6 Mart 2025’te yayımlanan 2025/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi çok açık bir çağrı yaptı.
İş yerlerinde psikolojik taciz önlenecek, dedi.
Çalışma barışı korunacak, dedi.
Sağlıklı, güvenli ve huzurlu bir çalışma ortamı kurulacak, dedi.
Aradan tam bir yıl geçti. Koskoca 365 gün ve daha fazlası
Peki şimdi sormak gerekiyor:
Kamu yöneticileri ne yaptınız?
Neyi bekliyorsunuz?
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi pekiyi ya siz !!?
Ortada Sayın Cumhurbaşkanımızın imzaladığı bir genelge var.
Yani keyfiyet yok, mecburiyet var.
Çünkü bu genelge bir temenni metni değildir.
Bir hatırlatma yazısı da değildir.
Bu genelge, yöneticilere açık görevler yüklüyor.
Açık sorumluluklar veriyor.
Açık bir uyarı yapıyor.
Öncelikle şunu söylüyor:
Psikolojik tacizle mücadele, öncelikle işverenlerin ve yöneticilerin sorumluluğundadır.
Yani bu iş, sadece personel biriminin işi değildir.
Sadece disiplin kuruluna havale edilecek bir konu da değildir.
Doğrudan yönetim sorunudur.
Doğrudan kamu yönetimi sorunudur.
Genelge yöneticilere ne diyor?
Riski gözetin, diyor.
Önleyici politika geliştirin, diyor.
Koruyucu tedbir alın, diyor.
Eğitim verin, diyor.
Farkındalık oluşturun, diyor.
Başvuruları ciddiyetle ele alın, diyor.
Daha ne desin?
Bugün birçok kamu kurumunda hâlâ aynı tabloyla karşılaşıyoruz.
Sorun konuşulmuyor.
Şikâyet küçümseniyor.
Mağdur yalnız bırakılıyor.
Yönetici ise çoğu zaman sessiz kalıyor.
Bazen de sorunun kendisi oluyor.
İşte en ağır eleştiri tam da burada başlıyor.
Genelge yürürlükte.
Ama birçok kurumda uygulama hâlâ yok.
Metin var.
Mekanizma yok.
Yetki var.
İrade yok.
Sorumluluk var.
Ama harekete geçen bildiğimiz kadarıyla çok az.
Oysa genelge çok net.
İşveren, yönetici ve tüm çalışanlar psikolojik taciz sayılabilecek davranışlardan kaçınacak.
Ama asıl önleyici yük, yönetim kadrosunda olacak.
Çünkü kurum kültürünü çalışan değil, yönetici belirler.
İklimi memur değil, amir oluşturur.
Sessizliği de çoğu zaman yönetim üretir.
Kamu yöneticisi olmak sadece imza atmak değildir.
Sadece toplantı yapmak değildir.
Sadece performans istemek değildir.
Kamu yöneticisi olmak, insan onurunu korumaktır.
Kurumu güvenli hale getirmektir.
Çalışanı baskıya karşı korumaktır.
Bugün kamu kurumlarında yapılması gerekenler bellidir.
Önce kurum içi açık bir mobbing karşıtı politika oluşturulmalıdır.
Sonra yöneticilere eğitim verilmelidir.
Şikâyet kanalları görünür hale getirilmelidir.
Başvurular gizlilik içinde ve gecikmeden incelenmelidir.
Misillemeye sıfır tolerans gösterilmelidir.
Ve en önemlisi, “bizde olmaz” rahatlığı terk edilmelidir.
Çünkü oluyor.
Hem de uzun süredir oluyor.
Görev yeri değişikliğiyle oluyor.
Dışlamayla oluyor.
Sürekli değersizleştirmeyle oluyor.
Yetkiyi daraltmayla oluyor.
İtibarı aşındırmayla oluyor.
Ve çoğu zaman evrakta görünmeden oluyor.
Bu yüzden 2025/3 sayılı genelge yöneticilere sadece yetki vermiyor.
Aynı zamanda hesap verilebilir bir sorumluluk da yüklüyor.
Artık “haberim yoktu” demek kolay değil.
“Şikâyet gelmedi” demek de yeterli değil.
Çünkü genelge, riskleri önceden görmeyi ve önleyici yaklaşımı açıkça istiyor.
Buradan kamu yöneticilerine açık çağrımız şudur:
Beklemeyin.
Bir dosya gelmesini beklemeyin.
Bir çalışan tükenene kadar beklemeyin.
Bir kurum itibarı zedelendikten sonra harekete geçmeyin.
Genelgenin gereğini bugün yerine getirin.
Unutmayalım.
Mobbing sadece bireyi yormaz.
Kurumu da çürütür.
Verimi düşürür.
Aidiyeti bitirir.
Liyakati bozar.
Adalet duygusunu aşındırır.
Sonunda devlete olan güveni de zedeler.
MMD olarak biz şunu söylüyoruz:
Kamu yönetiminde güçlü olmak, sert olmak değildir.
Adil olmaktır.
Duyarlı olmaktır.
Önleyici olmaktır.
İnsanı koruyan bir yönetim anlayışı kurmaktır.
Bugün 2025/3 sayılı genelge ortadadır.
Görev bellidir.
Yetki bellidir.
Sorumluluk bellidir.
Şimdi soru şudur:
Kamu yöneticileri, neyi bekliyorsunuz?
