan doğruya hayatta kalma tartışması oldu. Çünkü mesele sadece para değil; mesele, insanın yarınına güvenebilmesi, yarınını satın alabilmesi. 

Yani başını sokacak bir evinin olması, mutfakta tencerenin kaynaması, eczanede reçetenin karşılanması, evde kombinin yanması, sofrada aşın olması, kazanç getirecek işin olması…

Ama ne oluyor? Emekliye gelince “şartlar”, “dengeler”, “takvim”, “bütçe”…

Siyasetçiye gelince düzenleme daha hızlı, daha otomatik, daha “kolay”.

Vatandaş bunu görüyor. Görmese bile hissediyor.

Çünkü hayat öyle: Enflasyon etikette yazmıyor sadece, insanın omzuna biniyor.

Emekli aylığı konuşulurken hep aynı cümle duyuluyor: “Biraz daha sabır.”

Sabır güzel şey. Ama sabırla markete gidilmiyor. Sabırla elektrik faturası ödenmiyor. Sabırla tansiyon ilacı alınmıyor.

Burada sormamız gereken soru basit:

Devlet, vatandaşına “bekle” dediğinde, vatandaş neyi bekliyor oluyor?

İyileşmeyi mi? Adaleti mi?

Yoksa bir sonraki zam dalgasını mı?

Şimdi gelelim asıl can yakan yere.

Milletvekili maaşı ve milletvekili emekliliği gündeme geldiğinde ülkede bir sinir ucu açılıyor. Çünkü toplumun ortak hissi şu: “Bizim payımıza sabır düşüyor, onların payına güvence.”

Bakın, kimse milletvekilliği zor bir görev değil demiyor.

Kimse “siyasetçinin geliri olmasın” da demiyor.

Ama vatandaş şunu diyor: “Benim hayatım bu kadar zorlaşmışken, sizin düzeniniz neden bu kadar rahat?”

İşte bu yüzden mesele yalnızca “ne kadar alıyorlar” meselesi değil.

Mesele “hangi hızla” ve “kimin için” çözüm üretildiği meselesi.

Emekli için düzenleme konuşuluyor, tartışılıyor, uzuyor…

Mutfakta tencere ise o sırada “tartışmayı” beklemiyor. Açlık beklemiyor. Hastalık beklemiyor.

Bir de işin vicdani tarafı var.

Emeklilik, bu ülkede bir lütuf değil. Bir sadaka hiç değil.

Bu ülkenin insanı yıllarca çalışıyor, prim ödüyor, vergi ödüyor.

Sonra yaşlanınca devletten şunu istiyor: “Beni yarı yolda bırakma.” Asgari bir geçim standardı oluştur. Beni namerde muhtaç etme…

Bu kadar.

Ama emeklinin talebi en temel yerden geliyor: yaşam hakkı.

Yaşam hakkı ertelenebilir mi?

“Bu ay olmaz, gelecek ay bakalım.”

“Şimdi değil, seçim sonrası.”

“Komisyon görsün, sonra değerlendiririz.”

Bunlar kâğıt üzerinde cümleler. Ama gerçek hayatta karşılığı var:

Eczaneden geri dönen yaşlı.

Kredi kartını döndürmeye çalışan aile.

Markette “şunu da alacaktım ama…” diye susan insanlar.

Bu ülkede sabır artık bir erdem değil, bir mecburiyet.

Ve mecburiyet, insanı en çok yoran şeydir.

O yüzden siyasetçilere bir kez daha sormak lazım:

En temel yaşam hakkı ertelenebilir mi?

Eğer cevap “hayır” ise, bunun gereği de bellidir:

Emekliye, asgari gelirliye, yoksullaşana “bekle” denmez.

Çünkü hayat beklemez.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.