Kamu hukuku perspektifinden mobbing ile mücadele, bireysel başvuru yollarının ötesine geçen, kurumsal ve sistematik bir normatif çerçeve gerektirir. Bu çerçevede yapılması gereken hukuki düzenlemeler, önleyici, tespit edici ve yaptırıma bağlayıcı boyutları birlikte içermelidir.
Öncelikle, mobbing kavramının kamu mevzuatında açık, yeknesak ve bağlayıcı biçimde tanımlanması zorunludur. Mevcut düzenlemelerde kavram dolaylı ifadelerle ele alınmakta, bu durum uygulamada yorum farklılıklarına ve ispat sorunlarına yol açmaktadır. Tanımın; süreklilik, sistematiklik, hiyerarşik veya yatay ilişkilerde gerçekleşebilme ve kişilik haklarını zedeleyici etki unsurlarını içerecek şekilde normatif düzeyde yapılması gerekir.
Kamu görevlileri bakımından özel bir önleme ve koruma rejimi oluşturulmalıdır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu başta olmak üzere temel personel mevzuatına, idareye açık bir “mobbingi önleme yükümlülüğü” yükleyen hükümler eklenmelidir. Bu yükümlülük, yalnızca pasif bir gözetim değil; risk analizi yapma, kurumsal politika oluşturma, farkındalık ve eğitim programlarını zorunlu kılma gibi aktif idari tedbirleri kapsamalıdır.
Şikâyet ve başvuru mekanizmaları yeniden yapılandırılmalıdır. Mevcut idari başvuru yolları çoğu zaman hiyerarşik bağımlılık nedeniyle etkisiz kalmaktadır. Bu nedenle, idare içinde bağımsız çalışan, uzmanlaşmış ve gizlilik ilkesini esas alan mobbing inceleme birimlerinin kurulması; ayrıca bu birimlerin karar ve raporlarının idari ve yargısal süreçlerde delil değeri taşıyacak şekilde düzenlenmesi gereklidir.
Disiplin hukuku boyutu güçlendirilmelidir. Mobbing fiilleri, disiplin mevzuatında açık ve müstakil bir disiplin suçu olarak tanımlanmalı; fiilin ağırlığına göre kademeli ve caydırıcı yaptırımlar öngörülmelidir. Özellikle amir konumundaki kişilerin gerçekleştirdiği veya göz yumduğu mobbing eylemleri için ağırlaştırılmış sorumluluk rejimi benimsenmelidir.
İdarenin hizmet kusuru sorumluluğu netleştirilmelidir. Mobbingin idare tarafından önlenmemesi, geç müdahale edilmesi veya etkisiz soruşturma yürütülmesi hâllerinde, idarenin tazminat sorumluluğunun doğacağı açık biçimde mevzuata yansıtılmalıdır. Bu yaklaşım, hem mağdurun zararının giderilmesini hem de idarenin kurumsal düzeyde önlem alma motivasyonunu artıracaktır.
Yargısal denetimi güçlendiren usul hükümleri getirilmelidir. İspat yükünün paylaştırılması, delil serbestisinin genişletilmesi ve psikolojik tacizin doğası gereği dolaylı delillerin dikkate alınmasına imkân tanıyan düzenlemeler, kamu hukuku bakımından etkili bir mücadele zemini yaratacaktır.
Bu bütüncül yaklaşım, mobbing ile mücadelenin yalnızca bireysel hak arama faaliyeti olmaktan çıkarılarak, kamu yönetiminde hesap verebilirlik, insan onuruna saygı ve kurumsal etik ilkeleriyle uyumlu bir kamu politikası alanı hâline gelmesini sağlayacaktır.
