Türk360 Haber
İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

Güvenli Okullar Bir Temenni Değil, Bakanlığın Sorumluluğudur

Türkiye’nin geleceği üzerine yapılan her değerlendirme, ister istemez çocuklarımızla başlar. Çünkü çocuklarımız yalnızca bugünün öğrencileri değil, yarının Türkiye’sini şekillendirecek asli aktörlerdir. Bu gerçeği kabul edip, buna uygun bir eğitim ortamı inşa etmek ise bireylerin değil, doğrudan kamunun ve özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’nın temel sorumluluğudur. Ne var ki bugün okullarımızda yaşanan tablo, bu sorumluluğun yeterince yerine getirilmediğini açıkça göstermektedir. Akran zorbalığı; fiziksel, psikolojik ve dijital boyutlarıyla eğitim sisteminin kronikleşen sorunlarından biri hâline gelmiş durumdadır. Buna rağmen konu, hâlâ münferit vakalar üzerinden ele alınmakta, çoğu zaman okul yönetimlerinin inisiyatifine bırakılmakta ve sistematik bir politika alanı olarak görülmemektedir. Oysa akran zorbalığı, bireysel disiplin problemi değildir. Bu mesele; çocukların ruh sağlığını, akademik başarılarını ve toplumsal aidiyet duygularını doğrudan etkileyen, uzun vadeli sonuçlar doğuran yapısal bir sorundur. Bu nedenle çözümün de rehber öğretmenlerin özverisine ya da öğretmenlerin kişisel çabalarına terk edilmesi kabul edilemez. Önleyici politikalar üretmek, standartlar koymak ve bu standartların uygulanmasını sağlamak Bakanlığın asli görevidir. Bugün sahada karşılaşılan en temel sorunlardan biri; erken uyarı ve müdahale mekanizmalarının yetersizliğidir. Öğrenciler yaşadıkları zorbalığı güvenle ifade edebilecekleri kanallara sahip değildir. Öğretmenler, zorbalığı tespit ve yönetme konusunda yeterli kurumsal destekten yoksundur. Veliler ise sürece çoğu zaman sorun büyüdükten sonra dâhil olabilmektedir. Tüm bu tablo, merkezi ve bağlayıcı bir politika eksikliğinin doğal sonucudur. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, “güvenli okul” kavramını yalnızca mevzuat metinlerinde değil, sahada karşılığı olan bir uygulama alanına dönüştürmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur. Okullarda akran zorbalığıyla mücadele; geçici projelerle değil, ulusal ölçekte planlanmış, ölçülebilir ve denetlenebilir programlarla yürütülmelidir. Aksi hâlde her yıl aynı sorunlar konuşulmaya, aynı mağduriyetler yaşanmaya devam edecektir. Bu noktada sivil toplumun çabaları elbette kıymetlidir. Mobbing ile Mücadele Derneği olarak hayata geçirdiğimiz “Akran Zorbalığını Önleme ve Güvenli Okul Programı Projesi”, sahadaki boşluğu ve ihtiyacı açık biçimde ortaya koymaktadır. Ancak bu tür çalışmalar, kamunun yerine geçmek için değil; kamu politikalarına rehberlik etmek ve onları tamamlamak için vardır. Asıl sorumluluk, yetki ve kaynak sahibi olan Bakanlıktadır. “Çocuklarımız geleceğimizin mimarı olacaksa eğer… Türkiye için her şeye değer…” söylemi, yalnızca bir slogan olarak kalmamalıdır. Bu söz, Milli Eğitim Bakanlığı’nın tüm politika ve uygulamalarında somut karşılık bulmalıdır. Güvenli okul ortamları bir iyi niyet göstergesi değil, anayasal ve yönetsel bir yükümlülüktür. Bugün çocuklarımızın maruz kaldığı her ihmal, yarının toplumsal sorunlarına dönüşmektedir. Bu nedenle artık sorulması gereken soru şudur: Akran zorbalığıyla mücadelede sorumluluk kimin değil, sorumluluk neden hâlâ gerektiği gibi yerine getirilmiyor olmalıdır. Türkiye’nin geleceği, çocuklarımızın güvenliğinde başlar. Bu gerçeği görmezden gelmenin bedelini ise hep birlikte ödemek zorunda kalırız. Bugün atılacak her doğru adım, yarının Türkiye’sine yapılmış bir yatırımdır. Çocuklarımızın onurunu, güvenliğini ve umutlarını korumak; eğitim politikalarının ve toplumsal sorumluluk anlayışının merkezinde yer almalıdır. Bu sorumluluğu hep birlikte üstlenebilirsek, daha adil, daha güvenli ve daha güçlü bir geleceği inşa etmemek için hiçbir neden yoktur. Türkiye için, çocuklarımız için, her şeye değer.
Ekleme Tarihi: 10 Ocak 2026 -Cumartesi
İlhan İŞMAN

Güvenli Okullar Bir Temenni Değil, Bakanlığın Sorumluluğudur

Türkiye’nin geleceği üzerine yapılan her değerlendirme, ister istemez çocuklarımızla başlar. Çünkü çocuklarımız yalnızca bugünün öğrencileri değil, yarının Türkiye’sini şekillendirecek asli aktörlerdir. Bu gerçeği kabul edip, buna uygun bir eğitim ortamı inşa etmek ise bireylerin değil, doğrudan kamunun ve özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’nın temel sorumluluğudur.

Ne var ki bugün okullarımızda yaşanan tablo, bu sorumluluğun yeterince yerine getirilmediğini açıkça göstermektedir. Akran zorbalığı; fiziksel, psikolojik ve dijital boyutlarıyla eğitim sisteminin kronikleşen sorunlarından biri hâline gelmiş durumdadır. Buna rağmen konu, hâlâ münferit vakalar üzerinden ele alınmakta, çoğu zaman okul yönetimlerinin inisiyatifine bırakılmakta ve sistematik bir politika alanı olarak görülmemektedir.

Oysa akran zorbalığı, bireysel disiplin problemi değildir. Bu mesele; çocukların ruh sağlığını, akademik başarılarını ve toplumsal aidiyet duygularını doğrudan etkileyen, uzun vadeli sonuçlar doğuran yapısal bir sorundur. Bu nedenle çözümün de rehber öğretmenlerin özverisine ya da öğretmenlerin kişisel çabalarına terk edilmesi kabul edilemez. Önleyici politikalar üretmek, standartlar koymak ve bu standartların uygulanmasını sağlamak Bakanlığın asli görevidir.

Bugün sahada karşılaşılan en temel sorunlardan biri; erken uyarı ve müdahale mekanizmalarının yetersizliğidir. Öğrenciler yaşadıkları zorbalığı güvenle ifade edebilecekleri kanallara sahip değildir. Öğretmenler, zorbalığı tespit ve yönetme konusunda yeterli kurumsal destekten yoksundur. Veliler ise sürece çoğu zaman sorun büyüdükten sonra dâhil olabilmektedir. Tüm bu tablo, merkezi ve bağlayıcı bir politika eksikliğinin doğal sonucudur.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın, “güvenli okul” kavramını yalnızca mevzuat metinlerinde değil, sahada karşılığı olan bir uygulama alanına dönüştürmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur. Okullarda akran zorbalığıyla mücadele; geçici projelerle değil, ulusal ölçekte planlanmış, ölçülebilir ve denetlenebilir programlarla yürütülmelidir. Aksi hâlde her yıl aynı sorunlar konuşulmaya, aynı mağduriyetler yaşanmaya devam edecektir.

Bu noktada sivil toplumun çabaları elbette kıymetlidir. Mobbing ile Mücadele Derneği olarak hayata geçirdiğimiz “Akran Zorbalığını Önleme ve Güvenli Okul Programı Projesi”, sahadaki boşluğu ve ihtiyacı açık biçimde ortaya koymaktadır. Ancak bu tür çalışmalar, kamunun yerine geçmek için değil; kamu politikalarına rehberlik etmek ve onları tamamlamak için vardır. Asıl sorumluluk, yetki ve kaynak sahibi olan Bakanlıktadır.

“Çocuklarımız geleceğimizin mimarı olacaksa eğer… Türkiye için her şeye değer…” söylemi, yalnızca bir slogan olarak kalmamalıdır. Bu söz, Milli Eğitim Bakanlığı’nın tüm politika ve uygulamalarında somut karşılık bulmalıdır. Güvenli okul ortamları bir iyi niyet göstergesi değil, anayasal ve yönetsel bir yükümlülüktür.

Bugün çocuklarımızın maruz kaldığı her ihmal, yarının toplumsal sorunlarına dönüşmektedir. Bu nedenle artık sorulması gereken soru şudur: Akran zorbalığıyla mücadelede sorumluluk kimin değil, sorumluluk neden hâlâ gerektiği gibi yerine getirilmiyor olmalıdır.

Türkiye’nin geleceği, çocuklarımızın güvenliğinde başlar. Bu gerçeği görmezden gelmenin bedelini ise hep birlikte ödemek zorunda kalırız.

Bugün atılacak her doğru adım, yarının Türkiye’sine yapılmış bir yatırımdır. Çocuklarımızın onurunu, güvenliğini ve umutlarını korumak; eğitim politikalarının ve toplumsal sorumluluk anlayışının merkezinde yer almalıdır. Bu sorumluluğu hep birlikte üstlenebilirsek, daha adil, daha güvenli ve daha güçlü bir geleceği inşa etmemek için hiçbir neden yoktur.

Türkiye için, çocuklarımız için, her şeye değer.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.