İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

Mobbingin En Yoğun Görüldüğü Sektör Sağlık

14 Mart Tıp Bayramını kutladık. Hekimler ve sağlık emekçileri her türlü zorluğa rağmen görevlerini büyük bir fedakârlıkla sürdürüyor. Yoğun iş yükü, hiyerarşik baskı, personel yetersizliği ve tükenmişlik sendromu, sağlık çalışanlarını psikolojik tacize açık hale getirmektedir. Bu durum sadece çalışanın ruh sağlığını değil, toplumun aldığı sağlık hizmetinin kalitesini de tehdit ediyor. 14 Mart vesilesiyle görevini layıkıyla yerine getiren sağlık çalışanlarını yürekten kutluyorum. Hepimiz yaşayarak görüyoruz ki sağlık sisteminde her şey bina değildir. Cihaz değildir. Bütçe de değildir. Sağlık sisteminin omurgası insandır. O insan da sağlık çalışanıdır. Doktor, hemşire, teknisyen, veri giriş personeli, temizlik görevlisi, sekreter. Hepsi aynı zincirin halkasıdır. Bir halka sürekli ezilirse, zincir de zayıflar. Gerçeklerle yüzleşelim mi? Türkiye’de sağlık sistemi uzun süredir büyük bir yük taşıyor. OECD verilerine göre Türkiye’de kişi başına sağlık harcaması 1.827 dolar düzeyinde. OECD ortalaması ise 4.986 dolar. Türkiye’de 1.000 kişiye düşen hekim sayısı 2,2.(3 Kişi bile değil) OECD ortalaması 3,7. Hemşire sayısında fark daha da sert: Türkiye 2,8 kişi. OECD ortalaması 9,2 kişi. Bu tablo bize şunu söylüyor: Türkiye sağlık hizmetini daha sınırlı insan gücü ve daha sınırlı kaynakla yürütüyor. Yani sistem zaten gerilim altında. Bu gerilimin üstüne bir de mobbing biniyorsa, mesele sadece çalışma huzuru meselesi olmaktan çıkıyor. Doğrudan kamu hizmeti sorunu haline geliyor. Çünkü mobbing sadece birinin moralini bozmaz. Dikkati dağıtır. Karar kalitesini düşürür. Tükenmişliği büyütür. Sessizliği normalleştirir. Kurumu içten kemirir. Sağlıkta bunun bedeli daha ağırdır. Yanlış doz olur. Eksik kayıt olur. Geciken müdahale olur. Nöbet yükü adaletsiz dağılır. İyi çalışan susar, kötü düzen yerleşir. OECD verileri zaten alarm veriyor. Türkiye’de halkın yalnızca yüzde 53’ü kaliteli sağlık hizmetinin erişilebilirliğinden memnun olduğunu söylüyor. OECD ortalaması yüzde 67. Önlenebilir hastane yatışları da yüksek. Türkiye’de 100 bin kişide 827 kaçınılabilir yatış varken, OECD ortalaması 463. Tıbbi görüntüleme cihaz bolluğunda üst ligde değiliz; ama görüntüleme kullanımında çok üst sıralardayız Türkiye’de CT + MRI + PET toplam cihaz yoğunluğu milyon kişi başına 30, OECD ortalaması ise 51. Yani genel görüntüleme altyapısında ortalamanın altındayız. Bu farklar tesadüf değil. Sistemin insan ayağı yorulursa, sonuç göstergelere yansır. Sağlık çalışanının üstündeki görünmeyen baskı, bir süre sonra vatandaşın aldığı hizmete dönüşüyor. Peki Türkiye’de bu sektörde mobbing konusunda hukuki zemin var mı? Evet, var. Ama dağınık bir yapı içinde var. Önce genel çerçeve var. 2011’de yayımlanan ve derneğimizin de önemli katkılar sunduğu ilk idari düzenleme olan “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” konulu başbakanlık genelgesi, kamu kurumları ile özel sektörde psikolojik tacizin çalışma hayatını olumsuz etkilediğini açıkça söylüyor. Sonra güncellenen çerçeve var. 2025/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, işyerlerinde psikolojik tacizin önlenmesini yeniden gündeme taşıdı. Başvuru kanallarını da daha görünür hale getirdi. CİMER, TBMM Dilekçe Komisyonu, ALO 170, TİHEK ve Kamu Denetçiliği Kurumu bu kanallar arasında sayıldı. Sağlık Bakanlığı tarafında da boşluk yok demek yanlış olmaz. Ama yapı tek bir “mobbing yönergesi” halinde toplanmış değil. Bakanlığın 2012/23 sayılı Çalışan Güvenliğinin Sağlanması Genelgesi var. Bir de Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü’nün Çalışan Hakları ve Güvenliği Uygulamaları Rehberi var. Bu yapı, çalışan hakları ve güvenliği birimleri üzerinden şikâyet alma, değerlendirme, yönlendirme ve önleyici faaliyet üretme mantığıyla çalışıyor. Yani kâğıt üstünde bazı araçlar mevcut. Asıl soru başka: Bu araçlar gerçekten işliyor mu? Çalışan şikâyet ettiğinde korunuyor mu? Yoksa fişleniyor mu? Birimler bağımsız davranabiliyor mu? Yoksa aynı hiyerarşinin içinde buhar mı oluyor? Soruşturma açılıyor mu? Yoksa “idare edelim” denilip dosya rafa mı kaldırılıyor? Mobbing en çok da burada güçlenir. Kuralın olmadığı yerde değil. Kuralın olduğu ama uygulanmadığı yerde. Sağlık çalışanı şiddete uğradığında görünür tepki oluşuyor. Bu önemli. Ama psikolojik taciz çoğu zaman daha sessiz ilerliyor. Bağırmadan eziyor. İz bırakmadan tüketiyor. Tam da bu yüzden daha tehlikeli oluyor. Bir sağlık çalışanını sürekli küçük düşürmek, dışlamak, nöbetle cezalandırmak, itibarsızlaştırmak, sözünü değersizleştirmek, mesleki yalnızlığa itmek; sadece bireye zarar vermez. Kurumun adalet duygusunu çürütür. Sonra herkes susmayı öğrenir. Ve suskunluk, kötü yönetimin en sevdiği iklimdir. Türkiye’nin sağlıkta daha çok binaya değil, daha çok kurumsal adalete ihtiyacı var. Daha çok korkuya değil, daha çok güvene ihtiyacı var. Daha çok sloganlara değil, daha çok işleyen iç denetime ihtiyacı var. Çünkü sağlıkta kalite, sadece cihaz kalitesi değildir. Yönetim kalitesidir. İlişki kalitesidir. Çalışma iklimidir. Bir ülkede hekim sayısı düşükse, hemşire sayısı düşükse, kaynaklar sınırlıysa, o ülkede kalan insan gücünü yıpratmak akıl kârı değildir. Mobbing, personel yönetimi değildir. Kurumsal intihardır. Bu yüzden Sağlık Bakanlığı bünyesinde yapılması gereken şey nettir. Mobbingi dolaylı başlıklara sıkıştırmak değil, açık bir kurumsal öncelik haline getirmektir. Başvuru yollarını görünür kılmak gerekir. Birimleri bağımsızlaştırmak gerekir. Misillemeye karşı güvence vermek gerekir. Veri toplamak gerekir. Rapor yayımlamak gerekir. Eğitim vermek gerekir. Ve en önemlisi, yöneticiyi de denetlemek gerekir. Çünkü sağlık çalışanını korumayan sistem, en sonunda hastayı da koruyamaz.
Ekleme Tarihi: 16 Mart 2026 -Pazartesi
İlhan İŞMAN

Mobbingin En Yoğun Görüldüğü Sektör Sağlık

14 Mart Tıp Bayramını kutladık.

Hekimler ve sağlık emekçileri her türlü zorluğa rağmen görevlerini büyük bir fedakârlıkla sürdürüyor.

Yoğun iş yükü, hiyerarşik baskı, personel yetersizliği ve tükenmişlik sendromu, sağlık çalışanlarını psikolojik tacize açık hale getirmektedir.

Bu durum sadece çalışanın ruh sağlığını değil, toplumun aldığı sağlık hizmetinin kalitesini de tehdit ediyor.

14 Mart vesilesiyle görevini layıkıyla yerine getiren sağlık çalışanlarını yürekten kutluyorum.

Hepimiz yaşayarak görüyoruz ki sağlık sisteminde her şey bina değildir.
Cihaz değildir.
Bütçe de değildir.

Sağlık sisteminin omurgası insandır.
O insan da sağlık çalışanıdır.

Doktor, hemşire, teknisyen, veri giriş personeli, temizlik görevlisi, sekreter.
Hepsi aynı zincirin halkasıdır.
Bir halka sürekli ezilirse, zincir de zayıflar.

Gerçeklerle yüzleşelim mi?

Türkiye’de sağlık sistemi uzun süredir büyük bir yük taşıyor.
OECD verilerine göre Türkiye’de kişi başına sağlık harcaması 1.827 dolar düzeyinde.
OECD ortalaması ise 4.986 dolar.
Türkiye’de 1.000 kişiye düşen hekim sayısı 2,2.(3 Kişi bile değil)
OECD ortalaması 3,7.
Hemşire sayısında fark daha da sert: Türkiye 2,8 kişi. OECD ortalaması 9,2 kişi.

Bu tablo bize şunu söylüyor:
Türkiye sağlık hizmetini daha sınırlı insan gücü ve daha sınırlı kaynakla yürütüyor.
Yani sistem zaten gerilim altında.
Bu gerilimin üstüne bir de mobbing biniyorsa, mesele sadece çalışma huzuru meselesi olmaktan çıkıyor.
Doğrudan kamu hizmeti sorunu haline geliyor.

Çünkü mobbing sadece birinin moralini bozmaz.
Dikkati dağıtır.
Karar kalitesini düşürür.
Tükenmişliği büyütür.
Sessizliği normalleştirir.
Kurumu içten kemirir.

Sağlıkta bunun bedeli daha ağırdır.
Yanlış doz olur.
Eksik kayıt olur.
Geciken müdahale olur.
Nöbet yükü adaletsiz dağılır.
İyi çalışan susar, kötü düzen yerleşir.

OECD verileri zaten alarm veriyor.
Türkiye’de halkın yalnızca yüzde 53’ü kaliteli sağlık hizmetinin erişilebilirliğinden memnun olduğunu söylüyor.
OECD ortalaması yüzde 67.
Önlenebilir hastane yatışları da yüksek.
Türkiye’de 100 bin kişide 827 kaçınılabilir yatış varken, OECD ortalaması 463.

Tıbbi görüntüleme cihaz bolluğunda üst ligde değiliz; ama görüntüleme kullanımında çok üst sıralardayız

Türkiye’de CT + MRI + PET toplam cihaz yoğunluğu milyon kişi başına 30, OECD ortalaması ise 51.

Yani genel görüntüleme altyapısında ortalamanın altındayız.

Bu farklar tesadüf değil.
Sistemin insan ayağı yorulursa, sonuç göstergelere yansır.
Sağlık çalışanının üstündeki görünmeyen baskı, bir süre sonra vatandaşın aldığı hizmete dönüşüyor.

Peki Türkiye’de bu sektörde mobbing konusunda hukuki zemin var mı?
Evet, var.
Ama dağınık bir yapı içinde var.

Önce genel çerçeve var.
2011’de yayımlanan ve derneğimizin de önemli katkılar sunduğu ilk idari düzenleme olan “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” konulu başbakanlık genelgesi, kamu kurumları ile özel sektörde psikolojik tacizin çalışma hayatını olumsuz etkilediğini açıkça söylüyor.

Sonra güncellenen çerçeve var.
2025/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, işyerlerinde psikolojik tacizin önlenmesini yeniden gündeme taşıdı.
Başvuru kanallarını da daha görünür hale getirdi.
CİMER, TBMM Dilekçe Komisyonu, ALO 170, TİHEK ve Kamu Denetçiliği Kurumu bu kanallar arasında sayıldı.

Sağlık Bakanlığı tarafında da boşluk yok demek yanlış olmaz.
Ama yapı tek bir “mobbing yönergesi” halinde toplanmış değil.
Bakanlığın 2012/23 sayılı Çalışan Güvenliğinin Sağlanması Genelgesi var.
Bir de Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü’nün Çalışan Hakları ve Güvenliği Uygulamaları Rehberi var.
Bu yapı, çalışan hakları ve güvenliği birimleri üzerinden şikâyet alma, değerlendirme, yönlendirme ve önleyici faaliyet üretme mantığıyla çalışıyor.

Yani kâğıt üstünde bazı araçlar mevcut.
Asıl soru başka:
Bu araçlar gerçekten işliyor mu?

Çalışan şikâyet ettiğinde korunuyor mu?
Yoksa fişleniyor mu?
Birimler bağımsız davranabiliyor mu?
Yoksa aynı hiyerarşinin içinde buhar mı oluyor?
Soruşturma açılıyor mu?
Yoksa “idare edelim” denilip dosya rafa mı kaldırılıyor?

Mobbing en çok da burada güçlenir.
Kuralın olmadığı yerde değil.
Kuralın olduğu ama uygulanmadığı yerde.

Sağlık çalışanı şiddete uğradığında görünür tepki oluşuyor.
Bu önemli.
Ama psikolojik taciz çoğu zaman daha sessiz ilerliyor.
Bağırmadan eziyor.
İz bırakmadan tüketiyor.
Tam da bu yüzden daha tehlikeli oluyor.

Bir sağlık çalışanını sürekli küçük düşürmek, dışlamak, nöbetle cezalandırmak, itibarsızlaştırmak, sözünü değersizleştirmek, mesleki yalnızlığa itmek; sadece bireye zarar vermez.
Kurumun adalet duygusunu çürütür.
Sonra herkes susmayı öğrenir.
Ve suskunluk, kötü yönetimin en sevdiği iklimdir.

Türkiye’nin sağlıkta daha çok binaya değil, daha çok kurumsal adalete ihtiyacı var.
Daha çok korkuya değil, daha çok güvene ihtiyacı var.
Daha çok sloganlara değil, daha çok işleyen iç denetime ihtiyacı var.

Çünkü sağlıkta kalite, sadece cihaz kalitesi değildir.
Yönetim kalitesidir.
İlişki kalitesidir.
Çalışma iklimidir.

Bir ülkede hekim sayısı düşükse, hemşire sayısı düşükse, kaynaklar sınırlıysa, o ülkede kalan insan gücünü yıpratmak akıl kârı değildir.
Mobbing, personel yönetimi değildir.
Kurumsal intihardır.

Bu yüzden Sağlık Bakanlığı bünyesinde yapılması gereken şey nettir.
Mobbingi dolaylı başlıklara sıkıştırmak değil, açık bir kurumsal öncelik haline getirmektir.
Başvuru yollarını görünür kılmak gerekir.
Birimleri bağımsızlaştırmak gerekir.
Misillemeye karşı güvence vermek gerekir.
Veri toplamak gerekir.
Rapor yayımlamak gerekir.
Eğitim vermek gerekir.
Ve en önemlisi, yöneticiyi de denetlemek gerekir.

Çünkü sağlık çalışanını korumayan sistem, en sonunda hastayı da koruyamaz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.