Dünya önemli bir tarihi dönemeçten geçiyor.
Zulüm kimden geliyorsa gelsin, kim yaparsa yapsın ZULÜMDÜR.
Zülmeden güçlü olsa bile haklı olamaz.
Güçlünün yanında değil, haklının yanında yer almak gerekir.
Eğri oturup doğru konuşmak gerekir.
Bazı değerler vardır.
Geçmez.
Eskimez.
Unutulsa da yok olmaz.
Çünkü onlar bir milletin ruhuna yazılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti işte böyle bir ruhtur.
Zorlukla kurulmuştur.
Fedakârlıkla büyümüştür.
Şehit kanıyla, millet iradesiyle, büyük bir inançla ayakta kalmıştır.
Bu Cumhuriyet sıradan bir devlet değildir.
Bu Cumhuriyet, bir milletin yeniden ayağa kalkma iradesidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu millete yalnızca bir vatan bırakmadı.
Bir onur bıraktı.
Bir yön bıraktı.
Bir karakter bıraktı.
Bağımsız yaşamanın ne demek olduğunu öğretti.
Millet olmanın ne kadar büyük bir güç olduğunu gösterdi.
Cumhuriyetin, laikliğin, milli egemenliğin ne kadar hayati olduğunu öğretti onu Türk Gençliğine emanet etti.
Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda, en çok neye ihtiyaç duyduğumuzu açıkça görüyoruz.
Birliğe ihtiyaç var.
Beraberliğe ihtiyaç var.
Ortak bir vicdana ihtiyaç var.
Köklerini bilen, tarihini unutmayan, geleceğe güvenle bakan bir toplumsal duruşa ihtiyaç var.
İşte Öze Dönüş bu yüzden önemlidir.
Çünkü bu duruş, sadece bir fikir zemini değildir.
Aynı zamanda bir hafıza çağrısıdır.
Bir sorumluluk çağrısıdır.
Bir milletin kendine yeniden bakma çağrısıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilemez temel niteliklerine sahip çıkmak, sadece hukuki bir mesele değildir.
Bu aynı zamanda ahlaki bir duruştur.
Vicdani bir görevdir.
Cumhuriyet rejimini savunmak, laiklik ilkesini korumak, milli devlet anlayışını güçlendirmek, Türk milletinin birlik ve bütünlüğünü yaşatmak; bu ülkeye gönülden bağlı herkesin ortak sorumluluğudur.
Çünkü biliyoruz ki devlet, sadece kurumlarla ayakta durmaz.
Devlet, inançla ayakta durur.
Sadakatle ayakta durur.
Ortak ülküyle ayakta durur.
Bir millet kendi değerlerine sahip çıktığı sürece güçlüdür.
Kendi tarihine yabancılaşmadığı sürece diridir.
Kendi bayrağının gölgesinde kenetlenebildiği sürece geleceğe güvenle yürür.
Bugün milli birlik ve bütünlük her zamankinden daha kıymetlidir.
Çünkü ayrıştıran çoktur.
Bölen çoktur.
Zihinleri bulandıran çoktur.
Ama bu milletin kalbinde hâlâ aynı sevda vardır.
Vatan sevgisi vardır.
Bayrak sevgisi vardır.
Cumhuriyet sevgisi vardır.
Atatürk’e duyulan minnet vardır.
Öze dönüş, geriye bakıp oyalanmak değildir.
Öze dönüş, nereden geldiğini unutmadan yarına yürümektir.
Öze dönüş, köklerinden güç alarak yükselmektir.
Öze dönüş, bu milletin mayasında olan bağımsızlık ruhunu yeniden diri tutmaktır.
Bu ülke çok şey gördü.
Çok badire atlattı.
Ama her defasında ayağa kalktı.
Çünkü temel sağlamdı.
Çünkü millet sağlamdı.
Çünkü Cumhuriyet sağlamdı.
Bugün de aynı şuurla hareket etmek zorundayız.
Atatürk ilke ve inkılaplarını yalnızca anmak yetmez.
Onları yaşatmak gerekir.
Bağımsızlığı yalnızca bir tarih cümlesi olarak görmek yetmez.
Onu her alanda savunmak gerekir.
Milli devleti yalnızca bir yönetim modeli olarak değerlendirmek yetmez.
Onu milletin ortak çatısı olarak korumak gerekir.
Öze Dönüşün verdiği mesaj bu bakımdan anlamlıdır.
Bu mesaj nettir.
Türkiye Cumhuriyeti sahipsiz değildir.
Bu millet köksüz değildir.
Bu vatan yönsüz değildir.
Cumhuriyetin temel değerleri hâlâ dimdik ayaktadır.
Ve bu değerleri yaşatacak irade de bu milletin bağrında yaşamaktadır.
Bazen bir ülkeyi ayakta tutan şey sadece gücü değildir.
Hafızasıdır.
İnancıdır.
Sadakatidir.
Birbirine olan güvenidir.
Aynı bayrak altında, aynı kaderi paylaşma iradesidir.
Türkiye’nin ihtiyacı tam da budur.
Daha çok ayrışmak değil, daha çok kenetlenmek.
Daha çok unutmak değil, daha çok hatırlamak.
Daha çok savrulmak değil, daha sağlam durmak.
Çünkü bu topraklarda geleceği kurmanın yolu bellidir.
Cumhuriyete sahip çıkmaktan geçer.
Atatürk’ün emanetine sadık kalmaktan geçer.
Milli birliği korumaktan geçer.
Bağımsızlığı her şartta savunmaktan geçer.
Ve bazen bir milletin en büyük gücü, yeniden kendini hatırlamasıdır.
İşte öze dönüş tam da budur.
