Zulüm kimden gelirse gelsin, kim yaparsa yapsın zulümdür.
İnsan olan herkesin Vicdanını kanatır.
Sessizliği sese çevirmek gerekir
Eğer insan isek susmamak gerekir
Sadece İspanya dışında
Sözde insan hakları savunucusu
Tüm Avrupayı kınıyorum.
Elbette Amerika ve İsraili de…
Sizler insan mısınız? Emin misiniz?
Dünya maalesef iki meczup, psikopatın eline kaldı
İran’lı 168 çocuk öldü.
Bir cümle böyle başlıyor.
Kısa. Soğuk. Sert.
Ama hiçbir anne için bu sayı değildir.
Hiçbir baba için de öyle.
Her biri bir isimdi.
Her biri bir yüzdü.
Her biri bir evin ışığıydı.
Çocuk ölümü, dünyanın en ağır sessizliğidir.
Çünkü çocuk demek, yarın demektir.
Umut demektir.
Eksik söylenen bir şarkı demektir.
Yarım kalan bir resim demektir.
Ölüm zaten zordur.
Her yaşta zordur.
Ama çocuk ölümü başka bir şeydir.
Doğaya aykırıdır.
Hayata aykırıdır.
İnsanın içine çöken bir karanlıktır.
168 çocuk.
Bazıları bunu bir haber olarak okur.
Bir sayı olarak görür.
Bir istatistik gibi geçer gider.
Ama ölüm istatistik değildir.
Hele çocuk ölümü hiç değildir.
Bir çocuğun ölümü, sadece bir canın gitmesi değildir.
Bir evin sesinin susmasıdır.
Bir oyuncağın kimsesiz kalmasıdır.
Bir yatağın boş kalmasıdır.
Bir okul çantasının artık açılmamasıdır.
Geride kalanlar için zaman durur.
Saat işler ama hayat ilerlemez.
Sofra kurulur ama eksik kurulur.
Kapı çalar ama beklenen gelmez.
Gece olur ama uyku gelmez.
Ölüm, yetişkinler için bile zor bir gerçektir.
Ama çocuk için düşünüldüğünde insanın dili tutulur.
Çünkü çocuklar ölmemelidir.
Bunu herkes bilir.
Bunu söylemek için büyük cümlelere gerek yoktur.
Bazen dünya çok acımasız oluyor.
Bazen insan, insanın yükünü taşıyamıyor.
Bazen de en büyük bedeli en masum olanlar ödüyor.
İşte en çok buna yanıyoruz.
Masumiyete dokunan ölüme.
Daha hayatı tanıyamadan gelen vedaya.
Daha “büyüyünce” diye başlayan cümleler kurulmadan biten ömre.
168 çocuk öldü.
Bu cümleyi okuyup geçmek kolay.
Ama hissetmek zorundayız.
Çünkü hissetmezsek alışırız.
Alışırsak susarız.
Susarsak insanlığımız eksilir.
Ölüm bazen bir kişiyi almaz sadece.
Bir ailenin geleceğini de alır.
Bir mahallenin neşesini de alır.
Bir ülkenin vicdanını da sınar.
Bugün o 168 çocuğu konuşuyoruz.
Aslında kendimizi konuşuyoruz.
Ne kadar insan kaldığımızı.
Ne kadar merhamet taşıdığımızı.
Bir çocuğun ardından ne kadar sustuğumuzu.
Bazı acıların tarifi yoktur.
Bazı kayıpların tesellisi olmaz.
Bazı ölümler unutulmamalıdır.
Çünkü bazı isimler toprağa değil, vicdana gömülür.
Bir köşe yazarı olarak benim de elimden gelen budur…
168 İran’lı çocuğu ve sivil kayıpları
Saygı ve rahmetle anıyorum…
