Bu ülkenin yollarında, hastanelerinde, okullarında, fabrikalarında ve tarlalarında yıllarca onların alın teri var. Kimi gece nöbet tuttu, kimi çocuk yetiştirdi, kimi üretti, kimi insanlara hizmet etti. Bugün “Geçinemiyorum” diyen milyonlarca emekli, ömrünün en güçlü yıllarını ülkesine ve milletine verdi.
Atatürk’e atfedilen bir söz, bu konudaki toplumsal sorumluluğumuzu özlü biçimde anlatır: “Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır.” Bugün bu sözü anmakla yetinemeyiz. Emeklilerimize gösterdiğimiz değeri, hayatlarını kolaylaştıran kararlarla ortaya koymalıyız.
Emeklilerin isteği çok açık: Verdikleri emeğin görülmesi, kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmeleri ve yıllarca başları dik çalıştıkları gibi başları dik yaşlanabilmeleri.
“Para için değil, onurumuz için.”
Bu söz, son günlerde emeklilerin taşıdığı dövizlerde ve yaptığı açıklamalarda yer alıyor. Sözü ülke gündemine taşıyan olay ise hepimizi derinden sarstı. Emekli polis memuru Ali Şekeroğlu, 25 Eylül’de Ankara’da emeklilerin hak talebini dile getirdiği eylem sırasında yaşamını yitirdi. Ailesine ve yakınlarına ve tüm emniyet camiasına başsağlığı diliyorum. Bir insanın vefatından tek bir neden ve sonuç çıkarmak doğru olmaz. Ancak geride kalan sözünü ve emeklilerin yükselen sesini ciddiyetle dinlemek zorundayız.
Emekliler, yıllarca çalıştıktan sonra geçim kaygısı yaşamadan hayatlarını sürdürebilmek istiyor. Ankara’daki eylemin başlıca taleplerinden biri, 2023’te görevdeki memurlara verilen seyyanen ödemenin emekli aylıklarına da yansıtılmasıydı. Emekli örgütleri ayrıca aylık bağlama sisteminin gözden geçirilmesini ve düşük aylıkların iyileştirilmesini talep ediyor.
Meclisin temmuz ayında kabul ettiği düzenlemeyle en düşük emekli aylığı 23 bin 552 liraya çıkarıldı. TÜRK-İŞ’in ağustos araştırmasında ise Ankara’da dört kişilik bir ailenin yalnızca aylık gıda harcaması 37 bin 388 lira olarak hesaplandı. Bu iki tutar, farklı hane büyüklüklerini anlattığı için bire bir karşılaştırılamaz. Yine de gıda, kira, fatura ve sağlık giderlerinin oluşturduğu bu dayanılmaz baskıyı görmezden gelemeyiz.
Sorun yalnızca aylığın miktarı değildir. Emekli, her ay “Hangisini erteleyeyim?” hesabı yapmak istemiyor. İlacını alırken, evinin giderini karşılarken ya da ailesiyle bir araya gelirken kendini çaresiz hissetmek istemiyor. Yıllarca verdiği emeğin, çalışma hayatı bittikten sonra da değer gördüğünü bilmek istiyor.
Bu nedenle “onur” sözü önemlidir. İnsan onuru, geçim şartlarından ayrı düşünülemez. Anayasa’nın 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir. 5. madde, devletin kişilerin refahını sağlamak ve sosyal adaletle bağdaşmayan ekonomik engelleri kaldırmak için çalışmasını öngörür. 60. madde sosyal güvenlik hakkını güvence altına alır; 61. madde ise yaşlıların devletçe korunacağını söyler. 5510 sayılı Kanun da yaşlılık aylığını bir sosyal sigorta hakkı olarak düzenler ve aylığın hesaplanmasına ilişkin kuralları belirler.
Bu hükümler, emekliliği bir lütuf değil, yıllarca verilen emeğin ardından kazanılan bir hak olarak görmemizi gerektirir. Sosyal hukuk devleti, bu hakkın emeklilerin gerçek yaşam koşullarında ne ölçüde karşılık bulduğunu da gözetmelidir.
Çözüm, emeklileri dinleyerek başlamalıdır. Hükümet, Meclis, sosyal güvenlik kurumları ve emekli örgütleri aynı masada buluşmalıdır. Önce farklı emekli gruplarının gelir ve zorunlu giderleri açık verilerle ortaya konmalıdır. Ardından en düşük aylık ve aylık bağlama sistemi, prim ödeme ile alınan aylık arasındaki ilişki korunarak gözden geçirilmelidir.
Seyyanen ödeme konusundaki hukuki süreç de dikkatle izlenmelidir. Anayasa Mahkemesindeki başvurunun esasına ilişkin karar henüz verilmiş değildir. Bu süreç devam ederken emeklilerin taleplerini karşılayacak politika seçeneklerini hazırlamak, karar vericilerin sorumluluğudur. Kira ve sağlık giderleri ağır olan emekliler için hedefli destekler de değerlendirilmelidir. Her adımın maliyeti, kapsamı ve takvimi kamuoyuna açıkça anlatılmalıdır.
Emekli, ülkesinden ayrıcalık istemiyor. Emeğinin karşılığını alabileceği, ihtiyaçlarını karşılayabileceği ve yarına güvenle bakabileceği bir hayat istiyor.
“Para için değil, onurumuz için” sözüne verilecek en doğru karşılık kanaatimce, bu talebi duymak ve uygulanabilir bir çözüm takvimini ortaya koymaktır. Bir toplum, yıllarca kendisine emek vermiş insanları nasıl yaşattığıyla da değerlendirilir.
Bu sese kulak vermezsek çok daha büyük sosyal patlamalara neden olabilir. Geçim sıkıntısı derinleşirken insanların duyulmadığını hissetmesi, yalnızca emeklileri değil, ailelerini ve toplumun ortak güven duygusunu da etkileyebilir.
Emeklilerin meydanlarda dile getirdiği talep haklı bir uyarıdır. Bu uyarıya verilecek karşılık kanaatimce, talepleri küçümsemek ya da çözümü ertelemek olmamalıdır. Sosyal devletin ve toplumun görevi, biriken kırgınlığı büyümeden görmek; emeklileri dinlemek ve onurlu bir yaşam için somut adımlar atmak olmalıdır.