Nepotizm, yani akraba kayırmacılığı, sadece bir yönetim hatası değildir.
Aynı zamanda bir adalet sorunudur.
Bir kul hakkı sorunudur.
Bir emanet sorunudur.
İslam, tam da bu noktada çok nettir.
İslam, kişiye soyuna göre değil, liyakatine göre bakar.
Yakınlığa göre değil, ehliyete göre hüküm verilmesini ister.
Hatıra göre değil, hakkaniyete göre düzen kurulmasını ister.
Çünkü emanet, ehil olana verilmelidir.
Adalet, herkese eşit uygulanmalıdır.
Hak, güçlü olana göre eğilip bükülmemelidir.
İslam ahlakı bunu söyler.
Vicdan da bunu söyler.
Bugün çalışma hayatında en yıpratıcı sorunlardan biri nepotizmdir.
İşe alımda çıkar.
Terfide çıkar.
Görev dağılımında çıkar.
Performans değerlendirmesinde çıkar.
Bazen açık olur.
Bazen üstü örtülür.
Ama etkisi hep ağır olur.
Çünkü nepotizm, kurumun ayarını bozar.
Liyakati zayıflatır.
Verimi düşürür.
Güveni aşındırır.
Çalışma barışını bozar.
Bir iş yerinde emek veren insanlar şunu hissederse, düzen çürümeye başlar:
“Ne yaparsam yapayım, sıra bana gelmeyecek.”
İşte bu duygu çok tehlikelidir.
Motivasyonu düşürür.
Aidiyeti azaltır.
Sessiz kırgınlık üretir.
Sonra da kurumsal iklim bozulur.
Oysa İslam, kayırmayı değil, adaleti esas alır.
Yakını kollamayı değil, hakkı gözetmeyi emreder.
Bir makamı, bir görevi, bir yetkiyi kişisel ilişki alanına çevirmeyi meşru görmez.
Çünkü görev, ayrıcalık değil sorumluluktur.
Yetki, imkân değil emanettir.
Çalışma hayatında da doğru ilke budur.
İşe en uygun kişi gelmelidir.
Görev, en ehil olana verilmelidir.
Terfi, sadakate değil, performansa dayanmalıdır.
Yönetim, aidiyet ağlarıyla değil, kurumsal ölçülerle yapılmalıdır.
Aksi halde iş yerinde iki düzen oluşur.
Biri görünen düzendir.
Diğeri görünmeyen.
Resmî prosedür başka işler.
Asıl kararlar başka yerde alınır.
İşte o zaman kurum içeriden zayıflar.
Nepotizm sadece hakkı yenilen kişiyi mağdur etmez.
Kurumu da geriletir.
Başarılı insanı küstürür.
Nitelikli insanı uzaklaştırır.
Ortalamayı düşürür.
Kaliteyi aşındırır.
Bu nedenle nepotizm, sadece bireysel bir kusur değildir.
Kurumsal bir risk alanıdır.
Etik bir ihlaldir.
Yönetişim zaafıdır.
Çalışma hayatında görünmeyen ama derin bir tahribattır.
İslam’ın adalet anlayışı burada güçlü bir ölçü sunar.
Yakının lehine haksızlık üretmek de yanlıştır.
Tanıdık diye yolu açmak da yanlıştır.
Hak edenin önünü kesmek de yanlıştır.
Çünkü hak, ilişkiye göre değil, ölçüye göre dağıtılmalıdır.
Bugün iş dünyasının en çok ihtiyaç duyduğu şey daha fazla slogan değildir.
Daha fazla adalettir.
Daha fazla liyakattir.
Daha fazla şeffaflıktır.
Daha fazla hesap verebilirliktir.
Kurumsal yapı sağlam olacaksa, ölçü net olmalıdır.
Yakınlık değil, yeterlilik esas alınmalıdır.
Referans değil, performans konuşmalıdır.
Bağlantı değil, emek değer görmelidir.
Kısacası İslam nepotizme kapı açmaz.
Çünkü nepotizm, adaleti yaralar.
Emaneti zedeler.
Kul hakkına girer.
Çalışma hayatını zehirler.
Sağlıklı kurumun yolu bellidir.
Ehliyet.
Liyakat.
Adalet.
Ve herkes için aynı ölçü.
